<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Evrim Çalışkanları &#187; Özgün Makaleler</title>
	<atom:link href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/category/ozgun-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog</link>
	<description>resmi web günlüğü.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Nov 2011 20:59:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Yararlı değişinimler (mutasyonlar)</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/02/yararli-degisinimler-mutasyonlar/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/02/yararli-degisinimler-mutasyonlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 01:08:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>duygu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özgün Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=658</guid>
		<description><![CDATA[Bugün sizlerle, Çağrı Yalgın&#8217;ın Bilim Güncesi isimli blogunda kaleme aldığı, yararlı mutasyonlar (yazarın tercih ettiği ifade ile değişinimler) hakkında bir yazıyı paylaşıyoruz. Çağrı, Japonya’da RIKEN Beyin Bilimleri Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalışıyor ve Saitama Üniversitesi’nde doktora öğrenimine devam ediyor. Mutasyonlar hakkındaki bir takım yanlış anlamalara dair pek aydınlatıcı olan bu yazıyı keyifle okuyacağınızı umuyoruz. Değişinimler (mutasyonlar), [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bugün sizlerle, Çağrı Yalgın&#8217;ın <a href="http://bilimguncesi.org/" target="_blank">Bilim Güncesi</a> isimli blogunda kaleme aldığı, yararlı mutasyonlar (yazarın tercih ettiği ifade ile değişinimler) hakkında bir yazıyı paylaşıyoruz. Çağrı, Japonya’da RIKEN Beyin Bilimleri Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalışıyor ve Saitama Üniversitesi’nde doktora öğrenimine devam ediyor. Mutasyonlar hakkındaki bir takım yanlış anlamalara dair pek aydınlatıcı olan bu yazıyı keyifle okuyacağınızı umuyoruz.</p></blockquote>
<p>Değişinimler (mutasyonlar), canlılardaki çeşitliliğin ana kaynağıdır. Bir gendeki değişinim, canlının bulunduğu ortamda yaşama ve çoğalma şansını artırıyorsa sonraki nesillerde daha çok canlıya geçerek o genin topluluktaki sayısını artırır. Bulunduğu canlının çoğalma şansını azaltan değişinimler ise daha az canlıya geçtikleri için ayıklanırlar. Yararlı değişinimlerin birikmesi, zararlı olanların ayıklanması sayesinde, bulundukları ortama daha iyi ayak uydurmuş canlılar gelişir.</p>
<p>Değişinim denince akla önce zararlı etkiler gelse de birçok yararlı değişinim vardır ve oluşmaktadır. Bu yazıda önce bilim adamlarınca incelenmiş yararlı değişinim örneklerinden dördünü aktarıyor, ardından değişinimlerin moleküler temeli hakkında bilgi veriyorum.<span id="more-658"></span></p>
<h2>Sitrik asit tüketmeye başlayan bakteriler</h2>
<p>Yararlı değişinimlere ilk örneğimiz,  Prof. Richard Lenski’nin, laboratuvarda gözlenmiş bir değişinimi tarif eden “uzun vadeli evrim deneyi”: Bu deneyde, özetle, başlangıçta ortamdaki sitrik asiti enerji kaynağı olarak kullanamayan bakteriler, hiçbir müdahale altında kalmadan, kendiliğinden değişinim geçirerek bu maddeden istifade edebilir hale geldi [<a href="http://www.pnas.org/cgi/content/abstract/0803151105" target="_blank">1</a>].</p>
