<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Evrim Çalışkanları &#187; Güncel Makaleler</title>
	<atom:link href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/category/guncel-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog</link>
	<description>resmi web günlüğü.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Nov 2011 20:59:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>160 milyon yaşındaki fosil erken memeli evriminde bir kilometre taşı</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/08/160-milyon-yasindaki-fosil-erken-memeli-evriminde-bir-kilometre-tasi/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/08/160-milyon-yasindaki-fosil-erken-memeli-evriminde-bir-kilometre-tasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2011 12:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=1159</guid>
		<description><![CDATA[Kuzeydoğu Çin’de eteneli (plasentalı) memelilerin erken atalarına ait yeni bir fosil keşfedildi. Keşif, insanı da kapsayan eteneli memeli dalının sanılandan 35 milyon yıl evvel, bugünden 160 milyon yıl önce keseli memelilerden ayrıştığını gösteriyor. Çalışmanın ilginç yanı ise bu ayrışmanın tarihine dair, evrimsel genetik analizlerle yapılan öncekitahminleri doğrulaması. 25 Ağustos tarihinde Nature dergisinde yayınlanan çalışma Carnegie [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuzeydoğu Çin’de eteneli (plasentalı) memelilerin erken atalarına ait yeni bir fosil keşfedildi. Keşif, insanı da kapsayan eteneli memeli dalının sanılandan 35 milyon yıl evvel, bugünden 160 milyon yıl önce keseli memelilerden ayrıştığını gösteriyor.</strong></p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1160" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/08/fosil-201x300.jpg" alt="" width="217" height="325" /></p>
<p>Çalışmanın ilginç yanı ise bu ayrışmanın tarihine dair, evrimsel genetik analizlerle yapılan öncekitahminleri doğrulaması.</p>
<p>25 Ağustos tarihinde <a href="http://www.nature.com/nature/journal/v476/n7361/full/nature10291.html">Nature dergisinde yayınlanan çalışma</a> Carnegie Doğa Tarihi Müzesi ve Pekin Doğa Tarihi Müzesi’nden bir grup araştırmacı tarafından yürütüldü. Makalede küçük bir memeli olan Juramaia sinensis’in tasvirine ve radyometrik yöntemlerle yaş tayinine yer veriliyor.</p>
<p>160 milyon yıl önceki Jura jeolojik döneminde yaşayan Juramaia, öterya (İng. eutheria) memeli grubunun şimdiye kadar bulunan en eski temsilcisi. Öterya grubu, hem eteneli memelileri, hem de Juramaia gibi etenesiz bazı soyu tükenmiş türleri içeren, en büyük memeli dalı. Kanguru gibi keseliler ve ornitorenk (platipus) gibi yumurtlayan memeliler ise bu dalın dışında kalıyor.</p>
<p>Ekibin başını çeken Zhe-Xi Luo’nun ifadesiyle Juramaia, bugünkü tüm eteneli memelilerin büyük büyük teyzesi veya büyük büyük annesi sayılabilir.</p>
<p><em>Juramaia sinensi</em>s kelime anlamı olarak ‘Jura döneminden Çinli anne’ anlamına geliyor. Fosilin kafatası ve iskeletine ait kimi parçalar eksik ancak ilginç biçimde fosil, saç gibi yumuşak doku örneklerine sahip. Ayrıca Juramaia’nın sahip olduğu diş ve ön pençe kemikleri, keseli memelilerden ziyade yaşayan eteneli memelilere olan yakınlığına işaret ediyor. İskelet ve diş yapısından, <em>Juramaia sinensis</em>’in 15-17 gram ağırlığında böcekçil bir hayvan olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/08/Juramaia1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1161" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/08/Juramaia1.jpg" alt="" width="600" height="463" /></a></p>
<p><strong>Evrimsel saati yeniden ayarlamak<br />
</strong>DNA analizine dayanan modern evrimsel genetik yöntemlerinde, iki canlı grubunun geçmişte ne zaman ayrıştığını hesaplamak için bir tür “moleküler saat” kullanılır. Juramaia’nın keşfinden önce, eteneli memelilerin keseli memelilerden ayrıştığı tarih, evrim biyologları açısından muğlâk bir konuydu. Çünkü başka fosillere göre ayarlanan moleküler saatler, eteneli memelilerin diğer memelilerden 160 milyon yıl önce ayrıştığını tahmin ediyordu. Lakin bugüne kadar bilinen en eski eteneli memeli 125 milyon yıl önceye dayanan Eomaia idi. Yani genetiğe dayanan tahmin ile fosil bulguları uyuşmuyordu. Juramaia’nın keşfi, bu dalda daha eski bir fosil olduğunu göstermesiyle, DNA bulgularını destekliyor.</p>
<p>Artık araştırmacılar, eteneli dalının keselilerden ayrıştığı tarih konusunda çok daha eminler. Bu bilgi sayesinde, memeli alt gruplarının ne zaman ayrıştığını ayrıntılı biçimde tahmin etmek de kolaylaşacak.</p>
<p>Juramaia, memeli fosil kaydında bir boşluğu doldurmanın ötesinde, memelilerin o dönemde kazandığı uyumsal özellikleri de resmediyor. Jura döneminden bilinen birçok canlı yerde yaşarken, Juramaia ağaçlara tırmanmaya elverişli ön uzuvlara sahip. Bu da Juramaia’nın zor koşullarda ağaçlara sığınabileceğini ve ağaç örtüsündeki taze olanaklardan yararlanabileceğini ima ediyor. Bu tür evrimsel yenilikler, eteneli memeli dalının gelişmesinde büyük rol oynamış olabilir.</p>
<p><strong>‘Fosiller dışarı çıkarılamaz’</strong><br />
Çalışmanın bilim politikası açısından kayda değer bir yönü de var. Ekibe önderlik eden araştırmacının ABD’de çalışmasına rağmen, fosilin sahibi Pekin Doğa Tarihi Müzesi olmuş. Ayrıca makaledeji çözümlemeler de yine Pekin’de yapılmış. Çin hükümetinin, fosiller gibi doğal ve bilimsel kaynakların ülke dışına çıkarılmasına izin vermemesi önemli bir nokta. Bu gibi önlemlerin, ülke içindeki bilimsel altyapının gelişmesine yardımcı olabileceği umuluyor.</p>
<p>*Eteneli (plasentalı) memelilerde embriyo gelişimi, ana rahminin içinde tamamlanır. Ana ile embriyo arasında dolaşım ve boşaltım, kordon ve plasenta adlı süngerimsi organ aracılığıyla sağlanır.</p>
<p>**Bu yazı 30 Ağustos 2011 tarihinde <a href="http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/160-milyon-yasindaki-fosil-erken-memeli-evriminde-bir-kilometre-tasi-haberi-45928">SolBilim</a>’de yayınlanmıştır.</p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=160%20milyon%20ya%C5%9F%C4%B1ndaki%20fosil%20erken%20memeli%20evriminde%20bir%20kilometre%20ta%C5%9F%C4%B1&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2011%2F08%2F160-milyon-yasindaki-fosil-erken-memeli-evriminde-bir-kilometre-tasi%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/08/160-milyon-yasindaki-fosil-erken-memeli-evriminde-bir-kilometre-tasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parazitlerden korunma, seksin evrimini açıklayabilir mi?</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/07/1143/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/07/1143/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jul 2011 17:07:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=1143</guid>
		<description><![CDATA[Seksin, yani eşeyli üremenin canlılar aleminde neden bu kadar yaygın olduğu, evrimsel biyolojinin başlıca sorularından biri. Buna yanıt arayan bir deney, seksten alıkonan solucanların parazitleriyle başa çıkamayarak öldüğünü tespit etti. Bu sonuç, eşeyli üremenin yeni gen kombinasyonları ve çeşitlilik yaratarak parazitlere karşı savunmayı kolaylaştırdığını öne süren &#8216;Kızıl Kraliçe Hipotezi&#8217;ni destekliyor. Kendilerini klonlayarak veya kendi kendilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seksin, yani eşeyli üremenin canlılar aleminde neden bu kadar yaygın olduğu, evrimsel biyolojinin başlıca sorularından biri. Buna yanıt arayan bir deney, seksten alıkonan solucanların parazitleriyle başa çıkamayarak öldüğünü tespit etti. Bu sonuç, eşeyli üremenin yeni gen kombinasyonları ve çeşitlilik yaratarak parazitlere karşı savunmayı kolaylaştırdığını öne süren &#8216;Kızıl Kraliçe Hipotezi&#8217;ni destekliyor.</strong></p>
<p>Kendilerini klonlayarak veya kendi kendilerini dölleyerek üreyebilen çok sayıda canlı var. Buna rağmen eşeyli üreme, birçok bitki ve hayvan için en yaygın üreme biçimi.</p>
<p>Oysa ki eşeyli üremenin dezavantajları az değil: Eş bulamama ihtimali var, cinsel yolla bulaşan hastalıklar var&#8230;</p>
<p>Ayrıca her bir ebeveynin genlerinin yalnız yarısı yavruya aktarılıyor &#8211; anneden gelen ‘ak’ gen ile babadan gelen ‘kara’ genin karışması, çeşitli açılardan dezavantajlı olabilir. Anneyle bebeğin kan uyuşmazlığı bunun basit bir örneği.</p>
<p>O halde niye birçok canlı eşeyli üremeyi tercih ediyor?</p>
<p>Eşeyli üremenin evrimi konusunda başlıca hipotezlerden biri, Kızıl Kraliçe hipotezi. Buna göre, seksin asıl faydası, parazitlerle, yani tufeylilerle başa çıkmak için genleri yeniden karma, böylece parazitlere karşı üstünlük sağlama.</p>
<p><strong>Konak-parazit davası ve Kızıl Kraliçe hipotezi</strong></p>
<p><strong><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/07/red_queen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1144" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/07/red_queen-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" /></a></strong></p>
<p>Bakteri ve virüs gibi parazitler ile konakladıkları canlıların bağışıklık sistemleri arasında ezeli bir kan davası süregider. Bu, iki hasım ülkenin silahlanma yarışına da benzetilebilir. Eğer konakta, paraziti kolayca tanıyabilen bağışıklık genleri varsa, konak paraziti erkenden mıhlar, konak kazanır. Eğer parazitte, konağa karşı onu kamufle eden genler varsa, parazit çoğalıp konağı yener.</p>
<p>Kısacası iki tarafta da, ancak karşısındakiyle başa çıkabilecek genlere sahip olanlar hayatta kalır ve genlerini aktarır (doğal seçilim). Bu da hem parazit, hem konak popülasyonlarında sürekli yeni gen tipleri evrilmesi anlamına gelir.</p>
<p>Her bağışıklık geninden iki farklı kopya bulundurmak, düelloya iki silahla birden girmeye benzer. Anneden gelen gen kopyası bir tip paraziti tanırken, babanınki başka bir tipi tanıyabilir. Ayrıca eşeyli üreme sırasında, rekombinasyonla yeni gen bileşimleri yaratılır. Bu da hızla evrilen parazitleri tanımada taze imkanlar doğurur.</p>
<p>Dolayısıyla seks yapan konaklar, parazitlerine karşı hızla evrilip ve soylarını sürdürebilme imkanına kavuşur.</p>
<p>Bu hipotez, evrimsel biyoloji alanında Kızıl Kraliçe (Red Queen) hipotezi olarak bilinir (Leigh Van Valen, 1973). Kızıl Kraliçe, Lewis Carroll&#8217;un &#8216;Aynanın İçinden&#8217; adlı masal romanında, sürekli koştuğu halde yerinde duran cadaloz Kraliçe tiplemesine gönderme yapar. Nitekim parazit-konak eşevriminde de, iki tür de nesiller boyu sürekli evrildikleri halde -çoğunlukla- mücadelenin kazananı olmaz.</p>
<p>Kızıl Kraliçe hipotezi geçtiğimiz onyıllarda popülerleştiyse de, eşeyli üremenin parazitlerden korunmak için evrildiğine dair kanıt sınırlıydı. En yakın gözlem, parazitlerin yoğun olduğunu bölgelerde yaşayan canlılar arasında eşeyli üremenin daha yoğun olduğuydu.</p>
<p><strong>Seksten mahrum solucanlar bakterilere yenildi </strong></p>
<p><strong></p>
<div id="attachment_1145" class="wp-caption alignright" style="width: 230px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/07/celegansgoldsteinlabunc.jpg"><img class="size-full wp-image-1145  " src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/07/celegansgoldsteinlabunc.jpg" alt="" width="220" height="187" /></a><p class="wp-caption-text"><em>C. elegans</em>
