Bu ayki yeni bölümlerimiz çok ilginç iki karınca türü, onların garip uyarlanımları, acılı ısırıkları ve başka türlerle etkileşimleri sonucu geçirdikleri evrimle ilgili.
Şimşek Hızlı Isırışlar ve Garip Uyarlanımlar: Bu ayki ilk yazıda söz edilen karıncaların çeneleri o kadar kuvvetli ki, bir ısırık hareketi ile kendileri çok uzağa fırlatarak av olmaktan kurtuluyorlar. Bu minik süper kahramanların videolarında attıkları çoklu saltoları görünce çok şaşıracağınıza eminiz. Bu yazının sonunda öğretmenlerin faydalanabileceği tartışma soruları var.
Ateş Karıncaları İstila Edip Evrilirler: Bu ayki ikinci yazımızda ise, Amerika kıtasında kimselerin pek sevmediği ateş karıncaları ve onların Kuzey Amerika’yı istilasından bahsediyoruz. Bu minicik ve zararsız görünen karıncaların bir ısırığı ile zerkettikleri zehir, insan derisinde büyük bir alana yayılabilir ve aylar süren bir kaşıntıya, daha da kötüsü derinin o bölgesinin ölümüne sebep olabilir. Normalde Kuzey Amerika’da yaşamayan ateş karıncalarının, buradaki doğal karınca kolonilerinin ölümüne sebep olup onlarla yer değiştirmesi nasıl olmuş, bu durum nasıl büyük problemlere yol açmış ve karıncaların evrimini anlayarak insanoğlu bu problemle nasıl başa çıkmaya çalışıyor? Cevapları (ve dahasını!) bu keyifli yazı paketinden öğrenebilirsiniz.
Keyifli okumalar!
Evrim Çalışkanları
Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak ana sayfasındaki “bizden haber alın” kutusuna e-posta adresinizi yazarak haber listemize üye olabilir veya Facebook sayfamızdan yenilikleri ve etkinlik haberlerini takip edebilirsiniz. Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular için bu blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.
Bilim insanları, yaşamın ilk kez nerede ortaya çıktığı sorusuna cevap bulabilme olasılığı barındıran (gelgit havuzlarından kaplıca ve sıcak su kaynaklarına) pek çok ortamı araştırıyorlar. Bununla birlikte yakın zamanda bazı bilim insanları, yaşamın ilk olarak okyanus derinliklerindeki hidrotermal menfezlerin yakınında ortaya çıktığı hipotezini güçlendiren çalışmalar yaptılar. Bu menfezlerde bulunan kimyasallar ve bu kimyasalların sağladığı enerji, yaşamın evrilmesi için, pek çok kimyasal tepkimeye gerekli olan yakıtı sağlamış olabilir. Üstelik, biyologlar günümüzdeki organizmaların DNA dizilimlerini kullanarak, yaşayan tüm canlıların en yakın zamanda yaşamış ortak atasının izini sürdüler ve bu canlının, hidrotermal menfezlerde yaşamış olması çok olası olan sucul, olağanüstü sıcaklıklarda yaşayan bir mikroorganizma olabileceğine dair bazı izlenimler edindiler. Her ne kadar yaşamın, denizlerin derinliklerindeki bu menfezlerde başladığı hipotezini destekleyen bir dizi kanıt olsa da, emin olmaktan hala çok uzaktayız, ama araştırmalar devam ediyor ve nihayetinde bu araştırmalar yaşamın kökeni için başka ortamları işaret edebilir. (Yaşamın kökeni hakkında daha ayrıntılı bilgi için bu sayfalara göz atabilirsiniz).
fotoğraf www.bio.miami.edu'dan
Hidrotermal menfezler, okyanusların hiç güneş ışığının erişemediği derinliklerindeki “baca”lar. Bu bacalar, topraktaki yarıktan içeri girip magma ile karşılaşınca çok ısınarak geri fışkıran suyun (sıcaklığı 300 santigrattan bile yüksek olabiliyor), dışarıda neredeyse donma noktasında olan soğuk su ile karşılaşınca içinde çözülmüş mineralleri çökeltmesi ile oluşuyor. Menfezler, tektonik levhaların birbirinden ayrılmakta olduğu okyanus şeritlerinde oluşuyor. Hidrotermal menfezin yarattığı kimyasal enerji bakımından zengin bu ortam, inanılmaz çeşitlilikte ve bollukta canlı türüne yaşam alanı sağlıyor.