<p>Bu deney 1988 yılında, 12 özdeş <em>Escherischia coli</em> (koli basili) ekiniyle başlatıldı, yani bakteri deney boyunca bir deney tüpünün içinde, kendisine uygun bir ortamda yetiştirildi. Her gün (yani 6-7 nesilde bir), eldeki bakterilerin yüzde onu yeni bir tüpe aktarılırken, geri kalan yüzde doksanı çöpe atıldı. Yalnız her 500 nesilde bir, normalde çöpe gidecek bu yüzde doksanlık kısım derin dondurucuya kondu. Bakterileri donuk şekilde saklamak, gerektiğinde çözüp üzerinde tahlil yapmak mümkün olduğundan, bakterilerin zaman içinde bir arşivi tutulmuş oldu. Deney boyunca bu bakteriler, içinde az miktarda glukoz ve bol miktarda sitrik asit bulunan sıvı ortamda yetiştirildiler, ancak sitrik asiti kullanma imkânları olmadığından yalnızca glukozla idare ettiler. Ne var ki, 33.127 nesil sonra tüplerin birindeki bakterilerin birden bire sitrik asiti kullanmaya başladıkları fark edildi. Bunun üzerine araştırmacılar donuk bakteri arşivlerini açıp önceki nesillerden bakterileri inceleyince gördüler ki sitrik asiti kullanabilen bakteriler yaklaşık 31.500’üncü nesilde ortaya çıkmış, ve sayıları biraz dalgalanıp 33.127’inci nesilde patlamış. Bu dalgalanmaları, bu bakterilerde tek bir değişinimin değil, birden çok değişinimin bu yeni beceriyi sağladığına yoruyorlar.</p>
<p>Bakterilerin yaşadığı fiziki şartlar deney boyunca sabit olduğundan ve bu bakterilere yatay gen aktarımını engellemek için hareketli genlerden arındırılmış ortamlar kullanıldığından, bu sitrik asit kullanma becerisinin kendiliğinden meydana gelen değişinimlere bağlı olduğundan eminler.</p>
<p>Lenski ve meslektaşları şimdi bu sitrik asiti kullanma becerisinin tam olarak hangi genlerdeki değişinimlere bağlı olduğunu ve bu genlerin hangi hücresel düzenekler yoluyla yarar sağladığını araştırıyorlar.</p>
<h2>Bulundukları zeminin rengine uyum sağlayan fareler</h2>
<div id="attachment_827" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><img class="size-medium wp-image-827" title="degisinimler-nebraska" src="http://bilgun.wordpress.com/files/2009/10/degisinimler-nebraska.jpg?w=300" alt="degisinimler-nebraska" width="300" height="290" /><p class="wp-caption-text">Şekil 1. Hoekstra ve ekibi, aynı türden ama farklı renk tüy taşıyan farelerdeki yararlı değişinimi tanımladı. Bu fotoğrafta fareler doğadakine zıt zemin üzerinde görülüyor. (Fotoğraf: Emily Key)</p></div>
<p>İkinci örneğimizdeki araştırma, ABD’deki bir kumulda ve etrafındaki toprak bölgede yaşayan fareler (<em>Peromyscus maniculatus</em>) üzerinde yapıldı [<a href="http://dx.doi.org/10.1126/science.1175826" target="_blank">2</a>]. Bu farelerden, açık renkli kumul üzerinde yaşayanların açık renkli tüylere, koyu renkli topraklarda yaşayanların ise koyu renkli tüylere sahip olduğunu (<strong>Şekil 1</strong>) gören Dr. Hopi Hoekstra ve meslektaşları, bu durumun farelerin yırtıcı kuşlardan gizlenmelerini sağladığını ve dolayısıyla bu uyumun yararlı bir değişinimin ürünü olduğunu öngördüler. Bunu sınamak için bu farelerin kalıtım bilgisini incelediklerinde, bu uyumdan tek bir gendeki (<em>Agouti</em>) değişinimin sorumlu olduğunu buldular. Yaptıkları topluluk kalıtımı hesaplamaları bu değişinimin bundan 4.000 yıl önce meydana geldiğini gösterdiği için, ve yerbilimsel çalışmalar bu coğrafi bölgenin 8.000-10.000 yıl önce oluştuğunu gösterdiği için bu değişinimin farelerin buraya göç etmesinden sonra meydana geldiği sonucuna vardılar.</p>