<ol>Kaynak: Bob Goldstein, UNC.</ol>
<p></p></div>
<p></strong></p>
<p>Bu hafta Science dergisinde yayınlanan <a href="http://www.sciencemag.org/content/333/6039/216.full" target="_blank">araştırma</a> bu açıdan önemli ilerleme sağladı. ABD Indiana Üniversitesi&#8217;nde yürütülen deney kapsamında <em>Caenorhabditis elegans</em> türü yuvarlak solucanlara, vücutlarında çoğalıp ölümlerine yol açan bir tür bakteri verildi.</p>
<p>Bu solucanlar doğada hem eşeyli hem eşeysiz, yani kendilerini dölleyerek (hermafroditçe) üreyebiliyorlar. Deney kapsamında, bazı solucanların eşeyli üremesi engellendi.</p>
<p>Eşeyli üremesi engellenen, hermafrodit solucanlar, 20 nesilde bakteri parazitlere tamamen yenildiler.</p>
<p>Eşeyli üreme şansı tanınan normal solucanlar, bakteriler yokken çoğunlukla hermafroditçe ürüyorlardı.</p>
<p>Ortama, sabit tipte bir bakteri konduğunda, solucanlar önce eşeyli üremeye geçtiler. On-yirmi nesil sonra, bakteriyle başa çıkan genetik kombinasyonu evrilttikten sonra ise yeniden hermafroditliğe döndüler.</p>
<p>Son deneyde ise bakteriler artık sabit değildi, onlar da evrilebiliyordu. Evrilebilen bakteriler karşısında solucanlar hemen eşeyli üremeye geçtiler ve deneyin sürdüğü 30 nesil boyunca eşeyli üremeye devam ettiler. Kısacası solucanlar, sürekli evrilen bakterilerle ancak seks yoluyla başa çıkabiliyorlardı.</p>
<p>Seksin neden faydalı olduğuna dair başka hipotezler de mevcut. Biri, eşeyli üremenin, küçük popülasyonlarda zararlı mutasyonlardan kurtulmayı kolaylaştırdığına işaret ediyor. Kızıl Kraliçe hipotezine benzer bir diğeri ise, bireyler arasında yeni gen kombinasyonları yaratarak ve genetik çeşitliliği artırarak, evrimi hızlandırdığını söylüyor.</p>
<p>Muhtemelen doğada seksin yaygınlığında tüm bu mekanizmaların rolü var. Hangi mekanizmanın baskın olduğu, türlerin genetik yapılarına, popülasyon büyüklüklerine, ortamlarına göre değişebilir. Bu konuda gelecekte yapılacak hem teorik hem deneysel çalışmaların, seksin canlılar alemindeki popülerliği üzerindeki esrar perdesini kaldırmasını bekleyebiliriz.</p>
<p>*Bu yazı 10 Temmuz 2011 tarihinde <a href="http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/parazitlerden-korunma-seksin-evrimini-aciklayabilir-mi-haberi-44371">SolBilim</a>’de yayınlanmıştır.</p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Parazitlerden%20korunma%2C%20seksin%20evrimini%20a%C3%A7%C4%B1klayabilir%20mi%3F&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2011%2F07%2F1143%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/07/1143/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şempanzeler neden bencil, bonobolar neden paylaşımcı?</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/04/sempanzeler-neden-bencil-bonobolar-neden-paylasimci/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/04/sempanzeler-neden-bencil-bonobolar-neden-paylasimci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 21:29:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=1135</guid>
		<description><![CDATA[Şempanzeler bireycilik ve rekabetçilikleriyle, kardeş tür bonobolarsa paylaşımcılıkları ve rahat sosyal yaşamlarıyla tanınırlar. Geçen ay yayınlanan bir beyin yapısı karşılaştırması, bonoboların empatiden sorumlu beyin bölgelerinin şempanzeden daha büyük olduğunu buldu. Bu beyin farkları, iki türün sosyal ilişkilerinde gözlenen tezatları açıklayabilir. En yakın akrabamız aslında bir değil, iki. Bonobolar, şempanzelerin kardeş türü. Günümüzden çok değil 1-1.5 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em> </em></p>
<div id="attachment_1136" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><em><em><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/04/chimp_bonobo.jpg"><img class="size-medium wp-image-1136" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/04/chimp_bonobo-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" /></a></em></em><p class="wp-caption-text">Solda şempanze ve sağda bonobo beyinlerinin yatay kesit görüntüleri (resim: James Rilling)</p></div>
<p><em>Şempanzeler bireycilik ve rekabetçilikleriyle, kardeş tür bonobolarsa paylaşımcılıkları ve rahat sosyal yaşamlarıyla tanınırlar. Geçen ay yayınlanan bir beyin yapısı karşılaştırması, bonoboların empatiden sorumlu beyin bölgelerinin şempanzeden daha büyük olduğunu buldu. Bu beyin farkları, iki türün sosyal ilişkilerinde gözlenen tezatları açıklayabilir.</em></p>
<p>En yakın akrabamız aslında bir değil, iki. Bonobolar, şempanzelerin kardeş türü. Günümüzden çok değil 1-1.5 milyon yıl önce Kongo nehri şempanzeyle bonobo soylarını birbirlerinden ayırmıştı. Primatlar aleminin en ilginç türlerinden biri işte bu <a href="http://evrimianlamak.org/e/Evrim101:Türleşmenin_nedenleri">coğrafi yalıtım</a> vakası sayesinde doğdu.</p>
<p>Aslında şempanze ve bonobo birçok açıdan birbirine yakındır. Görünümleri benzer; iki tür de çok sayıda erkek ve dişiden oluşan gruplar halinde yaşar; ikisi de alet kullanmayı öğrenebilecek ve insanlarla iletişim kurabilecek denli bilişsel yeteneklere sahiptir. Bu benzerlikleri nedeniyle, bonoboların ayrı bir tür olduğu ancak 1900&#8242;lerin ilk yarısında farkedilebilmişti.</p>
<p><strong>Bonobo-şempanze farkları</strong></p>
<p>Ancak genel benzerliklerine karşın, şempazenlerle bonoboların bazı davranışları tam bir tezat sergiler.</p>
<p>Dişi ile erkek arasındaki münasebetlerden başlarsak, şempanze toplumları bariz biçimde erkek egemendir. Erkekler yalnızca kendi aralarında kanlı kavgalara girişmezler, dişilere de şiddet uygularlar. Hatta yavruların yetişkin erkeklerce öldürülmesi çok sefer gözlenmiştir.</p>
<p>Bonobo toplumlarında ise dişiler baskındır. Dişiler arasında güçlü bir dayanışma vardır; erkekler yavrulara veya dişilere şiddet uygulamaz. Dahası bonobolar genel olarak da barışçıldır: şempanzelere kıyasla, hem kendi aralarında ve hem de başka gruplarla çok daha seyrek kavga ederler.</p>
<p><strong>Paylaşımcılık ve cinsellik</strong></p>
<p>İki tür arasındaki bir başka farklılık da cömerlikleridir . Şempanzeler ne kadar bencilse bonobolar da o denli paylaşımcıdır. Şempanzeler bölüşmektense dövüşmeyi yeğlerken, bonobolar yemeklerini yabancılarla dahi paylaşmaktan çekinmez.</p>
<p>Genel olarak bonobolarda başka bireylere karşı müsamahanın şempanzelerden üstün olduğu söylenebilir. Bu sayede bonobolar işbirliğine, örneğin beraber yiyecek toplamaya, çok daha açıktır.</p>
<p>Cinselliğin yaşantılarındaki muazzam rolü, bonoboların bir diğer ayırt edici özelliğidir. Barınakta yaşayan bonobolar şempanzelerden çok daha sık cinsel ilişkiye girerler. Bonoboların sırf zevk için, yani üreme amacı olmadan seviştikleri tespit edilmiştir. Günde birden çok defa, birden fazla bireyle sevişebilirler. İnsanlar gibi yüzyüze sevişmeleri de dikkat çekicidir. Dahası, her yaştan ve her cinsten bireyler arasında birliktelik görülür bonobolar arasında.</p>
<p>Belki en çarpıcısı, bonoboların cinsel ilişkiyi sosyal amaçla kullanmalarıdır: bonoboların kavga sonrası barışmak, aralarındaki gerilimleri düşürmek ve hatta yiyecek temin etmek için seviştikleri gözlemlenmiştir.</p>
<p>Bonobo erginlerinin oyuna yatkınlığı da onları, ergenlik sonrası bireylerin oyun oynamaya devam ettiği insan ve yunus gibi sayılı tür arasına sokmuştur.</p>
<p>Peki bonoboların bu rahat, paylaşımcı ve yoğun sosyal yaşam biçimi nasıl evrildi? İki tür 1 milyon yıl içinde nasıl bu kadar farklılaştı? Bu sorunun olası yanıtlarından biri, neoteni, ya da gençselliktir.</p>
<p><strong>Gençsellik hipotezi</strong></p>
<p>Gençsellik hipotezine göre, bonobo evrimi sırasında gelişim süreçlerini etkileyen değişimler yaşanmıştır; bu değişimler nedeniyle de bonobolar şempanzelere kıyasla daha az olgunlaşır, daha çocuksu kalırlar. Bonobo iskeletini şempanzeyle karşılaştıran 1989 tarihli bir çalışma, bu görüşü desteklemişti: erişkin bonobolar, erişkin değil genç şempanzeleri andırıyordu.</p>
<p>Geçen yıl yapılan bir karşılaştırmalı psikoloji araştırmasının sonuçları da aynı yöndeydi. Yavru ve ergin şempanze ve bonobolarda yemek paylaşımcılığını inceleyen araştırmacılar şunu gördüler: Şempanzeler olgunlaştıkça, paylaşmaya tahammüleri azalmakta, buna karşın erişkin bonobolar yavru bonobolar kadar paylaşıma açık kalmaya devam etmekteler.</p>
<p>Çalışmada ayrıca, bonoboların kendini dizginleme yeteneklerinin şempanzelerden yavaş geliştiği görüldü. Örneğin hayvanlarla şöyle bir oyun tasarlandı: odada bulunan iki bakıcıdan birine yaklaşmadıkları koşullarda yemek alabiliyorlardı. Yavru şempanzeler yaklaşmamaları gereken bakıcıdan uzak durmayı hızla öğrenirken, yavru bonobolar aynı kişiye yaklaşmaya devam ettiler. Ayrıca ergin bonoboların kendilerini dizginleme yetileri de ergin şempanzelere kıyasla daha zayıftı.</p>
<p>Kısacası bonobolar, yeterince olgunlaşmamış şempanzeleri andırıyorlar. Bu açıdan insanları andırdıkları da söylenebilir – nitekim insanların da yine oyunculuk, paylaşımcılık ve öğrenmeye açıklık gibi özellikleriyle olgunlaşmamış şempanzelere benzediği savlanmıştır.</p>
<p><strong>Beyin yapısı farkları</strong></p>
<p>Geçen ay yayınlanan bir başka araştırmada ise iki türün sosyal ve ruhsal farklarının temelleri bu sefer beyin tomografisi kullanılarak incelendi. Emory Üniversitesi&#8217;nden insanbilimci James Rilling liderliğinde bir ekip, hem beynin farklı bölgelerinde gri madde kalınlığını (sinir hücresi gövdelerinin yoğunluğunu), hem de farklı beyin bölgeleri arasındaki bağlantıların sıklığını karşılaştırdılar. Sonuçlarını yorumlarken de şu bilgiden yararlandılar: Bir bilişsel süreç daha yoğun kullanıldığında, o işlevlerden sorumlu beyin bölgeleri genellikle daha iri olur. Makalenin sonuçlarına bakılırsa, şempanze ve bonobo arasındaki istatistiksel olarak anlamlı beyinsel farkların bir kısmı, iki tür arasında gözlemlenen bazı ruhsal farkları açıklayabilir.</p>
<p>Fark görülen beyin bölgelerinden biri amigdalaydı. Badem şeklindeki bu bölge, duygusal hafızaların saklanması ve duygusal tepkilerle görevlidir. Örneğin tehdit içeren bir durumla karşılaşıldığında amigdala etkinleşir. Amigdalası hasar gören hayvanlarsa korku hissini yitirir. Bağımlılık ve haz gibi süreçlerde de amigdalanın rolü vardır.</p>
<p>Çalışmada, bonoboların amigdalasının bir bölümünün şempanzeden daha büyük olduğu ortaya çıktı. Araştırmacı ekip, bunun bonoboların risk ve çatışmadan kaçınan karakterini açıklayabileceğini öne sürüyor.</p>
<p><strong> Empati ve paylaşımcılık</strong></p>
<p>Bonobolarda daha iri olan beyin bölgeleri arasında amigdala-korteks (ön beynin, düşünce, hafıza, bilinç gibi karmaşık faaliyetlerle ilgili dış kabuğu) bağlantıları, ayrıca korteksin ön insular ve ön singulat kısımları da bulunuyordu. Amigdala gibi bu bölgeler de duygusal işlevlerle, özellikle de empatiyle ilişkilidir. Örneğin acı çeken birini gördüğünüzde bu bölgeler aktive olur. Ekip, bu farkların, bonoboların daha paylaşımcı ve tahammülkar ruh hallerinin temeli olabileceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Peki şempanze ve bonobo arasındaki bu beyin yapısı farklarının sebebi ne olabilir? Makalede, bu yapısal farkların bonoboların testosteron (erkeklik hormonu) seviyelerinin, şempanzelere kıyasla düşük olmasıyla alakalı olabileceği belirtiliyor. Nitekim insan yavruları arasında da testosteron seviyesi arttıkça, empatinin azaldığı farkedilmişti.</p>
