El ayak karışınca

El ele benzemez. Şempanze, goril ve orangutan gibi diğer insansılarla karşılaştırınca, insan eli sert cisimleri sıkıca kavramaya daha yatkın. Başparmak görece uzun ve diğer parmakların hemen karşısında. Bu sayede, diyelim kartopunu sıkıca tutabilir, ona şekil verebiliriz. Şempanze gibi diğer insansılarda ise başparmaklar kısa, diğer parmaklar uzun ve kıvrık. Bu eller asılmaya, tırmanmaya, yumruklar üzerinde yürümeye uygun. İyi de, niye?

İnsan elinin biçimi, taş alet biçimlendirmeyi olanaklı kılan fiziksel altyapıyı sağlıyor bize. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında, el biçiminin elverdiği bu alet üretme, daha önemlisi alet kullanarak alet üretme geliyor. Aslında yunuslardan kargalara çoğu türün alet kullandığını biliyoruz. Örneğin dişi şempanzeler (uygun dal bulmak, dalı budaklarından temizlemek, törpüleyip sivriltmek gibi) çok aşamalı işlemlerle kendi mızraklarını üretip, bunlarla küçük maymunları avlıyor. Yine de, ne şempanzelerde ne de başka türlerde, alet kullanarak alet üretme ve sistematik biçimde doğayı değiştirme becerisi gözlenmedi. Ellerinin cisim kullanmaya yatkın olmaması,  cisimleri nasıl değiştirip kullanabilecekleri konusunda hayal güçlerinin sınırlı kalması bunda etkili olmalı.

Şempanze eli (solda) ve insan eli (sağda).

Şempanze elinin kemikleri (solda) ve insan elinin kemikleri (sağda).

Peki insan eli, diğer insansı ellerinden nasıl farklılaştı?
3-4 milyon öncesine ait Australopithecus’ların parmak kemikleri bazı yönlerden ilksel niteliklerini korumuşsa da, günümüz insanına benzer biçimde başparmaklar görece uzun. Bu el yapısı taş alet kullanmaya gayet uygun görünüyor. Bu grubun yürümeye uygun yapıda (uyarlı) olduklarını da biliyoruz.

Ancak Australopithecus’ların taş alet kullandığına dair kanıt yok ortada. Oldovan tipi taş aletlere ilk defa 2,5 milyon yıl önce Paranthropus ve Homo fosilleriyle rastlıyoruz. Yani 1 milyon yıl boyunca, iki ayak üzerinde yürüyen hominidler, üstelik elleri alet yapmaya uygun olduğu halde hiç taş alet üretemedi. Bunun nedeni bilişsel kısıtlar olabilir. Australopithecus’ların beyin hacmi aşağı yukarı şempanze kadar (400 cm3), oysa taş alet yapabilen Homo’ların beyinleri bunun bir buçuk-iki katı büyüklükteydi.

Australopithecus taş alet yapmıyorsa elleri alet kullanabilecek biçime nasıl evrildi peki? İhtimallerden biri, Australopithecus’ların tahta alet kullanmaları olabilir. Bunlardan geriye fosil kalmaz. Ya da Australopithecus ’lar ellerini yalnızca taş fırlatmak, sopa sallamak için kullanmış olabilir. Bir diğer ihtimal, ellerdeki değişimin Australopithecus ayaklarında yaşanan evrimin yan ürünü olması. 2010’da yüzlerce insan ve şempanze iskeletinde el ve ayak kemiklerini ölçen bir grup bilimci, el ve ayak kemiklerinin birlikte değişkenlik (eşdeğişki) sergilediğini, yani el ve ayağın paralel gelişim gösterdiğini belirledi. Örneğin ayak başparmakları uzun olanların el başparmakları da uzundu. Araştırmacılar bu sonuçları kullanarak ayak yapısını şempanzemsiden insansıya dönüştürecek bir doğal seçilim sürecinin elleri nasıl etkilemiş olabileceğini hesapladı. Sonuçlar, ayağa yönelik pozitif seçilimin elleri de rahatlıkla etkileyeceğini, bugünkü biçimlerine benzeteceğini ortaya koydu.

İngiliz atropolog John Napier, insan elinin iki tür ana tutuşunu tarif ediyor: Hassas kavrayış (precision grip), küre biçiminde cisimleri tutmak ve atmak için kullanışlı. Güçlü kavrayış (power grip) sopa tarzı cisimleri kullanmaya uygun. Bu tutuşlar, sırasıyla taş ve balta türü savunma aletlerinin kullanımına izin vermiş olmalı.