<p>Hoekstra ve ekibi bu değişinimin etki şeklini de açıklığa kavuşturdu: Değişinim, genin protein kodlayan kısmında değil, o proteinden ne kadar üretileceğini belirleyen kısmında meydana geldi. Yani fare aslında tamamen aynı proteinleri üretiyor ama daha fazla ürettiği için koyu renkli pigment (tüylere rengini veren madde) azalıyor ve tüyler daha açık renkli oluyor. Hoekstra’nın öğrencileri şimdi bu değişimlerin DNA’nın tam olarak neresinde meydana geldiğini bulmaya çalışıyor.</p>
<h2>Zehire direnç kazanan sinekler</h2>
<p>Üçüncü örneğimizdeki çalışmada ise <em>Lucilia cuprina</em> türü sineklerin zehire karşı dirençlerinin bir nokta değişinimine bağlandığını görüyoruz [<a href="http://www.pnas.org/content/94/14/7464.abstract" target="_blank">3</a>]. Bu zehir, asetilkolinesteraz adlı enzimi hedef alır, ona bağlanır ve onu görevini yerine getirmekten alıkoyar. Asetilkolinesteraz enziminin bu sinekteki karşılığı E3 üzerinde çalışan araştırmacılar, bu enzimden sorumlu olan geni incelediklerinde beş ayrı nokta değişinimi saptadılar. Bunlardan hangisinin veya hangilerinin bu dirençten sorumlu olduğunu araştırırken, ipucu, aynı direnci gösteren başka bir sinek türünden (<em>Torpedo californica</em>) geldi: Bu sinekler aynı direnci, bu beş değişinimden yalnızca biri ile elde etmişlerdi. Ayrıca, ancak bu değişinimle etkilenen amino asit, enzimin işlevini değiştirebilecek bir noktada yer alıyordu. Bunun üzerine araştırmacılar bu değişinimlerle meydana gelen enzimlerden hangisinin organofosfatları parçalayabileceğini incelediler ve öngördükleri sonucu elde ettiler: Enzimin 137’nci amino asiti glisinden aspartik asite dönüşmüş, bu da GGT diziliminin GAT’ye dönüşmesiyle olmuştu (Bunun ne demek olduğunu aşağıda anlatacağım). Ve bu değişinim bu enzime kendini etkisizleştiren zehiri parçalama özelliği kazandırmıştı. Yani tek bir bazın değişimi bu sinekleri ölümden kurtarmıştı.</p>
<h2>İnsanlarda sıtma direnci</h2>
<div id="attachment_661" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><img class="size-full wp-image-661" title="akdenizkansizligi" src="http://bilgun.wordpress.com/files/2009/10/akdenizkansizligi2.png" alt="akdenizkansizligi" width="200" height="248" /><p class="wp-caption-text">Şekil 2. Akdeniz kansızlığı geninin iki kopyasını taşıyan bireyler (kırmızı) bu hastalığa yakalanırken, tek kopyasını taşıyan bireyler (mor) Akdeniz kansızlığına yakalanmadan sıtma hastalığına karşı direnç kazanırlar. (Wikipedia’dan Türkçeleştirilmiştir.)</p></div>