Wikipedia'dan
Hidrotermal menfezler (ve derin denizlerde yaşayan acayip canlı türleri) hakkında, TED‘in düzenlediği konferanslar sırasında yapılan iki harika konuşmayı izleyerek daha çok bilgi edinebilirsiniz. Konuşmaların Türkçe altyazısı mevcut:
İlk konuşma: David Gallo – Okyanusun derinliklerindeki hayata dair
David Gallo bizi, denizaltılar tarafından çekilen renkli videolar aracılığıyla Dünya’nın en karanlık, en vahşi, zehirli ve muhteşem yaşam alanlarına, yaşamın çok acayip, çok esnek ve şaşırtıcı derecede bereketli olduğu okyanus derinliklerindeki vadilere ve volkanik şeritlere götürüyor.
Sualtı film yapımcısı Mike deGruy okyanusu on yıllardır yakından inceliyor. Çok iyi bir hatip olan deGruy, gezegenimizin mavi kalbine dair hayranlığını, heyecanını — ve korkularını — paylaşmak için Mavi Görev’de sahneye çıkıyor.
Elliott Sober‘ın Biyoloji Felsefesi kitabı ODTÜ ve Muğla Üniversitesi’nden akademisyen ve öğrencilerin çabalarıyla Türkçe’ye çevrilerek Ağustos 2009′da yayınlandı. Bu saygın felsefecinin en iyi kitaplarından birini Türkçe okuyabilecek olmamız oldukça güzel bir gelişme. Yayınlanışının üzerinden biraz zaman geçmiş olsa da, kısa bir tanıtım yazısıyla Sober’ı ve kitabını, haberdar olmayan evrim meraklılarıyla tanıştırmak istedim.
Sober, Wisconsin Üniversitesi (Madison) felsefe bölümünde öğretim üyesi ve daha önemlisi, belki de yaşayan en önemli biyoloji felsefecisi. Biyoloji ve özellikle evrim konusunda yayınlanmış sayısız makalesi ve kitabı bulunuyor. Bunlar arasında en bilinenlerden biri olan Biyoloji Felsefesi, Kuzey Amerika’daki felsefe programlarında açılan biyoloji felsefesi derslerinde ders kitabı olarak okutuluyor. Daha önce çalışma imkanı bulduğum bu kitabın Türkçe’sini rafta gördüğümde çok sevinmiştim. Diğer eserlerinin de çevrileceğini ve Elliott Sober’ın Türkiye’de daha çok tanınacağını umuyorum.
Kitabın içeriğine geçmeden önce biyoloji felsefesinin konusu ve kapsamına bir göz atalım. Biyoloji felsefesi son kırk yılda ismi koyulmuş, oldukça yeni bir çalışma alanı. Bilim felsefesinin bir alt dalı olarak görülüyor ve üç farklı felsefi aktivite içeriyor. İlkinde, genel bilim felsefesi içerisindeki konular (bilimsel değişim, indirgeme, bilimsel açıklama, vb.) biyoloji özelinde değerlendiriliyor. 20. yy. bilim felsefesinin genelde fizikle haşır neşir olduğunu, bilimle ilgili genel tezleri fiziği örnek alarak oluşturduğunu düşündüğümüzde, bunun oldukça önemli bir aktivite olduğunu söyleyebiliriz. İkincisinde, biyoloji biliminin yöntemleri, kuramları ve kavramsal karmaşaları felsefi analize tabi tutuluyor. Bu alanda kuramsal biyoloji ile biyoloji felsefesinin iç içe geçtiği söylenebilir, zira bazen felsefeciler bilimsel dergilerde yayın yaparken bazen de bilim insanları felsefi tezler üretebiliyor. Üçüncüsünde, geleneksel felsefi sorunlar biyolojiye atıfta bulunularak ele alınıyor. Özellikle epistemoloji ve ahlak felsefesi alanlarında biyoloji temelli tezlerle karşılaşmak mümkün.
