Douglas Futuyma ile Yol Sohbetleri

İnsan İstanbul trafiğine hergün sövse az. Fakat o adını hep duyduğunuz, kitaplarını okuduğunuz ünlü biyolog ile aynı arabada bulunup, trafik sayesinde uzun uzun sohbet etme şansı yakaladığınızda, eminiz siz de Uygar Polat gibi hayatınızda belki de ilk kez İstanbul trafiğine müteşekkir olurdunuz. Aşağıdaki yazının konusu olan sohbete sebep olduğu için biz müteşekkiriz… Her zamanki gibi, keyifle okuyacağınızdan şüphemiz yok.

Ünlü evrimsel biyolog Douglas Futuyma, Evrim Çalışkanı İstem Fer’in blogumuz için kaleme aldığı yazıdan da hatırlayacağınız üzere, 2. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu kapsamında bir sunum yapmak üzere Türkiye’ye geldi. Kendisi Stony Brook Üniversitesinde ekoloji ve evrim profesörü, evrim hakkında çok sayıda popüler ve teknik kitabın yazarı ve evrim eğitimi hakkında önemli fikirleri olan biri (zaten sunumunun konusu da buydu). Sempozyumun bitiminde kendisini oteline arabayla bırakma görevi bana ve İstem’e düştü. Boğaziçi Uçaksavar Kampüsünden Taksim’deki oteline kadarki yoğun trafikte kendisini sorularımızla terlettik fakat o hiç rahatsız olmuyormuşcasına bize oldukça sıcak ve samimi cevaplar verdi (ilaveten kendisiyle yaptığımız kısa bir video röportajı da çok yakında sempozyumun web sitesinde yayınlanacak). Konuşmalardan aklımızda kalanları blog için derledik.

–Konuşma için birkaç gün öncesinden Türkiye’ye gelen Futuyma ve bir arkadaşı, bu süre zarfında bir araba kiralayıp Pamukkale ve İzmir’i gezmişler. Buralardan oldukça övgüyle söz ettiler.

–Türk şoförlerini oldukça iyi bulduklarını, hepsinin kurallara azami ölçüde dikkat ettiğini söyledi (biz de inanamadık, dalga geçiyor sandık, ama değil!) Yollarımız da birinci sınıf imiş.

–Yolculuk esnasında bi ara ön cama doğru eğilip, ardından da yan camdan dışarı kafasını uzatarak, elektrik tellerinde oturan bir kuşun türünü tespit etti ve endemik olmadığını söyledi (buradan devletimizi göreve çağırıyorum! Yabancı kuşlar ülkemizin tellerini parsellemişler!).

–Kendisi anladığım kadarıyla profesyonel bir kuş gözlemcisi, zira İstanbul’da geçirdiği bir gününün yarısını Belgrad Ormanında kuş gözlemlemeye ayırdı. Bir adet de gayet şık dürbünü var, yanından hiç ayırmadığı sırt çantasında taşıyor.

–Evrimle ilgili ilk kitabını Reagan’ın başkan seçilmesiyle, inandığı değerlerin eriyip gittiğini düşünmesi üzerine yazmış.

–Bush’tan nefret ediyor, bunu yumruklarını sıka sıka, damarlarını çıkara çıkara anlattı.

–Obama’dan çok ümitli, hayatımda gördüğüm en iyi başkan, sürekli bir yenilik, değişim peşinde, bilimsel mevkilere yaptığı atamalar süper diyor.

–Irak işgalinin Müslüman ülkelerde ABD’nin imajını zedelediğini duyduğunu, bunun aslının olup olmadığını soruyor, şevkle evet doğrudur diyoruz, zaten hiçbir zaman popüler olmayan ABD’nin iyice gözden düştüğünü anlatıyoruz.

–Türkiye’nin aslında anayasal olarak laik olduğunu hatırlattığımda Atatürk’ten laf açılıyor, “ülkede her yerde resimlerini gördüm, hakkında anlatılanları dinledikçe bunun nedenini kesinlikle anlıyorum” diyor, çok seviliyor olmalı diyor. Atatürk’ün devleti kurarken ABD anayasasından etkilenip etkilenmediğini soruyor, lafı değiştirip “o değil de Medeni Hukukumuz İsviçre’den” diyoruz (bir işe yarayacağını biliyodum Vatadandaşlık Bilgisi dersi!).

–Kasım’da İTÜ’de düzenlemeyi çalıştığımız DarwinFest’e çağırmayı umduğumuz (fakat sonuç alamadığımız), Stony Brook’taki halefi Massimo Pigliucci hakkındaki fikirlerini soruyoruz, uzunca kariyerinden, yeni işinden (çiçeği burnunda bir filozof kendisi) bahsediyor “gayet yerinde bir seçim olurdu festival için” diyor.