<p>Dördüncü ve son örneğimiz, insanlarda Akdeniz kansızlığı (talasemi, AK) geninin taşıyıcılarında görülüyor. Bir kromozomda belirli bir genin iki kopyası (alel) bulunur, Akdeniz kansızlığı hastalığı, ilgili genin her iki aleli de değişinik olursa meydana gelir. Bu kişilerde alyuvarlardaki hemoglobin molekülü görevini yerine getiremez. Bir değişinik, bir normal alel taşıyan bireyler ise AK’ye yakalanmadıkları gibi, sıtma hastalığına karşı başka insanlarda görülmeyen bir direnç kazanırlar (<strong>Şekil 2</strong>). Peki bu direnç nasıl oluşur? Bazı uzmanlar, AK genini taşıyan bireylerde sıtma mikrobunun ya daha az çoğalma fırsatı bulduğunu ya da içinde yuvalandıkları arızalı alyuvarların dalakta parçalanmasıyla öldürüldüklerini düşünüyorlar. Bunun nasıl olduğuna henüz kesin bir açıklama getirilmemiş olsa bile, bu değişinimin yararlı etkisi ortada: Sıtmanın çok görüldüğü bölgelerdeki AK oranının, sıtmanın görülmediği bölgelere göre yüksek olduğu biliniyor. Belli ki sıtmaya yakalanmaktan koruyan bir gen, belirli şartlarda zararlı olmasına rağmen, sıtma karşısında yarar sağladığı için o canlıda barınabiliyor [<a href="http://dx.doi.org/10.1542/peds.2004-2773" target="_blank">4</a>]. Dolayısıyla belirli şartlar altında zararlı olan bir değişinim, başka şartlar altında yararlı olabilir.</p>
<h2>Değişinimlerin moleküler temeli</h2>
<p>Değişinimlerin canlıya yarar sağlayabileceğini örnekleriyle gördük. Şimdi değişinimin ne demek olduğunu ve neden önemli olduğuna değineceğim.</p>
<p>Değişinim, bir canlının kalıtım maddesinde meydana gelen değişimlere verilen isimdir. Bu kalıtım maddesi, deoksi ribonükleik asittir (DNA). Eğer bir değişinim, canlının üreme hücrelerinde meydana geldiyse bir sonraki nesle aktarılabilir, ancak diğer vücut hücrelerinde meydana geldiyse sonraki nesillere aktarılmaz.</p>
<div id="attachment_588" class="wp-caption alignleft" style="width: 249px"><img class="size-medium wp-image-588" title="Dna-SNP" src="http://bilgun.wordpress.com/files/2009/09/dna-snp.png?w=239" alt="Dna-SNP" width="239" height="300" /><p class="wp-caption-text">Şekil 3. (1) DNA’nın çift sarmal yapısı. Bu yapıda fosfat-şeker omurga ve buna bağlı bazlar (A, T, G, C) bulunur. (2) Bu yapıda meydana gelen bir &quot;nokta değişinimi&quot; gösteriliyor. (Wikipedia’dan Türkçeleştirilmiştir.)</p></div>
<p>DNA, karşılıklı iki baz dizisinden meydana gelir, bu nedenle “çifte sarmal” olarak anılır. Bu bazlar, şeker ve fosfat yapısındaki bir omurga üzerinde yer alır. Bir kolyenin taneleri nasıl bir ipin üzerine diziliyse, bu bazlar da omurganın üzerine öyle dizilmişlerdir (<strong>Şekil 3-1</strong>). Dört çeşit baz vardır: adenin (A), timin (T), sitozin (C) ve guanin (G). Bu bazlar dizilince, dört harfli bir abeceyle yazılmış gibi bir kod meydana gelir. İşte bu dizi, canlılardaki proteinlerin yapımını kodlar. Proteinler de aslında amino asit adlı birimlerin dizilmesinden oluşur ve hangi amino asitlerin nasıl dizileceği DNA’daki koda göre belirlenir.</p>
<p>Bu koda göre DNA’da komşu her üç baz, bir amino asiti kodlar. Mesela timin-adenin-timin (TAT) üçlüsü, tirozin adlı amino asiti kodlar. Bu kodun üç basamağı olduğuna göre ve her basamakta dört ihtimal olduğuna göre, 4 x 4 x 4 = 64 muhtemel üçlü vardır. Buna karşılık amino asit sayısı yalnızca yirmi olduğundan bazı amino asitler birden fazla, genellikle birbirine benzeyen üçlüler tarafından kodlanır. Meselâ az önce andığım TAT dizisi gibi, TAC dizisi de tirozin amino asitini kodlar. Bu 64 üçlünün birkaçı ise amino asit kodlamak yerine “dur” işareti verirler, bu işareti gören hücre düzenekleri o proteinin yapımını sona erdirir.</p>