<p>İki tür arasındaki hormonal ve yapısal farkların -gerçekten empati farklarını açıkladıklarını varsayarsak- bonobo evriminde mi, şempanze evriminde mi ortaya çıktığını ise daha bilmiyoruz. Bir ihtimal, şempanze-bonobo atası zaten empatisi gelişkin bir türdü; zamanla şempanzeler, testosteron seviyelerini artırmak suretiyle bu özelliklerini kaybetti. Bir diğer ihtimal, ata günümüz şempanzesine benziyordu, empatisi azdı &#8211; yüksek empati, gençsellik yoluyla bonoboda evrildi. İnsan, goril, orangutan gibi başka türleri de içeren karşılaştırmalar yapıldığında, iki modelden hangisinin geçerli olduğu daha iyi anlaşılabilir.</p>
<p>Tabii yiğidi öldürürken hakkını da vermeli – şempanzelerin de insan merkezli bakış açısından üstün özellikleri yok değil. Rilling ve ekibinin şempanzede daha iri olduğunu buldukları beyin bölgeleri arasında görsel korteks dikkat çekiciydi. Makalede, şempanzelerin gelişkin görsel yeteneklerinin, bu türün bonobolara göre daha etkin alet yapma yeteneklerini açıklayabileceği söyleniyor.</p>
<p><strong> Bonoboların geleceği</strong></p>
<p>Bu çalışma, şempanze ve bonobo arasındaki şimdiye dek yapılmış en kapsamlı beyin yapısı karşılaştırması olarak dikkat çekiyor. Müteakip araştırmalar, gelişimin farklı aşamalarındaki bireyleri içerir, daha büyük örneklemler kullanır, ayrıca bireylerin psikolojilerine ve genetik yapılarına dair verilerle de birleştirilirse, iki tür arasındaki psikolojik farkların sinirbilimsel ve genetik temellerini anlamak kolaylaşır.</p>
<p>Ancak bu tip çalışmalar bir uyarıyı da gerektiriyor: Beyin bölgelerinin çok farklı işlevleri bulunur. Birçok bölgenin daha keşfedilmemiş işlevleri olması da olası. Dolayısıyla, bu makaledeki gibi yapısal ve ruhsal özellikleri ilişkilendiren yorumların, şimdilik büyük ölçüde tahmine dayandığı unutulmamalı.</p>
<p>Özellikle de insan davranışını açıklamada bu tip aşırı indirgemeci yorumların yaygınlaştığı göz önüne alınırsa, bu uyarı daha da önem kazanıyor. Mesela insanlar arasında siyasi eğilim farklarının da amigdala ve singulat korteks farklarıyla bağıntılı olduğu, ABD’de sağ eğilimlilerin korku, sol eğilimlerin empati bölgelerinin görece büyük olduğu yönünde yayınlar son yıllarda popülerleşti. Ancak pek çok ruh ve sinirbilimci bu sonuçları yorumlamanın son derece güç olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>Son olarak, şempanze ve bonobolar hakkında bu araştırmaların, yalnızca onlara karşı merakımızdan kaynaklanmadığını belirtmek gerek. Kendimizi başka türlerle karşılaştırmak, insan bilişiminin nitelik ve hastalıklarını öğrenebilmek için de etkili bir yöntem. Maalesef en yakın akrabalarımız olan şempanze ve bonobolar bugün ciddi tehdit altında. Günümüzde vahşi bonobolar yalnızca Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırları içinde bulunuyor ve sayıları 10 bin civarında. Dahası, bölgedeki savaş, avlanma ve orman arazilerinin yok olması gibi nedenlerle bu rakamın daha da azalacağından korkuluyor.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>Rilling vd (2011). Differences between chimpanzees and bonobos in neural systems supporting social cognition. Social Cognitive and Affective Neuroscience dx.doi.org/10.1093/scan/nsr017</p>
<p>Hare ve Kwetuenda (2010). Bonobos voluntarily share their own food with others. Current Biology 20:R230-1. dx.doi.org/10.1016/j.cub.2009.12.038</p>
<p>Wobber vd. (2010) Bonobos exhibit delayed development of social behavior and cognition relative to chimpanzees. Current Biology 20:226-30. dx.doi.org/10.1016/j.cub.2009.11.070</p>
<p>Vigilant (2007) Bonobos. Current Biology 17:R74-R75. dx.doi.org/10.1016/j.cub.2007.01.021</p>
<p><em>*</em>Bu yazı 16 Nisan 2011 tarihinde <a href="http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/sempanzeler-neden-bencil-bonobolar-neden-paylasimci-haberi-41431">SolBilim&#8217;de</a> yayınlanmıştır.</p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=%C5%9Eempanzeler%20neden%20bencil%2C%20bonobolar%20neden%20payla%C5%9F%C4%B1mc%C4%B1%3F&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2011%2F04%2Fsempanzeler-neden-bencil-bonobolar-neden-paylasimci%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/04/sempanzeler-neden-bencil-bonobolar-neden-paylasimci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört Ayak İyi, İki Ayak Daha İyi!</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/dort-ayak-iyi-iki-ayak-daha-iyi/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/dort-ayak-iyi-iki-ayak-daha-iyi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 09:08:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=1091</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamın tarihi salt ilerlemeci değildir; kesinlikle tahmin edilemezdir. Yeryüzünün canlıları bir dizi rastlantı ve şans eseri olan değişimler yoluyla evrimleştir. Stephen Jay Gould. (Scientific American, Ekim 1994) Kısa bacakları ve tümüyle farklı biyomekanik ve fonksiyonel anatomileri ile penguenler bir kenara bırakılırsa, insan ve onun ataları gibi –dik duran bir omurgaya eklemli kalça kemiği ile- sürekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right"><em>Yaşamın tarihi salt ilerlemeci değildir; </em></p>
<p style="text-align: right"><em>kesinlikle tahmin edilemezdir. </em></p>
<p style="text-align: right"><em>Yeryüzünün canlıları bir dizi rastlantı </em></p>
<p style="text-align: right"><em>ve şans eseri olan değişimler yoluyla evrimleştir. </em></p>
<p style="text-align: right"><strong>Stephen Jay Gould.</strong></p>
<p style="text-align: right">(Scientific American, Ekim 1994)</p>
<p style="text-align: right">
<p>Kısa bacakları ve tümüyle farklı biyomekanik ve fonksiyonel anatomileri ile penguenler bir kenara bırakılırsa, insan ve onun ataları gibi –dik duran bir omurgaya eklemli kalça kemiği ile- sürekli iki ayağı üzerinde dik yürüyen başka bir kara canlısı bilinmemektedir. İnsanın dik duruşu ve iki ayak üzerinde yürüyüşünün evrimine dair son yüzyıl içerisinde neredeyse 30 ayrı hipotez ileri sürülmüştür. Bunun nedeni, insanı insan yapan temel iki evrimsel değişimden birinin iki ayak üzerinde dik yürümek olduğunun paleoantropologlar tarafından anlaşılmasıydı. Bununla birlikte 1800’lü yıllarda, insan atalarına ait fosil buluntuların sayılarının son derece az olduğu bir dönemde, birçok araştırmacı, insanları büyük kuyruksuz maymunlardan ayıran temel özelliğin dik yürümek olduğunun farkında değillerdi. Bu araştırmacılar, insan evriminde en önemli değişimin gelişmiş insan zekâsını yansıttığı düşünülen beyin büyüklüğündeki artış olduğunda hemfikirdiler. Onlara göre teknolojinin üretimi ve kullanımı ve birçok diğer kolektif davranış ancak gelişmiş bir zekâ düzeyi ve konuşma gibi kompleks bir iletişim yeteneği ile mümkün olabilirdi. Diğer maymun akrabalarımızdan zekâ ve iletişim düzeyimiz ile ayrıldığımızı ve ayrıcalık kazandığımızı varsayan bu insan merkezci yaklaşım aslında günümüzde egemen olan insan tanımının da omurgasını oluşturdu. Buna rağmen, insanı insan yapan temel evrimsel değişimin zekâ değil dik yürümek olduğunun antropologlar tarafından anlaşılması çok uzun sürmedi ve bu evrimsel değişim Hominidae yani insan ve onun dik yürüyen atalarını içeren ailenin ayırt edici özelliklerinden biri oldu.</p>
<p>Özellikle 1970’li yıllarda <em>Australopithecus afarensis’</em>in keşfedilmesinin ardından ilk dik yürüyen insan atalarının büyük beyine sahip olmadığı kesinleşti çünkü <em>Au. afarensis’</em>in beyin hacmi neredeyse şempanzeninki kadardı. 1979 yılında Stephen Jay Gould New Scientist dergisinde yazdığı “<strong>The Upright Ape</strong>” adlı makalesinde “<strong>yaklaşık olarak beş milyon yıl önce, beynimiz henüz büyümeden dik yürümeye başladık</strong>” şeklinde dik yürümenin beyin büyüklüğünden önce gerçekleştiğini vurgulamıştır. Bu önemli bilginin dünyaya duyurulmasında Gould’un katkısı tartışılmaz olsa da ondan yaklaşık olarak 40 yıl önce bir ülkemiz antropoloğu tarafından bu vurgu laiki ile belirtilmiştir. 1940’lı yıllarda, henüz fosil buluntuların <em>Homo</em> cinsinin birkaç üyesi ve <em>Australopithecus africanus</em> türü ile sınırlı olduğu, yani dik yürümenin mi yoksa beyin büyüklüğünün mü ilk gerçekleştiğinin bilinmesi çok güç iken, Muzaffer Süleyman Şenyürek  1940 yılında yazdığı “<strong>İnsanin Tekâmülü”</strong> adlı makalesinde <strong>“insanı insan yapan iki ayak üzerinde şakuli yürüme usulü olmuştur”</strong> der ve makalesini <strong>“bugünkü insan yüz binlerce sene süren uzun ve bati bir tekâmülün mahsulüdür. İnsanin iptidai bir maymun cedden geldiğine hiç şüphe yoktur”</strong> cümleleri ile bitirir. Yine aynı yıllarda Afrika’da çalışmalarını sürdüren dönemin en ünlü antropologlarından Robert Broom, Güney Afrika’da Sterkfontein mağarasından keşfedilen <em>Plesianthropus transvaalensis</em> (sinonim: <em>Australopithecus africanus</em>) türüne ait bir dizi diş örneğini tanımlanması için Muzaffer Süleyman Şenyürek’e gönderir. Yazdığı makaleler ile paleoantropoloji alanında uluslararası bir kimlik kazanmış olan Muzaffer Süleyman Şenyürek’in çalışmaları Smithsonian Enstitüsü National Anthropological Archive/Ulusal Antropoloji Arşivi tarafından korunmaktadır. Şenyürek, ülkemizin bugüne kadar yetiştirdiği en iyi paleoantropolog olma unvanını halen korumaktadır.</p>
<p>George Gaylord Simpson (1953) evrimsel değişimi ilkin karakterden türemiş karaktere doğru çizgisel bir vektör olarak yorumlamıştır. Karakterlerin ilkin ya da türemiş olması bu vektörün yönelimine bağlıydı. Buna göre ilkin karakterlerin tutulduğu ve diğer kazanılan yeni karakterlerin ise adaptasyonun yeni biçimleri olduğunu belirtti. Bununla birlikte ilkin olan karakter ile türemiş olan karakter arasındaki ayrımın ve tanımlamanın zorluklarına işaret etti. Simpson, insanın evriminin çizgisel vektörü dikkate alındığında, eğer dik yürüme karakterinin kazanımının insan evriminde bir dönüm noktası olarak alınmasında anlaşma sağlanmış ise diğer karakterlerin hangisinin ilkin ya da türemiş olabileceğinin aydınlatılmış olacağını düşündü. Bugün, evrimsel değişimin ilkinden türemişe, yönelimli çizgisel bir vektör olmadığını biliyoruz; Gould’un önerdiği gibi evrimsel değişim yönelimli ve ilerlemeci olmadığı gibi rastlantı ve şans eseri denebilecek doğal seçilim baskılarına bağlı olarak ortaya çıktığı büyük oranda kabul görmektedir. Bu noktada, dik yürümek yaklaşık olarak 6-7 milyon yıl önce ilk olarak <em>Sahelanthropus, Orrorin ve</em> <em>Ardipithecus</em> atalarımızda ortaya çıkmış, daha sonra <em>Australopithecus</em> türlerinde daha yetkin bir davranış haline gelmiş ve son olarak bizim cinsimiz olan <em>Homo</em> türlerinde kullanım başarısına göre en üst seviyesine ulaşarak atalarımızı ve bizleri avantajlı duruma getirmiş türemiş bir karakter olarak bilinmektedir.</p>