Araştırmacıların önerdiği modele göre Australopithecus ayağı yürümeye yönelik seçilime uğramış, ayak parmakları yürümeyi kolaylaştıracak şekilde kısalmış. Eldeki değişimler, büyük ölçüde ayaklardaki evrimin yan ürünü olarak ortaya çıkmış. Sağlam biçimde taş tutabilecek bu eller – 1 milyon yıl sonra – ardıl uyarlanım yoluyla alet yapmakta kullanılmış (Ardıl uyarlanım mekanizmasına örnek: Kömürden havagazı üretildiğinde yan ürün olarak çıkan katran başta işlevsizdir. Sonra katranı da değerlendirmenin bir yolunu buluruz – mesela yol yapımında).

Tabii Australopithecus‘un taş yerine tahta alet kullanmış olması ihtimalini de yabana atmayalım. Bu durumda, bir yandan ayak yapısını yürümeye, öte yandan el yapısını alet tutmaya uyarlayacak iki paralel evrim sürecinin yaşanmış olması bir diğer olasılık.

İnsanın el ve ayak evriminde rol oynamış genleri henüz bulamadık. Ancak 2008’de yapılan bir çalışma bir ipucu yakalamış, bu alanda heyecan yaratmıştı. Bu çalışmada bir grup genetikçi şempanze ve diğer memeli genomlarını karşılaştırdı. İnsan dışındaki memelilerde hiç değişmemiş, yalnız insanda farklılık gösteren bir DNA dizisinin işlevi incelendi. Ekip, bu DNA dizisinin insan sürümünü fareye aktarınca dizinin etrafındaki genler anlatılmaya (etkin hale gelmeye) başladı. İlginç olan, bu DNA dizisi çevresindeki genlerin el ve ayak gelişimi sırasında anlatılmasını sağlıyordu. Ancak aynı dizinin şempanze veya maymun sürümlerinin böyle bir etkisi yoktu. İnsana özgü bu mutasyonlar, insanda el ve ayak gelişimini, bu mutasyonları taşımayan diğer insansılardan farklılaştırmış olabilirdi. Bu alanda yapılacak genetik çalışmaların, elin evrimi gizemini aydınlatacağını tahmin edebiliriz.

İnsanda yürüme ve alet kullanımının iç içe görünen evrimleri, ardıl uyarlanıma tek örnek değil. Alet kullanımının insan dilinin, yani sözlü iletişimin evrimine yol açtığı da düşünülüyor. Bu yöndeki gözlemlerden biri, insanda sağ elliliğin yaygınlığı, sağ elin kontrolü için de beynin sol lobunun görece gelişmiş olması. Bu, muhtemelen alet yapımının bir sonucu. Beynin temel dil bölgeleri yine sol lobda yer alıyor. Dahası, alet kullanımı sırasında bireylerin beyinlerini tarayan kimi çalışmalar, alet kullanımı ve hatta taş alet yapımı sırasında beynin etkinleşen bölgelerinin konuşma bölgeleriyle örtüştüğünü gösteriyor. Antropologların tahminlerine göre 2,5 milyon yıl önce ilk nesil alet kullanımıyla dil gelişiminin önü açılmış, aradan 1 milyon yıl geçtikten sonra dil iyice gelişmiş, yeni bir taş balta kültürü evrilmişti.

İnsanın evrimi, yürümenin elin değişmesine, alet kullanımına ve oradan dile kapı araladığı milyonlarca yıllık silsileler biçiminde yaşanmış olmalı. Bu modelin ayrıntıları henüz muğlaksa da modelin kendisi, evrimsel süreçlerin iç içe, doğrusal olmayan yapısına işaret ediyor. Stephen Jay Gould ve Richard Lewontin’in vurguladığı gibi, evrimsel değişimi “bencil genlerdeki değişim”e indirgemeden, çok yönlü incelemek şart. Evrimsel yeniliklerin kökeni, pozitif seçilim ürünü uyarlanımlar kadar ikincil etkiler, ardıl uyarlanımlar veya genetik sürüklenme sonucu sabitlenen mutasyonlar da olabilir pekâlâ.

Kaynakça

Carroll (2003) Genetics and the making of homo sapiens. Nature 422: 849-857.

Faisal vd. (2010) The manipulative complexity of lower paleolithic stone toolmaking. PLoS ONE 5: e13718.

Prabhakar vd. (2008) Human-specific gain of function in a developmental enhancer. Science 321: 1346-1350.

Rolian, Lieberman ve Hallgrimsson (2009) The co-evolution of human hands and feet. Evolution.