<p>Bu kod, değişinimlerin sonuçları açısından çok kritiktir. Çünkü değişinimler, DNA’nın yapısı üzerindeki değişikliklerden kaynaklanır. Bunun en yaygın şekli, tek bir bazın (ve çift sarmalda eşleştiği bazın) değişmesidir, buna “nokta değişinimi” denir (<strong>Şekil 3-2</strong>). Yani bir baz yerini diğer bir baza bırakır. Bazen de bir ya da birden çok baz, eksilir ya da eklenir. Hattâ bazen uzun DNA parçaları eksilir, çoğalır, veya yer değiştirir. Bu fiziksel değişiklikler kadar önemli olan, bunların yukarıda bahsettiğim kod uyarınca meydana getirdiği anlam değişiklikleridir [<a href="http://dx.doi.org/10.1038/npg.els.0001882" target="_blank">5</a>].</p>
<h2>Değişinimlerin etkileri</h2>
<p>Bunu anlamak için az önceki tirozin örneğini Şekil 4 eşliğinde yeniden ele alalım: DNA’nın rastgele bir yerindeki TAT üçlüsüne odaklanalım (<strong>Şekil 4-1</strong>), bu üçlünün son bazında bir değişinim meydana gelsin ve bu üçlü TAC’ye dönüşsün (<strong>Şekil 4-2</strong>). TAC üçlüsü, TAT ile aynı amino asiti, yani tirozini kodladığı için proteinin yapısında bir değişiklik olmayacaktır.</p>
<div id="attachment_799" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><img class="size-medium wp-image-799" title="degisinimler" src="http://bilgun.wordpress.com/files/2009/10/degisinimler.png?w=300" alt="degisinimler" width="300" height="218" /><p class="wp-caption-text">Şekil 4. Aynı DNA kodu üzerindeki üç farklı nokta değişiniminin üç farklı neticesi. Burada yalnızca değişinime uğrayan üçlü ve kodladığı amino asit görülüyor.</p></div>
<p>İkinci bir örnek olarak, yine TAT üçlüsüyle meydana gelen tirozin amino asitini ele alalım, ama bu sefer bu üçlünün ikinci bazı bir değişinime uğrasın ve sonuçta TCT olsun (<strong>Şekil 4-3</strong>). Bu değişinim, meydana gelecek amino asiti değiştirecektir çünkü TCT üçlüsü serin adlı amino asiti kodlar. Dolayısıyla ortaya öncekinden az veya çok farklı bir protein ortaya çıkar. Bunun nihai etkisi ne olur? Bu, duruma bağlıdır. Değişen amino asit, çok kritik bir noktadaysa, o proteinin işlevini çok derinden etkileyebilir. Bunu yukarıdaki sinek örneğinde görmüştük, tek bir baz değişimi sineklerin hayatını kurtarmıştı. Ama amino asit o proteinin daha önemsiz bir konumundaysa değişinimin etkisi daha az olur. En az bunun kadar önemli olan, etkilenen proteinin ne derece önemli olduğudur, daha kritik proteinleri kodlayan genlerdeki değişinimler daha etkili olur. Bu nedenle çok önemli proteinleri kodlayan genler, evrim süresince diğerlerinden daha az değişmiştir.</p>
<p>Son örneğimiz için yine TAT üçlüsüne dönelim ve bunu şimdi de TAA’ya çevirelim (<strong>Şekil 4-4</strong>). Bu üçlü, yukarıda değindiğim, amino asit kodlamayan ama protein üretme düzeneğine dur işareti veren üçlülerden biridir. Dolayısıyla bu değişinim, bu proteinin üretiminin burada durmasına, proteinin sanki bu noktadan sonrası makasla kesilmiş gibi kısalmasına sebep olacaktır. Bu da, bir önceki paragraftaki örnekler gibi, meydana geldiği yere bağlı olarak değişik etkilere sahip olabilir.</p>