<p>Geleneksel olarak paleoantropologlar insan evriminde dört önemli değişim tanımlamışlardır: Karasal yaşam (ağaç yaşamından yer yaşamına geçiş), bipedalizm (iki ayak üzerinde yürümek), ensefalizasyon (vücut büyüklüğüne oranla beynin daha büyük olması) ve alet kullanma/sofistike kültür. Bu değişimlerin sıralaması hakkında bilim insanları farklı öneriler sunmuşlardır <strong>(Şekil 1).</strong> Henry Fairfield Osborn, ağaç yaşamından karasal yaşama geçiş, ardından dik yürümek, beyin büyüklüğünde artış ve beraberinde sosyalleşmenin gerçekleştiğini iler sürerek Charles Darwin’in yaklaşımına yakın bir hipotez ileri sürmüştür. Sir Arthur Keith, D. J. Morton’un düşünceleri üzerine yapılandırdığı hipotezine göre ise dik yürümek insan evriminde gerçekleşen ilk değişimdir, buna göre atamız ağaç yaşamında iken dik yürüme yeteneği kazanmıştır daha sonra karasal yaşama geçmiştir. Arthur Keith’in çağdaşı olan Sir Grafton Elliot Smith ise sırasıyla beyin büyüklüğünün önce gerçekleştiği, ağaç yaşamında dük yürümenin kazanıldığı, yer yaşamına geçildiği ve ardından sosyalleşmenin geldiğini önermiştir. Elliot Smith’in öğrencisi Wood Jones ise önce ağaç yaşamında dik yürümenin ardından beyin büyüklüğünde artışın meydana geldiğini ileri sürmüş ve geri kalan kısımda Smith’i takip etmiştir. William King Gregory, meslektaşı Osborn gibi karasal yaşamın önceliğini savunmuş ancak sosyalleşmenin ve kültürün dik yürümekten önce gerçekleştiğini ve beyin büyüklüğünün nedeni olduğunu vurgulamıştır (Lewin &amp; Foley, 2004).</p>
<div id="attachment_1092" class="wp-caption aligncenter" style="width: 521px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_1Lewin-ve-Foley_2004.jpg"><img class="size-large wp-image-1092  " src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_1Lewin-ve-Foley_2004-511x1024.jpg" alt="" width="511" height="1024" /></a><p class="wp-caption-text">Şekil 1 - İnsan Evrimindeki Dört Önemli Değişim</p></div>
<p>Büyük kuyruksuz maymunlar ile karşılaştırıldığında iskeletimizde bazı önemli karakterler dik yürümek ile bağlantılıdır <strong>(Şekil 2)</strong>. (A) Kafa omurga üzerinde daha dengede durabilmesi için omuriliğin beyine ulaşmasını sağlayan delik, foramen magnum, kafatasının altında ve ortasında konumlanmıştır, böylece kafanın dengede durması için güçlü ense kaslarına ihtiyaç kalmamıştır. Oysa büyük kuyruksuz maymunlarda bu delik kafasının altında ve ortasında değil gerisinde ve üstte yer alır, güçlü ense kasları ile kafatası dengede tutulur. (B) Dik duruşa bağlı olarak insanların göğüs kafesleri fıçı biçimlidir, oysa büyük kuyruksuz maymunlarda bu kafes huni şeklindedir. (C) İnsanın omurgasında boyun ve bel omurlarında ikincil ve daha güçlü bir kavis vardır. (D) İnsanın kalça kemiği kısalmış ve yanlara doğru genişlemiştir. (E) İnsanda bacaklar kollardan daha uzundur ve vücut ağırlığının büyük bir bölümünü oluşturur, bu da ağırlık merkezini aşağı çeker. Şekildeki yüzdelikler her vücut segmenti tarafından toplam vücut ağırlığını temsil etmektedir. (F) İnsanda uyluk kemiği kalça kemiğine “vulgus” adı verilen bir eğimle ulaşır, bu eğim vücut ağırlığını dize ve kaval kemiğine bacakların hareketini kolaylaştıracak bir biçimde iletir ve bacaklar daha rahat hareket eder. (G) İnsanda ayak başparmağı diğer parmaklar ile aynı yöndedir ve vücut ağırlığının yere iletilmesi ve yerden hareket gücü kazanılmasında önemli bir rol oynar. Oysa büyük kuyruksuz maymunlarda ayak başparmağı diğer ayağın başparmağına zıt yönelimlidir ve kavrayıcı bir özelliğe sahiptir (Conroy, 2005).</p>
<div id="attachment_1093" class="wp-caption aligncenter" style="width: 534px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_2-Conroy_2005.jpg"><img class="size-large wp-image-1093  " src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_2-Conroy_2005-819x1024.jpg" alt="" width="524" height="655" /></a><p class="wp-caption-text">Şekil 2 - İskeletimizdeki Bazı Önemli Karakterler</p></div>
<p>İki ayak üzerinde dik yürüme hareket biçiminin gerçekleşebilmesi için sadece iskelet yapıda değil kas yapısında da bazı değişimlerin gerçekleşmesi gerekmektedir <strong>(Şekil 3)</strong>. Özellikle iki ayak üzerinde dik ve dengede kalmamızı sağlayan kaslar gluteal medius ve gluteal minimuslardır. (A ve B) Şempanzede bu kaslar kalça kemiğinin gerilen hareketlerinde ve orta düzlemde rotasyonunu sağlar, bu nedenle şempanzeler ve goriller dik yürümeye çalıştıklarında çok başarılı olamazlar ve kısa süre sonra yorulurlar. İnsanlarda bu kaslar dik yürüme sırasında yanal dengenin kurulmasını organize eder. Bizde ağırlık merkezi kalça kemiğinin neredeyse ortasındadır ve kalça kemiğinde ilium bölgesi ağırlık merkezini düşürmek için kısadır ve yayvandır <strong>(Şekil 4)</strong>. Böylece vücudun ağırlık merkezinin kalça kemikleri üzerinde yer alması, kalça kemiğinin bu ağırlığı bacaklara dengeli bir biçimde iletmesi, kasların dengeyi koruyucu bir şekilde anatomik olarak biçimlenmesi ve çalışması insanın dik yürümesini olası hale getirmiştir.</p>
<table style="width: 100%">
<div id="attachment_1094" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_3-Conroy_2005.jpg"><img class="size-medium wp-image-1094" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_3-Conroy_2005-300x267.jpg" alt="" width="325" height="325" /></a><p class="wp-caption-text">Şekil 3 - Kas yapısı</p></div> <div id="attachment_1095" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_4-Conroy_2005.jpg"><img class="size-medium wp-image-1095" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Şekil_4-Conroy_2005-167x300.jpg" alt="" width="225" height="325" /></a><p class="wp-caption-text">Şekil 4 - Ağırlık merkezi</p></div><br />
</table>
<p>1900’lü yılların ortalarına doğru insan atalarına ait fosil keşiflerin artması ve jeolojik tarihlendirme yöntemlerinde kaydedilen teknolojik gelişmeler, atalarımızın yaşadıkları dönemleri neredeyse kesin denilebilecek düzeyde belirlememize yardımcı olmuştur. Bu gelişmelere paralel olarak insan evriminde dik yürümenin kökeni hakkındaki hipotezler de değişmeye ve çeşitlenmeye başlamıştır. <em>Australopithecus africanus</em> türünün isim babası Raymond Dart 1959 yılında “<em>The Watching Out/Çevreyi Gözetleme</em>” hipotezi ile insanın dik durarak savan otlakları arasında çevresini daha iyi görebilecek bir yüksekliğe eriştiğini ileri sürdü. Aslında düşüncenin kökeni Charles Darwin “Descent of Man” (1871) eserinde vurgulanmış olan ve ayrıca Haeckel (1900), Shapiro (1956), Washburn (1959) ve Oakley (1960) tarafından da tekrarlanan Hewes’in (1961) <em>“The Freeing of the Hands/Ellerin Boş Kalması”</em> hipotezi alet kullanma, silah taşıma, yiyecek toplama ve kendini savunma gibi önemli davranışların dik yürümenin kökeninde rol aldığı önemli avantajlar olarak yorumlanmıştır. Kirschmann’ın (1999) yayınlanmamış olan <em>“The Throwing Hypothesis/Fırlatma Hipotezi”</em> savına göre silah kullanmaya yönelik özelleşmeler erken insan ataları için önemli bir adaptasyondur. Sadece alet kullanmaya bağlı olan bu hipotez, ilk alet kullanımına dair olan buluntuların 2,6 milyon yıl yaşında olduğu düşünülünce kökeni yaklaşık olarak 6 milyon yıla inen dik yürümek için sağlıklı bir açıklama değildir. Etkin (1954) yılında ileri sürdüğü <em>“The Infant Carrying Hypothesis/Yavru Taşıma Hipotezi”</em> ile özellikle avcı toplumlarda dişi bireylerin bebeklerini sırtları üzerinde taşımalarının daha etkin bir rol oynadığını belirtmiştir. <em>“The Reaching For Food Hypothesis/Yiyeceğe Uzanma Hipotezi”</em> Jolly (1970) tarafından ileri sürülmüş ve savan ortamında karasal yaşam süren atalarımızın görece yüksek ağaç ve çalı dallarındaki meyve ve yaprak filizlerine ulaşabilmek için dik durmanın dik yürümenin kökeninde etkisi olabileceği düşünülmüştür. Lovejoy (1981) <em>“The Carrying Food or Provisioning Hypothesis/Yiyecek Taşıma ve Sağlama Hipotezi”</em> ile karasal yaşam süren atalarımızın yeterli miktarda yiyecek taşıyabilmeleri ve sağlayabilmelerinin dik yürümenin kökeninde önemli bir seçilim baskısı oluşturduğu vurgulamıştır. Özellikle 2009 yılında Science dergisinin Ekim özel sayısında duyurulan <em>Ardipithecus ramidus</em> türünün dik yürümesinde yiyecek taşıma ve sağlamanın özellikle erkek bireyler eşeysel seçilimde rol aldığı belirtilmiştir. Aileye yeterli miktarda yiyecek taşıyabilen ve sağlayabilen erkek bireylerin dişiler tarafından pozitif seçilime uğradığı ve bu bireylerin gen havuzunda frekanslarının arttığı tahmin edilmektedir. Lovejoy, <em>Ardipithecus ramidus</em> türünün çekirdek aile sosyal organizasyonuna ve büyük bir ihtimalle monogamik bir ilişkiye sahip olduğunu ileri sürmüştür. Dişilerin kriptik yani gizli ovulasyon/yumurtlama geçirdiğini ve sadece seçtikleri erkek birey ile çiftleştiğini düşünmektedir. Ağaç hayatından yer yaşamına geçiş sürecinde, yer yaşamının yeni doğal seçilim baskılarına karşı monogamik ilişki eşler arası dayanışmayı ve hayatta kalma mücadelesinde başarı oranını artırmış olmalıydı. Ayrıca dişilerin sadece seçtikleri erkekler ile üremiş olmaları, toplumda başarılı erkeklerin pozitif seçilime uğramalarına neden olmuştur. Başarılı erkek ise ailesine yeterli düzeyde yiyecek sağlayan ve taşıyan, hayatta kalma savaşında eşi ile dayanışma içerisinde mücadele veren bireydir. Westenhöfer (1942) ve Morgan (1990) tarafından kurgulanan <em>“The Aquatic Ancestor Hypothesis (Aquatic Ape Theory)/Sucul Ata Hipotezi”</em>ne göre dik yürümek için gerekli olan anatomik değişimler ancak yerçekiminin düşük olduğu sucul bir ortamda ortaya çıkabilir. Morgan&#8217;a göre su ortamı orta büyüklükteki maymun atalarımızın dört ayaklı hareket biçiminden iki ayaklı hareket biçimine geçişte mükemmel bir geçiş ortamıdır. Ward ve Underwood (1967) tarafından ileri sürülen <em>“The Thermoregulation Hypothesis/Isıdüzenleme Hipotezi”</em>ne göre açık ekvator çevresinde direk güneşin sıcak ışınlarına karşı en iyi adaptasyon bu ışınların etkisinde kalan yüzey alanını küçültmek olacaktır, dik yürümek buna karşı verilmiş en iyi adaptasyondur. Böylece zararlı güneş ışınları, dört ayağı üzerinde yürüyen canlılardan farklı olarak sadece kafanın üstüne saçlar ile korunan yüzeye yansıyacaktır. Son olarak Niemtiz (2000, 2010) tarafından iler sürülen <em>“The Amphibian Generalist”</em> teoriye göre, atalarımızın açık savan ortamında dik yürümeye başladığı hipotezlerinin aksine ormanlık, nemli ve su kıyısından uzak olmayan ortamlarda dik yürüme hareket biçimini kazandığını belirtmektedir. Niemtiz’ göre atalarımız nemli ormanlık alanlarda kimi zaman kuru, kimi zaman otlar üzerinde ancak kimi zamanda yer yer sığ sularla kaplı çamurlu yüzeylerde yürüyerek yiyecek bulmaya çalışmış olmalıydı. Dik yürümek için gerekli anatomik ve fonksiyonel değişimlerin gerçekleşmesine ek olarak, sığ sularla kaplı ve çamurlu yüzeylerin bireylerde dik durmaya yönelik bir baskı oluşturmuş olması populasyonda bu davranışı gerçekleştirebilen bireyleri avantajlı duruma getirmiştir.</p>