Biyoloji felsefesi, biyolojinin tüm sahası ve dallarıyla ilgilense de bugüne kadar en fazla çalışma evrimsel biyoloji alanında yapıldı. Sober da bu kitabında konuyu evrimle sınırlı tutuyor ve genelde, bahsettiğim farklı felsefi aktivitelerin ikinci çeşidini uyguluyor. Evrim kuramınında ortaya çıkan kavramsal bulmacaların değerlendirilmesi kitabın içeriğinin çoğunu oluşturmakta. Meraklanmayın: genel bilim felsefesi ve evrim kuramının yayılımı hakkında fikirler de okuyacağız. Bu esnada, evrim hakkında bildiklerimizi yeniden konumlandıracak, bildiğimizi sandığımız fikirleri sorgulayacak ve kavramsal tartışmalardaki zorlukları daha iyi anlayacağız. Kitap üç bölüme ayrılmış durumda. Kavramsal karmaşalarımız Uyum, Uyarlanımcılık, Sistematik ve Seçilimin Birimleri adlı bölümlerde ele alınıyor. Evrim kuramına dışarıdan müdahale Yaratılışçılık, evrim kuramının yayılışı Sosyobiyoloji bölümlerinde değerlendiriliyor. Özellikle Yaratılışçılık adlı bölümü oldukça zihin açıcı bulduğumu söylemeliyim: Sober evrim kuramının bir savunusunu yapmaya değil, fikirlerin mantığını ortaya sermeye çalışıyor.
Evrim kuramı hakkında giriş düzeyinde bilgi sahibi olan meraklı okuyucuların bu kitaptan faydalanacağına eminim. Bunun yanında Biyoloji Felsefesi, felsefecilerin biyoloji bilimi hakkında ne gibi soruları değerlendirdiğini merak edenler için de değerli bir kaynak. Yine de söylemeliyim ki, bu bir popüler bilim ya da popüler felsefe kitabı değil. Birinci bölümün daha üçüncü sayfasında işler ciddileşmeye başlıyor ve metin boyunca grafikler, çizenekler ve formüllerle karşılaşıyoruz. Evrim meraklısı herkesin, karıştırmak, başından sonuna okumak ya da zaman ayırıp çalışmak için, bu kitabı edinmesini öneriyorum.
Yazan: Ediz Dikmelik
ediz.dikmelik [at] gmail.com
Künye:
BİYOLOJİ FELSEFESİ
Özgün adı: Philosophy of Biology Yazan: Elliott Sober Çevirenler: Gökhan Akbay, Zümrüt Alpınar, Orhan Aslan, Doç. Dr. Mehmet Elgin, Eda Keskin, Doç. Dr. Ayhan Sol, Daria Sugorakova, Can Yağız, Doç. Dr. Şahabettin Yalçın Yayıncı: İmge Kitabevi Yayınları, 2009 Sayfa Sayısı: 463 sayfa Kapak: Duysal Yaşar Dizgi: Yalçın Ateş
Kuzey Kıbrıs Kuşları ve Doğayı Koruma Derneği (KuşKor); “Kıbrıs Doğa Kütüphanesi Projesi” adlı bir proje gerçekleştiriyormuş. Projenin amacı “Kıbrıs hakkında yapılmış tüm biyoloji ve doğayla ilgili makale kitap vs. yayınları bir araya toplamak ve bu kapsamda bir kütüphane kurmak.”
KuşKor çalışanı ve aynı zamanda bir Evrim Çalışkanı olan Damla Beton, Kıbrıs Doğa Kütüphanesi’nin bir bölümünü de biyoloji ve doğayla ilgilenen herkesin ilgisini çekebilecek kitaplardan oluşturmak istiyor. Tabii “doğa” deyince, “biyoloji” deyince evrimsiz olmaz.
Damla, bize son zamanlarda gittikçe artan evrimi konulu kitaplardan hangilerinin bir “Doğa Kütüphanesi”nde bulunmasının faydalı olacağını sormuş.
Peki sizce; bir kütüphanede mutlaka bulunması gereken “evrim” konulu kitaplar nelerdir? Neden bu kitapları tavsiye ettiğinizi de belirtirseniz, çok seviniriz.