<p>Yukarıdaki üç paragraftan gördüğümüz gibi, tek bir bazın değişimi bile değişik durumlarda değişik sonuçlar meydana getirebilir [<a href="http://dx.doi.org/10.1038/npg.els.0001882" target="_blank">5</a>]. Bunun yanı sıra, canlının içinde bulunduğu ortam da önemlidir: Meselâ yukarıdaki sitrat tüketmeye başlayan bakteriler, bu değişinimi sitrat bulunmayan bir ortamda geçirselerdi bu değişinim onlara o anda bir fayda sağlamayacaktı. Yine yukarıda gördüğümüz gibi, bir bireyde tek bir kopyası bulunan Akdeniz kansızlığı geni, sıtma tehlikesi bulunan bölgelerde bir avantaj sağlar, ancak sıtmanın görülmediği bölgelerde böyle bir avantaj söz konusu değildir.</p>
<h2>Sonuç</h2>
<p>Yararlı değişimler doğada mevcuttur. Bunun için elimizde hem kontrollü laboratuvar deneylerinden, hem doğadaki hayvanların kalıtımsal incelemesinden, hem de insanlara ait klinik verilerden gelen deliller var. Değişinimlerin etkisiz olabileceğini, bir değişinimin bir canlıya etkisinin, öncelikle proteinleri nasıl değiştirdiğine, hangi proteinleri değiştirdiğine, ve çevresel şartlara bağlı olduğunu da biliyoruz. Bu değişkenlere göre canlının çevreye uyumunu artıran değişinimler, kendileri de dahil olmak üzere o canlının genlerinin yayılmasını sağlarlar. Nesiller boyunca bu şekilde biriken yararlı değişinimler, çevrelerine daha uyumlu canlıların evrimini sağlamıştır ve sağlamaktadır.</p>
<h2>Notlar ve kaynaklar</h2>
<p><strong>[1]</strong> <a href="http://www.pnas.org/cgi/content/abstract/0803151105">Blount vd, 2008. PNAS 105:7899.</a> <strong>[2]</strong> <a href="http://dx.doi.org/10.1126/science.1175826">Linnen vd, 2009. Science 325:1095.</a> <strong>[3]</strong> <a href="http://www.pnas.org/content/94/14/7464.abstract">Newcomb vd, 1997. PNAS 94:7864.</a> <strong>[4]</strong> <a href="http://dx.doi.org/10.1542/peds.2004-2773">Stiehm, 2006. Pediatrics 117:184.</a> <strong>[5]</strong> <a href="http://dx.doi.org/10.1038/npg.els.0001882">Devoret, 2004. ELS (doi: 10.1038/npg.els.0001882)</a> <strong>[6]</strong> Genişletilmiş kaynakça için bilimguncesi.org sitesini ziyaret ediniz. Bu sitede yorumlarınızı da bırakabilirsiniz. <strong>[7]</strong> Eleştirileri için Dr. Bilal Kerman’a ve Şekil 1 için Dr. Catherine Linnen’e teşekkür ederim.</p>
<p><a href="http://bilgun.files.wordpress.com/2010/01/cbt.png"><img class="size-full wp-image-1099 alignleft" title="CBT" src="http://bilgun.files.wordpress.com/2010/01/cbt.png" alt="" width="96" height="53" /></a>Bu yazı ilk olarak kısmen <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=em&amp;em=cu/cubilim/w/b01.html" target="_blank">Cumhuriyet Bilim Teknoloji</a> dergisinin 1196&#8242;ncı sayısında yayınlandı. Dergide yayınlanamayan bazı bölümleri yayınlanan bölümlerle birlikte yukarıda bir bütün olarak ilginize sundum. Yine yer darlığı nedeniyle dergide basılamayan bazı kaynaklar, aşağıdaki genişletilmiş kaynakçada diğer kaynaklarla birlikte yer alıyor.</p>
<h2>Genişletilmiş kaynakça</h2>
<ul>