<p>İki ayak üzerinde dik yürüme davranışının hayatta kalma mücadelesinde atalarımıza büyük başarılar kazandırdığı ve soyun devamını sağlayarak bizlerin varolma nedeni olduğu bir gerçek ancak bu değişimin nasıl ve hangi doğal seçilim baskıları altında ortaya çıktığını aydınlatmak ise daha fazla bilgi ve kanıtı gerektiriyor. Buna rağmen, 1940’lı yıllarda bu gerçeğin önemi henüz dünyada yeterince anlaşılmamış iken, yine o yıllarda modern evrim düşüncesine sahip olan hocamız Muzaffer Süleyman Şenyürek durumu fark etmiş ve bu konu hakkında yazmıştır: <strong>“insanı insan yapan iki ayak üzerinde şakuli yürüme usulü olmuştur”.</strong></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>Conroy, G.C., 2005. Reconstructing Human Origins (Second Edition). W.W. Norton Company, Inc.  London.</p>
<p>Lewin,R. &amp; R.A., Foley. 2004, Principles of Human Evolution (Second Edition). Blackwell Publishing</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Hazırlayan</span>:</p>
<p>Ferhat Kaya, Helsinki Üniversitesi, Finlandiya</p>
<pre>*Yazı, NTV Bilim Dergisi'nin Mart 2011 sayısında yayınlanmıştır.</pre>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=D%C3%B6rt%20Ayak%20%C4%B0yi%2C%20%C4%B0ki%20Ayak%20Daha%20%C4%B0yi%21&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2011%2F03%2Fdort-ayak-iyi-iki-ayak-daha-iyi%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/dort-ayak-iyi-iki-ayak-daha-iyi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El ayak karışınca</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/el-ayak-karisinca/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/el-ayak-karisinca/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 17:11:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=1076</guid>
		<description><![CDATA[El ele benzemez. Şempanze, goril ve orangutan gibi diğer insansılarla karşılaştırınca, insan eli sert cisimleri sıkıca kavramaya daha yatkın. Başparmak görece uzun ve diğer parmakların hemen karşısında. Bu sayede, diyelim kartopunu sıkıca tutabilir, ona şekil verebiliriz. Şempanze gibi diğer insansılarda ise başparmaklar kısa, diğer parmaklar uzun ve kıvrık. Bu eller asılmaya, tırmanmaya, yumruklar üzerinde yürümeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>El ele benzemez. Şempanze, goril ve orangutan gibi diğer insansılarla karşılaştırınca, insan eli sert cisimleri sıkıca kavramaya daha yatkın. Başparmak görece uzun ve diğer parmakların hemen karşısında. Bu sayede, diyelim kartopunu sıkıca tutabilir, ona şekil verebiliriz. Şempanze gibi diğer insansılarda ise başparmaklar kısa, diğer parmaklar uzun ve kıvrık. Bu eller asılmaya, tırmanmaya, yumruklar üzerinde yürümeye uygun. İyi de, niye?</strong></em></p>
<p>İnsan elinin biçimi, taş alet biçimlendirmeyi olanaklı kılan fiziksel altyapıyı sağlıyor bize. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında, el biçiminin elverdiği bu alet üretme, daha önemlisi alet kullanarak alet üretme geliyor. Aslında yunuslardan kargalara çoğu türün alet kullandığını biliyoruz. Örneğin dişi şempanzeler (uygun dal bulmak, dalı budaklarından temizlemek, törpüleyip sivriltmek gibi) çok aşamalı işlemlerle kendi mızraklarını üretip, bunlarla küçük maymunları avlıyor. Yine de, ne şempanzelerde ne de başka türlerde, alet kullanarak alet üretme ve sistematik biçimde doğayı değiştirme becerisi gözlenmedi. Ellerinin cisim kullanmaya yatkın olmaması,  cisimleri nasıl değiştirip kullanabilecekleri konusunda hayal güçlerinin sınırlı kalması bunda etkili olmalı.</p>
<div id="attachment_1077" class="wp-caption alignleft" style="width: 300px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/sekil1.jpg"><img class="size-medium wp-image-1077 " src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/sekil1-300x271.jpg" alt="" width="290" height="244" /></a><p class="wp-caption-text">Şempanze eli (solda) ve insan eli (sağda).</p></div>
<div id="attachment_1078" class="wp-caption alignright" style="width: 300px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/sekil2.jpg"><img class="size-medium wp-image-1078 " src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/sekil2-300x271.jpg" alt="" width="290" height="244" /></a><p class="wp-caption-text">Şempanze elinin kemikleri (solda) ve insan elinin kemikleri (sağda).</p></div>
<p>Peki insan eli, diğer insansı ellerinden nasıl farklılaştı?<br />
3-4 milyon öncesine ait <em>Australopithecus’</em>ların parmak kemikleri bazı yönlerden ilksel niteliklerini korumuşsa da, günümüz insanına benzer biçimde başparmaklar görece uzun. Bu el yapısı taş alet kullanmaya gayet uygun görünüyor. Bu grubun yürümeye uygun yapıda (uyarlı) olduklarını da biliyoruz. </p>
<p>Ancak <em>Australopithecus’</em>ların taş alet kullandığına dair kanıt yok ortada. Oldovan tipi taş aletlere ilk defa 2,5 milyon yıl önce <em>Paranthropus</em> ve <em>Homo</em> fosilleriyle rastlıyoruz. Yani 1 milyon yıl boyunca, iki ayak üzerinde yürüyen hominidler, üstelik elleri alet yapmaya uygun olduğu halde hiç taş alet üretemedi. Bunun nedeni bilişsel kısıtlar olabilir. <em>Australopithecus’</em>ların beyin hacmi aşağı yukarı şempanze kadar (400 cm<sup>3</sup>), oysa taş alet yapabilen <em>Homo</em>’ların beyinleri bunun bir buçuk-iki katı büyüklükteydi.</p>
<p><em>Australopithecus</em> taş alet yapmıyorsa elleri alet kullanabilecek biçime nasıl evrildi peki? İhtimallerden biri, <em>Australopithecus</em>’ların tahta alet kullanmaları olabilir. Bunlardan geriye fosil kalmaz. Ya da <em>Australopithecus</em> ’lar ellerini yalnızca taş fırlatmak, sopa sallamak için kullanmış olabilir. Bir diğer ihtimal, ellerdeki değişimin <em>Australopithecus</em> ayaklarında yaşanan evrimin yan ürünü olması. 2010’da yüzlerce insan ve şempanze iskeletinde el ve ayak kemiklerini ölçen bir grup bilimci, el ve ayak kemiklerinin birlikte değişkenlik (eşdeğişki) sergilediğini, yani el ve ayağın paralel gelişim gösterdiğini belirledi. Örneğin ayak başparmakları uzun olanların el başparmakları da uzundu. Araştırmacılar bu sonuçları kullanarak ayak yapısını şempanzemsiden insansıya dönüştürecek bir doğal seçilim sürecinin elleri nasıl etkilemiş olabileceğini hesapladı. Sonuçlar, ayağa yönelik pozitif seçilimin elleri de rahatlıkla etkileyeceğini, bugünkü biçimlerine benzeteceğini ortaya koydu.</p>
<div id="attachment_1079" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/sekil3.jpg"><img class="size-medium wp-image-1079 " src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/sekil3-300x208.jpg" alt="" width="300" height="208" /></a><p class="wp-caption-text">İngiliz atropolog John Napier, insan elinin iki tür ana tutuşunu tarif ediyor: Hassas kavrayış (precision grip), küre biçiminde cisimleri tutmak ve atmak için kullanışlı. Güçlü kavrayış (power grip) sopa tarzı cisimleri kullanmaya uygun. Bu tutuşlar, sırasıyla taş ve balta türü savunma aletlerinin kullanımına izin vermiş olmalı.</p></div>
<p>Araştırmacıların önerdiği modele göre <em>Australopithecus </em>ayağı yürümeye yönelik seçilime uğramış, ayak parmakları yürümeyi kolaylaştıracak şekilde kısalmış. Eldeki değişimler, büyük ölçüde ayaklardaki evrimin yan ürünü olarak ortaya çıkmış. Sağlam biçimde taş tutabilecek bu eller &#8211; 1 milyon yıl sonra &#8211; ardıl uyarlanım yoluyla alet yapmakta kullanılmış (Ardıl uyarlanım mekanizmasına örnek: Kömürden havagazı üretildiğinde yan ürün olarak çıkan katran başta işlevsizdir. Sonra katranı da değerlendirmenin bir yolunu buluruz – mesela yol yapımında).</p>
<p>Tabii <em>Australopithecus</em>&#8216;un taş yerine tahta alet kullanmış olması ihtimalini de yabana atmayalım. Bu durumda, bir yandan ayak yapısını yürümeye, öte yandan el yapısını alet tutmaya uyarlayacak iki paralel evrim sürecinin yaşanmış olması bir diğer olasılık.</p>
<p>İnsanın el ve ayak evriminde rol oynamış genleri henüz bulamadık. Ancak 2008’de yapılan bir çalışma bir ipucu yakalamış, bu alanda heyecan yaratmıştı. Bu çalışmada bir grup genetikçi şempanze ve diğer memeli genomlarını karşılaştırdı. İnsan dışındaki memelilerde hiç değişmemiş, yalnız insanda farklılık gösteren bir DNA dizisinin işlevi incelendi. Ekip, bu DNA dizisinin insan sürümünü fareye aktarınca dizinin etrafındaki genler anlatılmaya (etkin hale gelmeye) başladı. İlginç olan, bu DNA dizisi çevresindeki genlerin el ve ayak gelişimi sırasında anlatılmasını sağlıyordu. Ancak aynı dizinin şempanze veya maymun sürümlerinin böyle bir etkisi yoktu. İnsana özgü bu mutasyonlar, insanda el ve ayak gelişimini, bu mutasyonları taşımayan diğer insansılardan farklılaştırmış olabilirdi. Bu alanda yapılacak genetik çalışmaların, elin evrimi gizemini aydınlatacağını tahmin edebiliriz.</p>
<p>İnsanda yürüme ve alet kullanımının iç içe görünen evrimleri, ardıl uyarlanıma tek örnek değil. Alet kullanımının insan dilinin, yani sözlü iletişimin evrimine yol açtığı da düşünülüyor. Bu yöndeki gözlemlerden biri, insanda sağ elliliğin yaygınlığı, sağ elin kontrolü için de beynin sol lobunun görece gelişmiş olması. Bu, muhtemelen alet yapımının bir sonucu. Beynin temel dil bölgeleri yine sol lobda yer alıyor. Dahası, alet kullanımı sırasında bireylerin beyinlerini tarayan kimi çalışmalar, alet kullanımı ve hatta taş alet yapımı sırasında beynin etkinleşen bölgelerinin konuşma bölgeleriyle örtüştüğünü gösteriyor. Antropologların tahminlerine göre 2,5 milyon yıl önce ilk nesil alet kullanımıyla dil gelişiminin önü açılmış, aradan 1 milyon yıl geçtikten sonra dil iyice gelişmiş, yeni bir taş balta kültürü evrilmişti.</p>
<p>İnsanın evrimi, yürümenin elin değişmesine, alet kullanımına ve oradan dile kapı araladığı milyonlarca yıllık silsileler biçiminde yaşanmış olmalı. Bu modelin ayrıntıları henüz muğlaksa da modelin kendisi, evrimsel süreçlerin iç içe, doğrusal olmayan yapısına işaret ediyor. Stephen Jay Gould ve Richard Lewontin&#8217;in vurguladığı gibi, evrimsel değişimi “bencil genlerdeki değişim”e indirgemeden, çok yönlü incelemek şart. Evrimsel yeniliklerin kökeni, pozitif seçilim ürünü uyarlanımlar kadar ikincil etkiler, ardıl uyarlanımlar veya genetik sürüklenme sonucu sabitlenen mutasyonlar da olabilir pekâlâ.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Carroll (2003) Genetics and the making of homo sapiens. Nature 422: 849-857.</p>
<p>Faisal vd. (2010) The manipulative complexity of lower paleolithic stone toolmaking. PLoS ONE 5: e13718.</p>
<p>Prabhakar vd. (2008) Human-specific gain of function in a developmental enhancer. Science 321: 1346-1350.</p>
<p>Rolian, Lieberman ve Hallgrimsson (2009) The co-evolution of human hands and feet. Evolution.</p>
<p>Tocheri vd. (2008) The evolutionary history of the hominin hand since the last common ancestor of pan and homo. Journal of Anatomy 212: 544-562.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline">Hazırlayanlar</span></em><em>:</em></p>
<p>Mehmet Somel, Hesaplamalı Biyoloji Enstitüsü (PICB), Şanghay, ÇHC</p>
<p>Nazlı Somel, Helmut-Schmidt Üniversitesi, Hamburg, Almanya</p>