Elbette projenin yukarıda belirtilen genel kapsamı çerçevesinde tavsiye edeceğiniz; her hangi kitap, makale vs. varsa onları da tavsiye etmekten çekinmeyin.
Nesli tükenme tehlikesiyle ciddi şekilde karşı karşıya olan baykuş papağanı, diğer ismiyle kakapo, haberlere çıktığında bu durum genellikle iyiye işaret değildir. 1995 yılında, uçamayan bu büyük kuşlardan sadece 51 tanesi anayurtları olan Yeni Zelanda’daki sığınak adalarda dolanıyorlardı. Onların tükenmesine engel olmak için biyologlar papağanları avcıların olmadığı adalara taşıdılar. Fakat tehlikesiz bu ortamda bile onların üremesini sağlamak mümkün olmuyordu. Bunun sebebini sonunda anlıyoruz ve bu sayede bu hayvanların soyunun tükenmesine müdahale edebileceğiz gibi görünüyor. Nasıl olduğunu merak ediyorsanız ayrıntılar bu yazıda!
Diğer bütün organizmalar gibi peygamber devesi karidesi de geçmişin evrimsel yükünü sırtında taşır. Bu evrimsel yükün karidesi nasıl ölümcül bir blöf oyununa ittiğini görün. Bu yazıda, bir soyun atalarından aldığı kalıtsal özelliklerin bu soyun gelecekteki evrimini nasıl kısıtlayabileceğini öğreneceksiniz. Özellikle, dış iskeletin eklembacaklılarda evrimin yönünü nasıl değiştirdiğini ve bir grup organizmanın (yazımızdaki örnekte peygamber devesi karidesi) dış iskeleti tarafından oluşturulan sınırlar içinde nasıl “yeterince iyi” çözümler geliştirdiğini göreceğiz.
Keyifli okumalar!
Evrim Çalışkanları
Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak ana sayfasındaki “bizden haber alın” kutusuna e-posta adresinizi yazarak haber listemize üye olabilir veya Facebook sayfamızdan yenilikleri ve etkinlik haberlerini takip edebilirsiniz. Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular için bu blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.
Zuhal Sağdıç, Cüneyt Mızrak, Mahmut Ercan Yıldırım
Kendilerini kutluyoruz.
Kazananların yarisma [at] evrimcaliskanlari.org adresine, isim, soyad, telefon numarası ve kitabın postayla gönderileceği adresi en kısa zamanda bildirmeleri gerekiyor.
Sorduğumuz sorunun cevabı şöyle olacaktı:
Yayılım hipotezini sınamak için başvurulan moleküler yöntem sonucu oluşturulan akrabalık ağacı (soyoluş), aynı adada yaşayan bireylerin birbirlerine, farklı adalarda yaşayan bireylerden daha yakın olduğunu gösteriyor. Yani DNA verileri adalar arası böcek yayılımının morflardaki 2:1 oranını oluşturmak için yetersiz kalacak kadar az olduğuna işaret ediyor. Bu durumda yayılım hipotezini öne süren bilim insanları bu hipotezden vazgeçmek durumunda kalmışlardır.
Mayıs 2009′da düzenlenen II. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu‘nu kaçırdıysanız müjde. Sempozyumdaki konuşmaların içeriği bir kitap olarak derlendi ve “Bilim İnsanlarımız Darwin’i Selamlarken” adıyla geçtiğimiz günlerde Yazılama Yayınevi’nden çıktı. “Evrimsel Düşüncenin Tarihi ve Evrim Felsefesi”, “Günlük Yaşamımızda Evrim ve Evrime Örnekler”, “Evrim ve Diğer Disiplinler”, “Toplumda Evrim Tartışması” ve “Evrim Öğretimi” bölümlerine ayrılmış 25 makaleden oluşan bu derleme değişik bilimsel disiplinlerden 27 bilim insanımızın konuya ilişkin katkılarını içeriyor.
Daha önce yaptığımız gibi sizler için bir yarışma sorusu hazırladık. Aşağıdaki yarışma sorusuna doğru cevap veren kişiler arasından çekilecek kurada seçilen 3 kişi Yazılama Yayınevi’nden kitap kazanacak. Yarışmaya katılım için herhangi bir yaş sınırı yok. Tek yapmanız gereken, e-postanızın “konu” kısmına “YARIŞMA-04″ yazıp, cevabı e-postanızda belirtip, yarisma[at]evrimcaliskanlari.org adresine göndermek ([at] yerine @ işaretini koymanız gerekiyor).