<li>Blount ZD, Borland CZ, Lenski RE (2008). <a href="http://www.pnas.org/cgi/content/abstract/0803151105">Historical contingency and the evolution of a key innovation in an experimental population of <em>Escherichia coli</em>.</a><em> Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America </em>105:7899-7906.</li>
<li>Devoret R (2004). <a href="http://dx.doi.org/10.1038/npg.els.0001882" target="_blank">Mutation.</a> <em>Encyclopedia of Life Sciences</em></li>
<li><a href="http://www.oeb.harvard.edu/faculty/hoekstra/" target="_blank">Hopi Hoekstra Laboratuvar<span style="color: #000000;">ı</span></a></li>
<li>Linnen CR, Kingsley EP, Jensen JD, Hoekstra HE (2009). <a href="http://dx.doi.org/10.1126/science.1175826" target="_blank">On the origin and spread of an adaptive allele in deer mice.</a> <em>Science</em> 325:1095-1098.</li>
<li>Newcomb RD, Campbell PM, Ollis DL, Cheah E, Russel RJ, Oakeshott JG (1997). <a href="http://www.pnas.org/content/94/14/7464.abstract" target="_blank">A single amino acid substitution converts a carboxylesterase to an organophosphorus hydrolase and confers insecticide resistance on a blowfly.</a> <em>Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America </em>94:7864-7868.</li>
<li>Novella S (2009). <a href="http://www.theness.com/neurologicablog/?p=854" target="_blank">Evolving mice.</a> <em>Neurologica Blog</em></li>
<li>Pennisi E (2009). <a href="http://dx.doi.org/10.1126/science.325_1330" target="_blank">How beach life favors blond mice.</a> <em>Science</em> 325:1330-1333.</li>
<li><a href="http://myxo.css.msu.edu/" target="_blank">Richard Lenski Laboratuvar<span style="color: #000000;">ı</span></a></li>
<li>Saey TH (2009). <a href="http://www.sciencenews.org/view/feature/id/40006/title/Molecular_Evolution">Molecular evolution.</a> <em>Science News</em> 75</li>
<li>Stiehm ER (2006). <a href="http://dx.doi.org/10.1542/peds.2004-2773" target="_blank">Disease versus disease: how one disease may ameliorate another.</a> <em>Pediatrics </em>117:184-191.</li>
<li>Zimmer C (2008). <a href="http://scienceblogs.com/loom/2008/06/02/a_new_step_in_evolution.php" target="_blank">A new step in evolution.</a> <em>The Loom</em></li>
</ul>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Yararl%C4%B1%20de%C4%9Fi%C5%9Finimler%20%28mutasyonlar%29&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2010%2F02%2Fyararli-degisinimler-mutasyonlar%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/02/yararli-degisinimler-mutasyonlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilin Evrimi</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/dilin-evrimi/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/dilin-evrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 20:09:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>duygu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Kuramı ve Diğer Disiplinler]]></category>
