Dilin Evrimi

Bu kez bir başka Evrim Çalışkanı tarafından hazırlanan Dilin Evrimi yazısı ile karşınızdayız. Aşağıdaki yazının sahibi İsa Kerem Bayırlı halen ODTÜ İngilizce Öğretmenliği bölümünde okumakta olan genç bir arkadaşımız. Dilin evrimi ile özellikle ilgilendiğini belirttiğinde ondan blog için bu konuda bir yazı yazmasını istemiştik. O kadar kapsamlı ve güzel bir yazı ortaya çıkardı ki, bu yazının aynı zamanda Yapı Kredi Yayınları’nın düşünce dergisi Cogito’nun evrim kuramına ayırdığı Kış 2009 sayısında da yer almasının uygun olacağına karar verdik. Yazının uzunluğu dolayısıyla ilk bölümünü blogdan yayınlıyoruz. Kalanına yazının sonundaki bağlantı adresine tıklayarak Evrimi Anlamak sitesinden veya Cogito’nun Kış 2009 sayısını edinerek ulaşabilirsiniz.

DİLİN EVRİMİ

1- Giriş

Konuya dilin evrimini inceleyen hemen her kitabın başladığı gibi başlamakta bir kusur yok. Dilin evrimi temelsiz spekülasyonlara o kadar açık bir konudur ki, 1886’da Paris Dilbilimleri Topluluğu bu konuda daha fazla makale kabul etmeyeceğini belirtmiştir. Daha sonra 1950’lerde Chomsky ile birlikte dilbiliminde yaşanan büyük dönüşüm dilbilimcilerin dikkatlerini sözdizim yapılarına ve bu yapıları üreten mekanizmanın nasıl açıklanacağına çeker. 1990 yılında Pinker ve Bloom tarafından yazılan “Natural Language and Natural Selection” (Doğal Dil ve Doğal Seçilim) başlıklı makale ile cin şişeden çıkar ve dilin evrimi o günden bugüne tekrar hararetli tartışmalara sahne olur.

Bu yazının birkaç temel amacı var. Dilin evrimi konusunun Türkiye’de ne kadar tartışıldığını bilmiyorum, ama basit bir “Google” araştırması konuyla ilgili yayınların (1) en yakın referansı 1983 yılından olan bir makale (2) Bilim Teknik dergisi için hazırlanmış birkaç TÜBİTAK çevirisi ve (3) Corballis’in Türkçeye çevrilen bir kitabı olduğunu gösteriyor. Aynı arama 4. sıradan başlayarak Türkiye’de bilim ve evrim karşıtı grupların dilin neden evrilmiş olamayacağı ile ilgili temelsiz iddialarının internetteki bilgi ağını doldurduğunu gösteriyor. Bu yazıyı, güncel tartışmalar ışığında yakın zamanda yayınlanan makalelerin ve kitapların referans alındığı bir yazı olarak tasarladım. Dilbilim alanında ve diğer alanlarda çalışma yapanların konuya giriş olarak okuyabilecekleri bir yazı olmasını amaçlıyorum. Aynı zamanda, dilin evrimini incelemenin neden “dışarıdan göründüğünden” daha zor olduğunu ve dilbilimcilerin bu konuya neden acilen el atması gerektiğini göstermek istiyorum.

Bir dilbilimci adayı olarak dilin evrimi hakkında yazarken dilbilim alanından elde ettiğim bilgilerin aklıma takılan soruları ve beğenip/beğenmediğim yanıtları etkilediğini biliyorum. Ama bunun bir kusur olduğunu sanmıyorum. Bu konuda Bickerton’la ortaklaşıyorum. Dilbilimcilerin bu konuda bıraktıkları büyük boşluk, dilbiliminde son 50 yılda gerçekleşen büyük değişimleri yüzeysel olarak bilen başka alanlardan bilim insanlarının bu değişimleri göz ardı etmesine yol açıyor. Dilbilimde, ileride ele alacağımız, büyük değişimle ilgili tartışmalara “Bunu doğal seçilim yoluyla açıklamak mümkün değil” diyerek burun kıvıran pek çok bilimci, sanıyorum, büyük yanlış yapıyor. Ama suçu biraz da, bir benzetme yaparsak, bütün üniversite öğrencilerine açık bir “Dilin Evrimi” dersinde başka alanlardan pek çok insan son derece üretken bir tartışma yaparken en arka sıraya geçip gelecek hafta yapılacak olan dilbilim dersi sınavına çalışmayı yeğleyen dilbilim öğrencilerinde aramak gerekiyor.