Tocheri vd. (2008) The evolutionary history of the hominin hand since the last common ancestor of pan and homo. Journal of Anatomy 212: 544-562.

Hazırlayanlar:

Mehmet Somel, Hesaplamalı Biyoloji Enstitüsü (PICB), Şanghay, ÇHC

Nazlı Somel, Helmut-Schmidt Üniversitesi, Hamburg, Almanya

*Yazı, NTV Bilim Dergisi'nin Mart 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Share/Save/Bookmark

Yorumlar (4)

İsa KeremMart 28th, 2011 at 19:03

Bu yazı beni heyecanlandırınca bir ek yapma ihtiyacı duydum. Soruyu yeterince kışkırtıcı olmasını umarak şöyle sorabilirim. El ayak güzel de kafa ne olacak?

Evrim karşıtlarıyla konuşurken hep insan aklının özgünlüğüne vurgu yapmaları sizi üzüyor olabilir. Fakat insanın bilişsel yeteneklerinde anlaşılmayı hakkeden bir tuhaflık olduğunu sanırım reddetmeyeceksiniz. Anlamak için şaşıracağız hepsi bu.

Şöyle düşünün:

Kurabileceğiniz en uzun cümle nedir?

Cevap: Yoktur. Bana kurabildiğiniz en uzun cümleyi getirin ben de onu daha fazla uzatayım. Önüne “İnanmıyorum ki…” ya da sonuna “diye düşünmüyorum”u ekleyebilirim. Onu istediğim kadar uzatabilirim.

Tamam da bu nasıl oluyor? Dilbilimcileri biraz dinlersek onlar dilin sınırsız üretme yeteneğinin yineleme denilen kuralları iç içe geçirme yeteneğinden geldiğini söylerler. Türkçe’den bir örnek:

Senin kardeşinin kardeşinin kardeşinin kardeşinin….

Bir noktadan sonra bu cümlenin bir anlamının olup olmadığı iyice anlamını yitiriyor. Ama cümle sözdizimsel olarak kusursuz.

Ve bu ilkesel olarak sonsuza kadar gidebilir.

İkinci soru: Yazabileceğiniz en büyük sayı kaçtır?

Cevap: Yoktur. Bana yazabileceğin en büyük sayıyı getir onu bir ile toplayayım. Ve böylece gider.

Yineleme yeteneği sonsuzluk fikrini de mümkün kılan özel bir yetenek (Özel sadece az rastlanan anlamında). Matematik, dil belki müzik de kullanıyor bunu. Böyle bir yetenek varsa sormak gerekiyor. Tamam da senin “iş”in ne orda?

Yani “işlev”in. Evet, biliyorum. Dilin işlevi pek çokları için çok açıktır. “İletişim kurmak”. Benim için değil. Ama karşı kurgu için argüman üretmeyeceğim.

Şunu soruyorum: Dil daha iyi bir iletişim için idiyse sonsuz yineleme yeteneği nasıl bir işleve denk düşer? Şöyle de sorulabilir: Sonsuz yineleme mümkündür ama asla kullanıl(a)maz. Sonsuza kadar uzayan cümleler kuramayız. Hiç kullanılmayan bir yeteneğin orada ne işi var?

Cevaplamıyorum. Sadece soruyorum. İnsanın evrimi eninde sonunda kopuş-süreklilik bağlamında anlaşılacağı kesin gibi. Ama bir şekilde “işlev” ile anlamakta zorlanacağımız şeyler var gibi görünüyor. Belki bir tür “beynin fiziği”..

Kim bilir?

Sevgiler
İsa Kerem

[...] http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/el-ayak-karisinca/ Etiket:başparmağın evrimi, elin evrimi, ellerin evrimi, insan eli ve evrim, insan elinin evrimi, parmakların evrimi, parmağın evrimi Posted in: 4 -İnsanın Evrimi ← Matt Ridley’in Genom Adlı Kitabından Okuma Notları BeğenBe the first to like this post. Be the first to start a conversation [...]

[...] Çalışkanları http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/el-ayak-karisinca/ sayfasından alıntıdır. : Biyolojik Antropoloji, [...]

El Ayak Karışınca | BoşAraziOcak 8th, 2017 at 07:24

[...] Almanya *Yazı, NTV Bilim Dergisi’nin Mart 2011 sayısında yayınlanmıştır. kaynak: http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/el-ayak-karisinca/ Bunu paylaş:TwitterFacebookGoogleBunu beğen:Beğen Yükleniyor… 8 Ocak 2017 in [...]

Bir yorum yazın

Yorumunuz