<pre>*Yazı, NTV Bilim Dergisi'nin Mart 2011 sayısında yayınlanmıştır.</pre>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=El%20ayak%20kar%C4%B1%C5%9F%C4%B1nca&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2011%2F03%2Fel-ayak-karisinca%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/el-ayak-karisinca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Su Piresinin Çevreye Duyarlı Genomu</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/su-piresinin-cevreye-duyarli-genomu/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/su-piresinin-cevreye-duyarli-genomu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Mar 2011 22:44:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=1052</guid>
		<description><![CDATA[Su piresi Daphnia pulex ekolog ve evrimcilerin baştacı organizmalar arasındadır. On yıllardır canlıların ekolojik değişime verdikleri tepkiler, eşeyli üremenin evrimi, popülasyonlar arasında göçün etkileri gibi konularda biyologların başlıca araştırma modellerinden biri olmuştur. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan su piresinin genomu, bu canlının genomunda 30 bin gen taşıdığını gösterdi – insanın 1,5 katı! Yapılan çalışmalar, bu bol genli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Daphnia.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1053" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2011/03/Daphnia-300x220.jpg" alt="" width="284" height="220" /></a></em></p>
<p><em>Su piresi </em><em>Daphnia pulex ekolog ve evrimcilerin baştacı organizmalar arasındadır. On yıllardır canlıların ekolojik değişime verdikleri tepkiler, eşeyli üremenin evrimi, popülasyonlar arasında göçün etkileri gibi konularda biyologların başlıca araştırma modellerinden biri olmuştur. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan su piresinin genomu, bu canlının genomunda 30 bin gen taşıdığını gösterdi – insanın 1,5 katı! Yapılan çalışmalar, bu bol genli genomun kopyalanma yoluyla nasıl evrildiğini aydınlatıyor.</em></p>
<p style="text-align: justify">Su pireleri ıstakoz ve karideslerin cüce akrabaları olan saydam kabuklulardır. Latince isimleri <em>Daphnia</em> (Defne) olan bu hayvanların boyları 1 ila 5 mm arasında değişir. Su pireleri aslında çevremizde sıkça rastlanan bir türdür. Dünyanın her tarafinda, parklardaki havuzlardan büyük göllere kadar her türlü su birikintisinde yaşarlar, mikroskobik havyan ve yosunları yiyerek beslenirler.</p>
<p style="text-align: justify">Su pirelerinin çok sayıda özelliği onları deneylerde kullanmaya müsait kılmıştır. Küçük olmaları ve hızlı üremeleri, laboratuarda kolayca barındırıp farklı koşullara tepkilerini ölçmeye ve nesiller boyu gözlem gerektiren evrimsel değişimleri kısa sürelerde gözlemlemeye olanak verir. Su pireleri ayrıca, her bir bireyin çevredeki değişimlere karşı ani tepkiler verme, örneğin vücutlarını yeni şekillere sokma yetenekleriyle de tanınırlar. Bu özellikler, su pirelerini biyoloji ve ekolojinin başlıca model organizmaları arasına sokmuştur. Bu yazıda da, su pireleriyle yapılan bazı güncel çalışmaları tanıtacağız.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>40 yıl boyunca parazitle birlikte evrim</strong></p>
<p style="text-align: justify">Son yıllarda su pireleri kullanılarak yapılan en çarpıcı araştırmalardan biri, su pirelerinin ve onların içinde üreyen bir tür parazitin birlikte evrimlerini (eş-evrimlerini) belgeleyen bir çalışmadır (<em>http://www.nature.com/nature/journal/v450/n7171/full/nature06291.html</em>). Bu çalışmada araştırmacılar, bir gölün farklı yıllara ait katmanlarını kazarak, &#8216;uykuya yatmış&#8217; (diyapoz) su piresi yumurtaları ve parazitler çıkardılar. Bunları kullanarak, farklı dönemlere ait su pirelerinin, önceki ve sonraki dönemlere ait parazitlerden nasıl etkilendiğini incelediler.</p>
<p style="text-align: justify">Sonuçlar, su piresi popülasyonunda parazitlere karşı birkaç yıl içinde dahi direnç evrilebildiğini gösterdi. Örneğin 1980&#8242;e ait parazitler 1980 yılının pirelerini hasta ederken, 1982&#8242;nin su pirelerini etkileyememekteydi. Buna karşın parazitler de nesiller boyu evrilerek su pirelerini hasta edecek yeni özellikler geliştirmişlerdi. 39 yıllık bir kesitte parazit ile konağın &#8216;karşılıklı mücadelesi&#8217; durmaksızın devam etmişti.</p>
<p style="text-align: justify"><strong> Yazın eşeysiz kışbaşı eşeyli üreme</strong></p>
<p style="text-align: justify">Su pirelerinin model olarak kullanıldığı alanlardan biri de üreme biçimi araştırmalarıdır. Su pirelerinin yaşam döngüleri ilginçtir. Çoğu zaman dişiler erkeksiz ürer ve kendi klonları (genetik kopyaları) olan yeni dişiler üretirler. Klonlanmak, eşeyli üremeye göre çok daha az maliyetli bir yöntemdir; birey, eş bulmak ve çiftleşmek zorunda değildir. Sadece dişi üreterek (üreme yetisi olmayan) erkek için enerji harcamaz. Ayrıca yavrular anneyle aynı genetik yapıya sahip olduğundan, eğer anne çevresine uyumlu özelliklere sahipse, çevre de değişmiyorsa, yavrular da anne kadar çevreye uyumlu olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify">Ancak yaşam koşulları zorlaştığında, örneğin besin kaynakları azaldığında, havalar soğumaya başladığında, veyahut tür içi hayatta kalma mücadalesi kızıştığında durum değişir. Bu koşullarda dişi su pireleri bir miktar erkek üretirler (su piresinde eşey belirlenmesi memelilerdekinden farklıdır), akabinde dişiler bu erkeklerle çiftleşir.</p>
<p style="text-align: justify">Eşeyli üreme (seks) sonucunda erkek ve dişinin genleri karılır ve sonraki nesil yeni gen kombinasyonlarından olusur.</p>
<p style="text-align: justify">Haşin şartlarda klonlamadan vazgeçip eşeyli üremeye geçmek çok sayıda hayvanın başvurduğu bir taktiktir. Bu sayede yeni nesillerde çeşitlilik ve zorlu koşullara dayanacak genetik özelliklere sahip olma ihtimali artar. Eşeyli üremenin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasının bir evrimsel açıklaması budur: değişen çevre koşullarına gen kombinasyonlarını değiştirerek yanıt vermek.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Seksin faydaları</strong></p>
<p style="text-align: justify">Çeşitli araştırmalar, eşeyli üreme yeteneğini kaybeden soyların, eşeyli üremeye devam edenlere göre evrimsel olarak daha kısa ömürlü olduğunu göstermiştir (<em>http://www.nature.com/nrg/journal/v3/n4/full/nrg749.html</em>). Yani eşeyli üremeden vazgeçenlerin soylarının tükenme olasılığı yükselir. Bu da eşeyli üremenin uzun vadeli yararlarına işaret eder.</p>
<p style="text-align: justify">Çevreye uyumun yanısıra, eşeyli üremenin bir diğer faydası, zararlı mutasyonların birikmesini engellemesidir. Eşeyli üreme yeni gen kombinasyonları yarattığından, bir bireydeki yararlı mutasyonların zararlılarından ayrışarak sonraki nesillere ulaşmasını mümkün kılar. Bir başka deyişle eşeyli üreme, zararlı mutasyonların elenmesini kolaylaştırmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Bu konudaki önemli çalışmalardan biri yine su pireleri kullanarak yapılmıştır. Evrimsel genetikçi Michael Lynch ve Susan Paland 2006 yılında, eşeyli üreme yeteneğini kaybetmiş kimi su piresi popülasyonlarının genlerini, eşeyli üreyenlerle kıyasladılar (<em>http://www.sciencemag.org/content/311/5763/990.short</em>). Karşılaştırma, seksten vazgeçen soyların genomlarında zararlı mutasyonların daha sık bulunduğunu gösterdi. Yani deneysel gözlem, teorik tahmini destekliyordu.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Seksi unutan su pireleri</strong></p>
<p style="text-align: justify">Her ne kadar eşeyli üreme uzun vadede avantajlıysa da, kimi canlı soyları eşeyli üreme yeteneklerini kaybedip sadece klonlama ile nesillerini sürdürebilmektedirler. Örneğin, bazı su piresi popülasyonları zaman içinde eşeyli üreme yetilerini yitirmişlerdir. Eşeysiz üreyen popülasyonların nasıl hayatta kaldıkları üzerine kafa yoran Omilian ve arkadaşları (2006), istisnasız eşeysiz üreyen su pirelerini laboratuar ortamında yüzlerce nesil büyüttüler ve popülasyonda mutasyonların birikmesini gözlemlediler. Neticede, sonraki nesillerin mutasyona uğramış kimi bölgeleri genomlarından atabildiklerini gördüler  (<cite>www.pnas.org/content/103/49/18638.full)</cite>. Mitotik (veya ameiotik) rekombinasyon diye adlandırılan bu durum, eşeysiz üreyen organizmaların, zararlı mutasyon birikimine karşı tamamen savunmasız olmayabileceklerini göstermesi açısından çok önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Su piresinin 30 bin geni</strong></p>
<p style="text-align: justify">Su piresi genomu aslında 2007 yılında dizilenmiş (yani DNA dizisi okunmuş ve diziler birleştirilmiş) ve kamuoyuna sunulmuştu. Ancak genomun kapsamlı bir çözümlemesinin yayınlanması 2011’in Şubat ayı başında gerçekleşti (<em>http://www.sciencemag.org/content/331/6017/555.full</em>). Son zamanlarda dizileme teknolojilerinin ucuzlamasıyla genomu dizilenen canlıların sayısı hızla artmakta. Ancak su piresinin genomu, Alman evrimci Diethard Tautz&#8217;un deyişiyle &#8216;herhangi bir yeni genom&#8217; değil.</p>
<p style="text-align: justify">İlk ilginç gözlem şuydu: Su piresinin genomu 30 bin gen içermekte. Oysa çoğu hayvan genomu çok daha az sayıda gen içerir: örneğin sirke sineğinin 14 bin geni, insan ve fare gibi memelilerin yaklaşık 20 bin geni var.</p>
<p style="text-align: justify">Ancak asıl saşırtıcı sonuç, bu genlerin %36&#8242;sının başka hiçbir canlıda bir benzerinin, yani akrabasının, bulunmamasıydı. Bu genler yalnızca su piresi türlerinde bulunmaktaydı. Kıyaslamak gerekirse, insan genomundaki genlerin tümünün maymunda bir akrabası vardır, fareyle dahi genlerimiz büyük çoğunluğu akrabadır. Bu halde su piresi bu kadar &#8216;öksüz&#8217; geni nasıl kazandı?</p>
<p style="text-align: justify">Araştırmacılar, sorunun cevabının, su piresinin hızlı evrimi ve genlerin eşlenmesinde (kopyalanmasında) olduğunu buldular. Su piresinin ataları, diğer kabuklularla ortak genlerinin önemli kısmını kaybetmişlerdi. Öte yandan mutasyonla kazandıkları ya da değiştirdikleri çok sayıda geni de milyonlarca yıl boyunca eşleyerek çoğaltmışlardı. Bir örnek: insanda ışık algılamaya yarayan yalnızca birkaç opsin geni varken, su piresinde bu gen ailesinin 50&#8242;ye yakın üyesi bulunuyor.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Gen eşlenmesi ve sonuçları</strong></p>
<p style="text-align: justify">Su piresinin genomunu şişiren gen eşlenmesi, tüm canlılarda rastlanan bir olgu. En sık yaşanan vaka şöyledir: Hücre ikiye bölünürken, hücre genomu kendi kopyasını sentezler. Bu sırada gerçekleşen basit hatalar, bir DNA dizisinin iki defa sentezlenmesine yol açar. Bu DNA dizisi bir gen kodluyorsa, yeni hücrelerden birinde aynı gen iki defa bulunur.</p>
<p style="text-align: justify">Bu o kadar yaygın bir hatadır ki, çoğu popülasyonda bireyler arasında ciddi miktarda gen kopya sayısı çeşitliliği görülür. Bu çeşitlilik insanlarda da mevcuttur &#8211; yani bazı genler birimizde tek kopya, diğerinde üç kopya olabilir. Binlerce insan geni bu tür çeşitlilik gösterir (<em>dx.doi.org/10.1038/nature08516</em>).</p>