Yazının tamamı için buraya tıklayın.

Share/Save/Bookmark

Yorumlar (4)

ibrahimAralık 24th, 2009 at 00:51

derlemeyi merakla okudum, oldukça da yararlandım, teşekkür ederim.

mustafa yılmazAralık 24th, 2009 at 21:26

23 numaralı not üzerine…

Örnek cümledeki “ki” ek değil, bağlaçtır. Türkçe’nin parametrik özelliklerine uymamasının nedeni de Türkçe olmaması olsa gerek.

İsa KeremAralık 26th, 2009 at 22:34

Yorumlar için teşekkür ederim.

Mustafa Bey’in ilk hatırlatması yerinde. Ki’ye ek demek çok doğru değil. Dikkatimden kaçtı ne yazık ki. ama bağlaç demenin de sorunu çözeceği sanmıyorum. Burada “ki” kelimesi bana öyle geliyor ki ingilizce’deki “that” kelimesi ile çok benzer bir yapı. İngilizce’de bu anlamdaki “that” kelimesine Complementizer diyoruz. Ama bu tartışmaya girmemek adına ki’ye işlevsel kelime gibi bir tanımlama yapmak ona ek demekten daha doğru olurdu.

İkinci yorumun ise doğru olduğunu ama sorunu çözmediğini düşünüyorum. Ki işlevsel kelimesinin kökeni Türkçe olmayabilir ancak bu sorunumuzu çözmüyor. Şöyle anlatabilirim: Chomskyci dilbilime göre bir dilin o dili kullananlardan soyutlanmış bir grameri yok. Yani bir anlamda “Türkçe’nin grameri” diyebileceğimiz ve üzerinden insanların kullandıkları cümleleri “doğru” ve “yanlış” olarak gruplayabileceğimiz bir kurallar bütünü yok. Bir dilin grameri o dili kullanan kişinin içselleştirdiği sistem ne ise oldur. Demem o ki bu yaklaşıma göre ne kadar insan varsa o kadar gramer vardır. Dolayısıyla Türkçe konuşan insanlar hem ki ile (ve başta olduğu için Türkçe’nin parametrik özelliklerinden farklı bir özellik kullanarak) hem de “dık” eki aracığıyla cümlelerin içine cümleler yerleştiriyorlar. Bu bir ikilik ve sorun olmaya devam ediyor.

Elbette bunları açıklanmıyor ya da açıklanmayacak diye söylemiyorum. Eminim bir açıklaması vardır ve belki bu konu bir dilibilimci tarafından ele alınmıştır. Ancak sadece bazı sorunlara işaret etmenin gerekli olduğunu düşündüğüm için böyle bir ek yapma ihtiyacı hissettim. Bundan bağımsız olarak zaten açıklamamız gereken çok sorun olduğu da ortada. Diğer türlü dilbilimin sonu geldi demektir.

Umarım açıklayıcı olabilmişimdir.

Gökhan DoğruOcak 7th, 2010 at 02:01

Merhaba İsa,
Yazını henüz tam olarak okuyamadım ama yazma sürecinin kimi safhalarında yanındaydım. Değerli bir çalışma olduğunu ben de tahmin ediyorum. Tam da karşılaştırmalı dilbilim dersine çalışırken denk geldiğim için “ki” ile ilgili tartışmaya bir şeyler eklemek istedim. Bildiğiniz gibi “ki” Türkçe’ye Farsça dilinden girmiş bir “bağlaç”tır. Yazılışı da şöyledir: (که) İngilizcesi that, fransıcası que (“kö” diye okunuyor), ispanyolcası que (“ke” diye okunuyor.) Görüldüğü gibi bu kullanımlar birbiri ile yakın benzerlikler gösteriyor. Konu ile ne kadar alakası oldu bilmiyorum. Ama dilin evrimi denilince benim aklıma her zaman bu örnek geliyor.

Bir yorum yazın

Yorumunuz