Unutmayın! E-postanızı 23 Mayıs 2010 Pazar Türkiye saati ile gece 12:00′a kadar göndermiş olmanız gerekiyor. 26 Mayıs Çarşamba günü sonuçları buradan açıklayacağız.
İşte yarışma sorumuz:
Bu seferki sorumuz Evrimi Anlamak’taki Şenyüz Örümcekleri bölümünden geliyor.
Hawai Adaları’ındaki şenyüzlü örümcekler çok çeşitli morflara sahiptir. Renklerindeki ve dolayısıyla genlerindeki bu çeşitliliğe rağmen, bütün şenyüz örümcekleri aynı türdür. Örümceklerin tebessümlü desenlerinin evrimini incelemek için adaya gelen araştırmacılar,örümcek popülasyonunun kabaca üçte ikisinin düz sarı tipte olduğunu, üçte birinin ise diğer desenleri taşıdığını buldular. Bu durumun evrilmesinin sebebi olarak ortaya ilk attıkları hipotez yayılım hipoteziydi. Yayılım hipotezini sınamak için iki veri kaynağı kullandılar ve bu kaynaklardan biri örümceklerin DNAsı idi. DNA verileri ile oluşturdukları akrabalık ağacı (soyoluş) araştırmacıların bu hipotez hakkında ne çıkarımda bulunmasına sebep olmuştur?
Sabancı Üniversitesi’nde 28 Mayıs’ta mini evrim çalıştayı düzenlenecek. Çalıştayın dili İngilizce. Ulaşım ve diğer bilgiler için web sitesine göz atabilirsiniz.
———————————
A mini workshop on evolution will take place at Sabancı University this Spring. The workshop is supported by Institute of Complex and Adaptive Matter (ICAM).
Location: Sabancı University, Faculty of Engineering and Natural Sciences, Room: G035
Contact: Defne Üçer, ducer [at] sabanciuniv.edu
Program:
13:00-13:20 Tosun Terzioğlu -Introduction
13:20-14:05 Andrew Berry – “Darwin in DNA: Detecting adaptation in molecular level”
14:05-14:50 Ayşe Erzan - “Non-adaptive Emergence of Complexity: Self replicating linear codes and gene regulatory networks”
14:50-15:10 Break
15:15-15:55 Vidyanand Nanjundiah -“Social behavior and the unit of natural selection”
15:55-16:30 Q & A Period
16:30-16:45 Ali Alpar – Concluding remarks
Üniversite Konseyleri Derneği II. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu’nun ardından gönderilen sunumların basımını gerçekleştirdi. Bugünlerde yayınlanan “Bilim İnsanlarımız Darwin’i Selamlarken” ve Richard Dawkins’in Türkçe’ye çevrilen “Yeryüzündeki En Büyük Gösteri” kitaplarının tanıtımları için 15 Mayıs Cumartesi günü Taksim’deki dernek binasında bir kokteyl düzenleniyor. “Evrimi Anlatmak ve Savunmanın Güncelliği, Evrim Yayıncılığı” başlıklı söyleşi ile başlayacak etkinlik kitapların tanıtımı ve ardından kokteyl ile sürecek. İlgilenen herkes davetlidir!
8 Mayıs Cumartesi – 15.00
İzmir/Bergama – Belediye Meclis Salonu
“Evrim Neden Kaçınılmazdır?” Doç.Dr. Oğuz Altungöz
“Hastalıklarda Genetik Direnç ve Evrim” Doç.Dr. Cemal Ün
“Dünyadaki Yaşamın Süresi” Öğretmenler için Uygulama
9 Mayıs Pazar – 17.00
İzmir/Konak – Nazım Kültürevi
“Evrim Neden Kaçınılmazdır?” Doç.Dr. Oğuz Altungöz
“Hastalıklarda Genetik Direnç ve Evrim” Doç.Dr. Cemal Ün
“Bilim İnsanlarımız Darwin’i Selamlarken” Sempozyum Kitabı Tanıtımı