<p style="text-align: justify">Bu şekilde eşlenen genlerin birkaç farklı akıbeti vardır: 1) Genin iki kopya olması bir canlıya üstünlük sağlıyorsa, nesilden nesle iki kopyalı bireylerin popülasyondaki oranı artar (pozitif seçilim); 2) zararlıysa, bu oran azalır ve zamanla sıfırlanır (negatif seçilim); 3) ne yararlı ne zararlıysa, yine zaman içinde, başka DNA sentezi hataları sonucu kopyalardan biri kaybolabilir; 4) kopya gen (kimi zaman eşlenme sırasında) orijinal genden farklılaşır ve yeni özellikler kazanır. Örneğin orijinal gen sinir hücrelerinde aktifken, yeni kopya kan hücrelerinde aktif olabilir. Bu yeni özellikler canlının kimi ihtiyaçlarına denk geliyorsa, yeni kopya yine pozitif seçilimle nesilden nesle yayılıp, sabitlenebilir.</p>
<p style="text-align: justify">Araştırmacılar, su piresi genomunda gen kopyalarının ne zaman ve nasıl doğduğunu da ölçtüler. Genlerin eşlenme tarihini, benzer türler arasında DNA dizisinin farklılaşmasını kullanarak hesapladılar. Sonuçlar, su piresinde genlerin, diğer omurgasızlara göre 3 kat daha hızlı, insana göre ise %30 daha hızlı kopyaladığını gösterdi.</p>
<p style="text-align: justify">İlginç biçimde, su piresi genomunda eşlenme yoluyla yeni ortaya çıkan genlerin çoğunluğu, farklı çevre koşullarına yanıt veren metabolik genlerdi. Bu tür genler örneğin aşırı sıcak veya tuzlu su gibi koşullarda anlatılmaktaydılar. Yani eşlenme ve yeni gen kazanma eğilimi, su pirelerinin farklı çevre koşullarına uyumunu arttırmış gibi görünüyor. Bu durum yakından çok sayıda canlıda görülür. Örneğin hem tuzlu suda hem tatlı suda yaşayabilen somonlarda, iyon dengesini düzenleyen genler eşlenmiş, bir grup gen tatlı suya, bir grup gen ise tuzlu suya uyum sağlacak yönde evrilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Aslına bakılırsa su piresi, gen sayısı konusunda canlılar aleminin şampiyonu değil: <em>Trichomonas vaginalis</em> adlı, insanda vajina enfeksiyonuna yol açan tek hücreli parazitin altmış bini aşkın geni bulunuyor! Tahmin edilebileceği gibi, bu parazitin eşlenme yoluyla çoğalttığı genler, parazitlik özelliğini geliştiren genler.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="text-align: justify">Su piresi üzerine yapılan ekolojik ve evrimsel çalışmalar, eşeyli üremenin önemi veya birlikte evrim gibi başlıklarda geliştirilmiş teorik modelleri desteklemişti. Su piresi genomunun Şubat ayında yayınlanan ilk analizin sonuçları da, gen ailelerinin evrimi konusundaki teorilerle uyumlu. Ancak bu genom analizi aynı zamanda, hayvanlar aleminin hem genetik yapısı hem de çevresel değişime tepkileri konusunda bilgimizin ne kadar sınırlı olduğuna işaret etmekte. Daha fazla sayıda canlının genomunun dizilenmesi ve bu canlılarda keşfedilen yeni genlerin işlevlerinin sistematik deneylerle belirlenmesi, yaşam bilimlerinin yakın dönemdeki başlıca uğraşlarından biri olacak.</p>
<p style="text-align: justify"><em>Hazırlayanlar: </em></p>
<p style="text-align: justify"><em>Mehmet Somel (Hesaplamalı Biyoloji Enstitüsü (PICB), Şanghay, ÇHC)</em></p>
<p style="text-align: justify"><em>Tutku Aykanat (University of Windsor, Windsor, Kanada)</em></p>
<p style="text-align: justify"><em>Onur Sakarya (Life Technologies, Foster City, Kaliforniya, ABD)</em></p>
<p style="text-align: justify"><em>Uzay Sezen (Georgia Üniversitesi, Georgia, ABD) </em></p>
<pre>Yazı, Bilim ve Gelecek Dergisi'nin Mart sayısında yayınlanmıştır.</pre>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Su%20Piresinin%20%C3%87evreye%20Duyarl%C4%B1%20Genomu&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2011%2F03%2Fsu-piresinin-cevreye-duyarli-genomu%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/su-piresinin-cevreye-duyarli-genomu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinozorlar yok olduktan sonra memeliler nasıl devleşti?</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/12/dinazorlar-yokolduktan-sonra-memeliler-nasil-devlesti/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/12/dinazorlar-yokolduktan-sonra-memeliler-nasil-devlesti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2010 20:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>duygu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Kuramı ve Diğer Disiplinler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=1015</guid>
		<description><![CDATA[Dinozorlar 65 milyon yıl önce dünyada hakimiyetlerini yitirene kadar memeliler geri planda bir canlı grubuydu. Yeni bir araştırma, dinozorlardan hemen sonra boşalan ekolojik alanlara yayılan memelilerin, azami vücut büyüklüklerinin 40 milyon yıl boyunca arttığını ancak sonunda çeşitli sınırlara dayandığını gösteriyor. Günümüzde memeliler, dünyanın hem cüssece büyük, hem de en yaygın hayvan gruplarından biri. Fosil kayıtlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dinozorlar 65 milyon yıl önce dünyada hakimiyetlerini yitirene kadar memeliler geri planda bir canlı grubuydu. Yeni bir araştırma, dinozorlardan hemen sonra boşalan ekolojik alanlara yayılan memelilerin, azami vücut büyüklüklerinin 40 milyon yıl boyunca arttığını ancak sonunda çeşitli sınırlara dayandığını gösteriyor.</p>
<div id="attachment_1017" class="wp-caption aligncenter" style="width: 292px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/12/BURIAN_Indricotherium.jpg"><img class="size-medium wp-image-1017" title="Indricotherium" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/12/BURIAN_Indricotherium-282x300.jpg" alt="" width="282" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">&quot;Indricotherium&quot;. Z. Burian tarafından 1972&#39;de yapılmış bir çizim (SPINAR 1976).</p></div>
<p>Günümüzde memeliler, dünyanın hem cüssece büyük, hem de en yaygın hayvan gruplarından biri. Fosil kayıtlarına göre ilk memeli-benzeri canlılar 200 milyon yıl önce, sürüngenimsi atalardan evrildiler. Önce gagalı ve yumurtlayarak üreyen, sonra kanguru gibi keseli ve insan-gibi eteneli (plasentalı) türler ortaya çıktı.</p>
<p>Ancak varlıklarının ilk 140 milyon yılı boyunca memeliler, bugünkü memelilerden farklıydı. O zamanki atalarımız ekseriyetle küçük, en büyükleri de 10-15 kiloyu aşmayan türlerdi. Ayrıca dünyanın sınırlı bölgelerinde yaşamaktaydılar. Bunun sebebi aynı dönemde dinozorların dünyaya hakimiyetiydi.</p>
<p>65 milyon yıl önce dinozorların yokoluşu, memeliler için büyük bir fırsat yarattı. Bu dönemden itibaren memeliler çok hızlı bir değişim geçirmeye başladılar. Bu değişim, dinozorlardan arta kalan alanları ve rolleri memelilerin üstlenmesiyle açıklanır. Örneğin dinozorların hakimiyetindeki Mezozoik dönemde uçan memelilere rastlanmazken, dinozorlar yokolduktan yalnızca 15 milyon yıl sonra yarasalar ortaya çıkmıştı.</p>
<p>Science dergisinde geçtiğimiz hafta yayınlanan bir araştırmada ise, dinozorların ardından memelilerin vücut büyüklüklerinin nasıl bir değişim geçirdiği incelendi (<a href="http://www.sciencemag.org/content/330/6008/1216.abstract" target="_blank">referans</a>). Felisa A. Smith önderliğinde 13 farklı araştırma kurumunda çalışan 20 biyolog, farklı kıtalarda yaşamış bulunan çeşitli memeli takımlarına ait fosil kayıtlarını ele aldılar. Grup, fosillerin vücut ağırlıklarını tahmin ederek bunların zaman içindeki değişimlerini çözümlediler.</p>
<p>Araştırmacılar, 65 milyon yıl öncesinden itibaren memelilerin azami vücut büyüklüklerinin hızla artmaya başladığını gördüler: 15 milyon yıl içinde en ağır türler 10 kilogramdan 1 tona çıkmış, bundan 25 milyon yıl sonra ise 10 tona yaklaşmıştı. Bugün soyu tükenmiş olan Megatherium (dev tembel hayvan) ve mamut gibi türler bu dev memeliler arasındaydı.</p>
<p>Dahası, farklı kıtalarda bağımsız memeli türleri arasında aynı &#8216;devleşme eğilimi&#8217;, aşağı yukarı eşzamanlı yaşanmıştı.</p>
<p>Smith ve ortakları, 65 milyon yıl önce başlayan bu eğilimin 40 milyon yıl içinde zirve yaptıktan sonra durduğunu da tespit ettiler. Yani son 25 milyon yıldır dünyamızda çok sayıda kara memelisi devleşti (örneğin Afrika fili) ancak devleşen yeni türler hiçbir zaman 10-20 ton sınırını geçmediler.</p>
<div id="attachment_1019" class="wp-caption aligncenter" style="width: 338px"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/12/SMITHetal_2010_BodySize.jpg"><img class="size-medium wp-image-1019" title="Schnelle Evolution: Saeugetiere im Riesenformat tauchten erstmals kurz nach dem Verschwinden der Dinosaurier auf" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/12/SMITHetal_2010_BodySize-300x154.jpg" alt="" width="328" height="168" /></a><p class="wp-caption-text">Şimdiye dek yaşamış en büyük ve en ağır kara memelilerinin örnekleri. Paraceratherium (ca. 37-23 Ma), Deinotherium (8,5-2,7 Ma) ve hala varlığını koruyan Afrika fili (Loxodonta africana). Şekildeki en uzun boylu tür ve gergedanların soyu tükenmiş bir akrabası olan Paraceratherium&#39;un ağırlığı 15 tona varıyordu. Öte yandan, bir başka soyu tükenmiş tür olan Deinotherium&#39;un ağırlığı 17 ton civarındaydı. Günümüzde yaşayan bir fil ancak 2 ila 5 ton ağırlığa ulaşabiliyor (şekil: Alison Boyer, Yale Üniversitesi).</p></div>
<p>Çalışma aynı zamanda, farklı jeolojik dönemlerin ortalama sıcaklıklarını ve her dönemde dünyadaki toplam kara alanını, o dönemde memelilerin azami vücut büyüklükleriyle karşılaştırdı. Örneğin canlılar büyüdükçe yüzey/hacim oranı küçülür; bu nedenle aşırı büyük memeliler sıcak ortamlarda, yüzeylerinden ısı kaybedemedikleri için zorluk çekebilirler. Araştırmacılar, hem ortalama sıcaklığın hem de toplam kara alanının, vücut büyüklüğünü etkilediğini tespit ettiler.</p>
<p>Bu çalışma, dev memelilerin evrimini güdüleyen etkenin, dinozorların boşalttığı ekolojik alanların hızla doldurulması olduğuna işaret ediyor. Devleşme eğiliminin yaklaşık 25 milyon yıl önce durmasını ise, birkaç tonluk dev memelilerin iç (fizyolojik) ve dış (ekolojik) sınırlara dayanmış olmalarıyla açıklayabiliyoruz.</p>
<p>Bahsi birkaç tonluk dev memelilerin bir kısmının, örneğin dev tembel hayvanın, son birkaç onbin yıl içinde avcı-toplayıcı insan gruplarının elinde yok olmuş olması ise ilginç bir ayrıntı. Dev memelilerin yaşam alanları, alet kullanan, hızlı üreyen ve yayılmacı bir türün etkisi altında yeniden kısıtlanmış görünüyor.</p>