–Alanın önde gelen evrimci biyologlarından biri olduğu için, Dawkins’in başını çektiği biliminsanlarının organize dinleri yüksek sesle eleştirmesi hakkında ne düşündüğünü sordum. Dawkins’in söylediklerine büyük ölçüde katıldığını (Tanrı Yanılgısı’nı okumuş) fakat üslubunu çok sorunlu bulduğunu söyledi. Kendisinin de uzun süredir herhangi bir dini inancı olmadığı halde, başka insanların bu hassas konudaki duygularını rencide etmenin mantıklı olmadığını, bu tavrın kararsız insanları bile iteceğini ve kutuplaşmalara neden olacağını söyledi.

–Buna rağmen dinlerin yol açtığı problemlerin (karşılıklı saygı çerçevesi içinde) tartışılması gerektiğini düşünüyor. Özellikle ateistlerin marjinalize edilmeyi reddetmelerinin ve seslerini duyurmaları gerektiğini düşünüyor.

–Stephen J. Gould’un NOMA’sıyla (non-overlapping magisteria) hemfikir: din ve bilim birbirlerine karışmamalılar diyor. Bilimin hakkında söz söyleyemeyeceği (ahlak gibi) pek çok alanın olduğunu ve dinlerin bu konulardaki işlevlerinin önemli olduğunu düşünüyor. (Bu noktada sert bir frenle arabayı sağa çekip, “hadi canım, şuradan 98’e bindin mi dört durak sonra Taksim’desin, hadı hayatım” dememek için kendimi zor tutuyorum, masmavi gözlerinde kendimi kaybediyorum)

–Amerika’daki ateist hareketinden de haberdar. Sam Harris ve Daniel Dennett’i okumamış ama Christopher Hitchens’in Dawkins’ten daha etkili bir savunucu olduğunu düşünüyor (ki bu ilginç, zira Hitchens dörtlünün en “saygısız”ı).

–Din (eleştirisi) konusunda uzlaşamayacağımızı anlayınca biraz da biyoloji diyor ve Pigliucci’nin başını çektiği “extended evolutinary synthesis” mefhumuna nası baktığını soruyorum. Modern Sentez’de şu anki kabullerimizle açıklamamızın mümkün olmayacağı herhangi bir olguyla karşılaşmadığını, dolayısıyla bu (ve benzeri) önerilen mekanizmaların, iddia edildiği gibi bir devrim yaratmayacağını, Sentez’e ilerleyen senelerde önemli ilaveler yapılacaksa bile ana hatların fazlasıyla sağlam olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Şu makalenin verdiği gazla “evrimci kuramlar yeterince matematiksel değil, ne dersin kankitsu?” diyorum “çok haklısın” diyor “ben bunu evrimci arkadaşlara ileteyim” diyor. (ikincisini demiyor tabi.)

–Gen/grup seçilimi tartışmasındaki fikirlerini sorunca derin bir nefes alıp adeta “hey dostum böyle çapraz sorguya çekileceğimi bilseydim gelmezdim hiç” diyor. Williams ve Maynard-Smith’in temellerini attığı gen merkezli fikirlerin geçerli olduğunu, yakın arkadaşı E. O. Wilson’un grup seçilimi modellerinin pekala akraba seçilimi (kin selection) ile açıklanabileceğini ve bu haliyle grup seçiliminin problematik olduğunu söylüyor.

–Bu noktada artık Taksim’in göbeğindeki oteline varmak üzereyiz ve ben “peki ya epigenetik?” diyorum, “hmm bunun en kısa cevabı bile uzun, herkes bana bunu soruyor, neden yahu?” diyor, “e ama dostum alışıldık kalıtım kurallarını zorlarmış gibi gözüküyor, lamarkçı adeta” diyorum “ne lamarck mı, canın sağolsun!” diyor. Otele vardığımız halde kaldırıma park edip sohbete devam ediyoruz. Biyolog olmadığım için detaylarını anlamadığım bir örnekle özetle “bu konu daha çok yeni, daha fazla deney yapmak lazım, yakın zamanda kokusu çıkar. Ama DNA tabanlı evrimsel modellere çok ciddi bir eklenti olduğu ortaya çıkarsa çok şaşırırım” diyor.

–Vedalaşırken tekrar gelmesini diliyor, Taksim’in hengamesinde zıt yönlere doğru uzaklaşıyoruz ve meşhur Douglas Futuyma’yla uzunca bir sohbet etmiş olmanın verdiği gerçeküstülük bir anda bünyelerimize dank ediyor, aptal aptal gülümsüyoruz.

Yazan: Uygar Polat

Not: Bu yazıda Futuyma’ya dini konularda sorulmuş sorular ve yapılan yorumlar Uygar Polat’ın kişisel soruları ve yorumlarıdır ve Evrim Çalışkanları’nın konu hakkındaki tavrı olarak algılanmamalıdır.

Share/Save/Bookmark

Yorumlar (1)

ibrahimTemmuz 1st, 2009 at 20:45

zevkle okudum. İstem, Uygar ve Istanbul trafiğine teşekkür ederim.

Bir yorum yazın

Yorumunuz