<p>Hazırlayan: Mehmet Somel</p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Dinozorlar%20yok%20olduktan%20sonra%20memeliler%20nas%C4%B1l%20devle%C5%9Fti%3F&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2010%2F12%2Fdinazorlar-yokolduktan-sonra-memeliler-nasil-devlesti%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/12/dinazorlar-yokolduktan-sonra-memeliler-nasil-devlesti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evrim Çalışkanı Çağlar Akçay: Serçeler kim kavgacı kim değil ayırt edebiliyor</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/10/evrim-caliskani-caglar-akcay-serceler-kim-kavgaci-kim-degil-ayirt-edebiliyor/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/10/evrim-caliskani-caglar-akcay-serceler-kim-kavgaci-kim-degil-ayirt-edebiliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Oct 2010 09:05:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Çalışkanları]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=986</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın dört bir yanındaki Evrim Çalışkanları başarılı çalışmalara imza atmaya devam ediyor. Son olarak  Washington Üniversitesi&#8217;nde doktora eğitimini sürdüren Çağlar Akçay&#8217;ın serçeler üzerinde gerçekleştirdiği hayvan davranışı araştırmaları BBC&#8217;de yer buldu. Araştırmanın sonuçlarına göre serçeler komşuları arasındaki kavgalara kulak misafiri olup kavgayı kimin başlattığını anlayabiliyor. Kuzey Amerika’lı bir serçe türü olan şarkı serçesinde (Melospiza melodia) üreme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Dünyanın dört bir yanındaki Evrim Çalışkanları başarılı çalışmalara imza atmaya devam ediyor. Son olarak  Washington Üniversitesi&#8217;nde doktora eğitimini sürdüren Çağlar Akçay&#8217;ın serçeler üzerinde gerçekleştirdiği hayvan davranışı araştırmaları BBC&#8217;de yer buldu.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/10/sparrow.jpg"><img class="size-full wp-image-987  aligncenter" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/10/sparrow.jpg" alt="" width="466" height="260" /></a></p>
<p style="text-align: justify">Araştırmanın sonuçlarına göre serçeler komşuları arasındaki kavgalara kulak misafiri olup kavgayı kimin başlattığını anlayabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify">Kuzey Amerika’lı bir serçe türü olan şarkı serçesinde (<em>Melospiza melodia</em>) üreme sezonunda erkek serçeler komşularına karşı saldırganlık göstermezler. Yeni yayınlanan deneyde,  komşuların birbirlerine karşı bu barışçıl tutumlarının arkasında yatan sebep araştırıldı. Evrim Çalışkanlarından Çağlar Akçay’ın başını çektiği deneyciler, komşulardan birinin şarkılarını diğer bir komşunun bölgesine koydukları bir hoperlorden çalıp bu iki komşu arasında bir kavgayı simule ettiler. Sonrasında, komşuları arasındaki bu kavgaya kulak misafiri olan üçüncü bir komşunun kavgayı başlatan kuşa (hoperlorden şarkısı çalınan kuşa) ve saldırganlığa maruz kalan kuşa olan tepkilerini ölçtüler. Araştırmacılar, kavgaya kulak misafiri olan kuşların sadece kavgayı başlatan kuşa karşı saldırganca tepki verdiklerini buldular. Bu sonuç, bu serçeler arasındaki iletişimin sadece iki kuş arasında olmadığını ve kavgalara kulak misafiri olan kuşların kavgaya karışan kuşlar hakkında karmaşık çıkarımlar yapabildiğini gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify">Makaleyi okumak için <em><a href="http://www.sciencedirect.com/science?_ob=ArticleURL&amp;_udi=B6W9W-515YH28-2&amp;_user=929531&amp;_coverDate=10%2F06%2F2010&amp;_alid=1493494029&amp;_rdoc=2&amp;_fmt=high&amp;_orig=search&amp;_origin=search&amp;_zone=rslt_list_item&amp;_cdi=6693&amp;_sort=d&amp;_st=13&amp;_docanchor=&amp;view=c&amp;_ct=1491&amp;_acct=C000044341&amp;_version=1&amp;_urlVersion=0&amp;_userid=929531&amp;md5=cf275c2257c76f08dcd8479c5b5b6530&amp;searchtype=a">tıklayınız.</a> </em>(İngilizce)</p>
<p style="text-align: justify">BBC&#8217;deki haberi okumak için <em><a href="http://news.bbc.co.uk/earth/hi/earth_news/newsid_9084000/9084464.stm">tıklayınız</a>. </em>(İngilizce)</p>
<p style="text-align: justify"><strong><span style="font-weight: normal"><a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/10/caglar_akcay.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-988" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2010/10/caglar_akcay.jpg" alt="" width="153" height="229" /></a> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify"><strong>Çağlar Akçay kimdir? </strong></p>
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">Çağlar Akçay, ODTÜ Psikoloji ve Biyoloji bölümlerinden 2004 yılında çift anadalla mezun olduktan sonra Iowa Universitesinde deneysel psikoloji dalında yüksek lisans yaptı. Halen Seattle&#8217;da, Washington Üniversitesi&#8217;nde hayvan davranışı alanında doktorasını sürdürmektedir. Aynı zamanda Müspet İlimler Kumpanyası yazarlarından olan Akçay&#8217;ın web sayfasına şu adresten ulaşabilirsiniz: <a href="http://students.washington.edu/caglar/" target="_blank">http://students.washington.edu/caglar/</a>.</p>
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkan%C4%B1%20%C3%87a%C4%9Flar%20Ak%C3%A7ay%3A%20Ser%C3%A7eler%20kim%20kavgac%C4%B1%20kim%20de%C4%9Fil%20ay%C4%B1rt%20edebiliyor&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2010%2F10%2Fevrim-caliskani-caglar-akcay-serceler-kim-kavgaci-kim-degil-ayirt-edebiliyor%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/10/evrim-caliskani-caglar-akcay-serceler-kim-kavgaci-kim-degil-ayirt-edebiliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cogito&#8217;nun Kış 2009 sayısı: &#8220;Darwin Devrimi: Evrim&#8221;</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/cogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/cogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 17:50:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>duygu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Özgün Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=605</guid>
		<description><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları&#8217;nın düşünce dergisi Cogito, Darwin&#8217;in 200. yaşgününü kış sayısını Darwin&#8217;e ve Evrim Kuramına ayırarak kutluyor! İki cilt olarak çıkan bu dosyada Evrim Çalışkanları&#8217;nın ve Evrim Çalışma Grubu üyelerinin yazdığı yazılar da var. Dergi&#8217;nin editörü Şeyda Öztürk&#8217;ün sözleriyle: Bu dosya Darwin’in yaşamı, çalışmaları ve insan ve yaşam üzerine düşünüme bıraktığı mirası üzerine yazılardan oluşuyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.ykykultur.com.tr/picture/dergi/158.jpg" alt="" width="150" height="213" /></p>
<p>Yapı Kredi Yayınları&#8217;nın düşünce dergisi Cogito, Darwin&#8217;in 200. yaşgününü kış sayısını Darwin&#8217;e ve Evrim Kuramına ayırarak kutluyor! İki cilt olarak çıkan bu dosyada Evrim Çalışkanları&#8217;nın ve Evrim Çalışma Grubu üyelerinin yazdığı yazılar da var. Dergi&#8217;nin editörü Şeyda Öztürk&#8217;ün sözleriyle:</p>
<blockquote><p>Bu dosya Darwin’in yaşamı, çalışmaları ve insan ve yaşam üzerine düşünüme bıraktığı mirası üzerine yazılardan oluşuyor. Özel Darwin Dosyasının birinci bölümü Darwin’in yaşamı ve yazışmalarından oluşuyor. Bu bölümü, Darwin’in binlerce mektubundan derlediğimiz bir seçkiyle açıyoruz. Darwin’in HMS Beagle gemisiyle seyahate çıktığı 1831’den, <em>Türlerin Kökeni</em>’nin yayımlandığı 1859’a kadarki dönemde kaleme aldığı bu mektuplar, hevesli ve çalışkan bu doğabilimcinin devrim niteliğindeki çalışmalarına başlarken, beş yıl süren ve sayısız canlı örneği topladığı seyahatten döndükten sonra kuramını oluştururken ve A. R. Wallace’ın da benzer çalışmalarından haberdar olunca kitabını apar topar kaleme alırkenki heyecanına, çalışkanlığına ve mütevazı ve nazik yapısına ilk elden tanıklık sağlayan belgeler. Darwin’in HMS Beagle gemisiyle yolculuğunu ve yolculuktan önce ve sonra (aslında yetişkin yaşamının büyük bölümünde) karşılaştığı kronik sağlık sorunlarını ele alan yazılarla bitiyor bu bölüm.<br />
Ondokuzuncu yüzyılda yaşamın çeşitliliği ve tarihi üzerine çalışmaları ve canlılığın kökeni üzerine düşünceleriyle bilim, felsefe ve din alanlarında çok büyük değişikliklere yol açan Darwin’in temel kuramında aslında ne söylediği konusunda genel bir cehalet hâkim ve evrim kuramı üzerine tartışmalar genelde birtakım yanlış anlamalar etrafında dönüyor. Evrim kuramının ve Darwin adının bu kadar düşmanlıkla karşılanmasının esas nedeninin bu kısırdöngü olduğundan hareketle, dosyanın ikinci bölümü evrim kuramının temellerine, aslında ne olduğuna, kuramın belli başlı kavramlarının –doğal seçilim, uyarlanım, vs.– ne tür süreçlere işaret ettiğine ışık tutan yazılardan oluşuyor.</p>
<p>Sunulduğundan bu yana çeşitli kültürel ve siyasal akımlar ve disiplinler tarafından benimsenerek “uyarlanan” evrim kuramının imalarının yol açtığı ideolojik kavgalar ve kuramın düşünsel temelleri ve içerimleri ve diğer disiplinlerde uygulanışı üzerine yazılar dosyanın son bölümünü oluşturuyor. Bu bölümde, sosyal Darwincilik, evrimsel psikoloji, evrim ve etik, evrim kuramının felsefi temelleri, doğalcılık ve evrim kuramı, Zeki Tasarım,  cinsel seçilim ve feminizm ilişkisi üzerine çok sayıda yazı yer alıyor. Darwin Özel Sayısının, Darwin ve evrim kuramı üzerinden insanın varlığını ve kökenini sorgulayan tartışmalara taze bir soluk getirmesini umuyoruz.</p></blockquote>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Cogito%26%238217%3Bnun%20K%C4%B1%C5%9F%202009%20say%C4%B1s%C4%B1%3A%20%26%238220%3BDarwin%20Devrimi%3A%20Evrim%26%238221%3B&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fcogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/cogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi&#8217;nde &#8220;Evrim ve İnsan&#8221; Paneli</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/canakkale-ondokuz-mayis-universitesinde-evrim-ve-insan-paneli/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/canakkale-ondokuz-mayis-universitesinde-evrim-ve-insan-paneli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2009 19:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>duygu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=591</guid>
		<description><![CDATA[Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ, Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Battal ÇIPLAK ve Cumhuriyet Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin BAŞIBÜYÜK&#8217;ün konuşmacı olarak katılacağı &#8220;Evrim ve İnsan&#8221; isimli panel 16 Aralık 2009 Çarşamba günü saat 13:30&#8242;da Troia Kültür Merkezi&#8217;nde yapılacaktır. Panele tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.canakkaleicinde.com/kapak/comu-logo.jpg" alt="" width="398" height="296" /></p>
<blockquote><p>Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ, Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Battal ÇIPLAK ve Cumhuriyet Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin BAŞIBÜYÜK&#8217;ün konuşmacı olarak katılacağı &#8220;Evrim ve İnsan&#8221; isimli panel 16 Aralık 2009 Çarşamba günü saat 13:30&#8242;da Troia Kültür Merkezi&#8217;nde yapılacaktır. Panele tüm akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimiz davetlidir.</p></blockquote>
<p><a href="http://www.comu.edu.tr/duyurular/takvim.php?gun=16&amp;ay=12&amp;yil=2009" target="_blank">Bağlantı</a></p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=%C3%87anakkale%20Onsekiz%20Mart%20%C3%9Cniversitesi%26%238217%3Bnde%20%26%238220%3BEvrim%20ve%20%C4%B0nsan%26%238221%3B%20Paneli&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fcanakkale-ondokuz-mayis-universitesinde-evrim-ve-insan-paneli%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/canakkale-ondokuz-mayis-universitesinde-evrim-ve-insan-paneli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