		<category><![CDATA[Özgün Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[Bu kez bir başka Evrim Çalışkanı tarafından hazırlanan Dilin Evrimi yazısı ile karşınızdayız. Aşağıdaki yazının sahibi İsa Kerem Bayırlı halen ODTÜ İngilizce Öğretmenliği bölümünde okumakta olan genç bir arkadaşımız. Dilin evrimi ile özellikle ilgilendiğini belirttiğinde ondan blog için bu konuda bir yazı yazmasını istemiştik. O kadar kapsamlı ve güzel bir yazı ortaya çıkardı ki, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bu kez bir başka <strong>Evrim Çalışkanı</strong> tarafından hazırlanan <strong>Dilin Evrimi</strong> yazısı ile karşınızdayız. Aşağıdaki yazının sahibi <strong>İsa Kerem Bayırlı</strong> halen ODTÜ İngilizce Öğretmenliği bölümünde okumakta olan genç bir arkadaşımız. Dilin evrimi ile özellikle ilgilendiğini belirttiğinde ondan blog için bu konuda bir yazı yazmasını istemiştik. O kadar kapsamlı ve güzel bir yazı ortaya çıkardı ki, bu yazının aynı zamanda Yapı Kredi Yayınları&#8217;nın düşünce dergisi Cogito&#8217;nun evrim kuramına ayırdığı Kış 2009 sayısında da yer almasının uygun olacağına karar verdik. Yazının uzunluğu dolayısıyla ilk bölümünü blogdan yayınlıyoruz. Kalanına yazının sonundaki bağlantı adresine tıklayarak Evrimi Anlamak sitesinden veya Cogito&#8217;nun Kış 2009 sayısını edinerek ulaşabilirsiniz.</p></blockquote>
<p><strong>DİLİN EVRİMİ</strong></p>
<p><strong>1- Giriş</strong></p>
<p>Konuya dilin evrimini inceleyen hemen her kitabın başladığı gibi başlamakta bir kusur yok. Dilin evrimi temelsiz spekülasyonlara o kadar açık bir konudur ki, 1886’da Paris Dilbilimleri Topluluğu bu konuda daha fazla makale kabul etmeyeceğini belirtmiştir.  Daha sonra 1950’lerde Chomsky ile birlikte dilbiliminde yaşanan büyük dönüşüm dilbilimcilerin dikkatlerini sözdizim yapılarına ve bu yapıları üreten mekanizmanın nasıl açıklanacağına çeker. 1990 yılında Pinker ve Bloom  tarafından yazılan “Natural Language and Natural Selection” (Doğal Dil ve Doğal Seçilim) başlıklı makale ile cin şişeden çıkar ve dilin evrimi o günden bugüne tekrar hararetli tartışmalara sahne olur.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/SxWnJWmOiVI/AAAAAAAADxI/8rIm1OsVL-U/s400/dil.jpg" alt="" width="400" height="291" /></p>
<p>Bu yazının birkaç temel amacı var. Dilin evrimi konusunun Türkiye’de ne kadar tartışıldığını bilmiyorum, ama basit bir “Google” araştırması konuyla ilgili yayınların (1) en yakın referansı 1983 yılından olan bir makale  (2) Bilim Teknik dergisi için hazırlanmış birkaç TÜBİTAK çevirisi  ve (3) Corballis’in  Türkçeye çevrilen bir kitabı olduğunu gösteriyor. Aynı arama 4. sıradan başlayarak Türkiye’de bilim ve evrim karşıtı grupların dilin neden evrilmiş olamayacağı ile ilgili temelsiz iddialarının internetteki bilgi ağını doldurduğunu gösteriyor. Bu yazıyı, güncel tartışmalar ışığında yakın zamanda yayınlanan makalelerin ve kitapların referans alındığı bir yazı olarak tasarladım. Dilbilim alanında ve diğer alanlarda çalışma yapanların konuya giriş olarak okuyabilecekleri bir yazı olmasını amaçlıyorum. Aynı zamanda, dilin evrimini incelemenin neden “dışarıdan göründüğünden” daha zor olduğunu ve dilbilimcilerin bu konuya neden acilen el atması gerektiğini göstermek istiyorum.</p>
<p>Bir dilbilimci adayı olarak dilin evrimi hakkında yazarken dilbilim alanından elde ettiğim bilgilerin aklıma takılan soruları ve beğenip/beğenmediğim yanıtları etkilediğini biliyorum. Ama bunun bir kusur olduğunu sanmıyorum. Bu konuda Bickerton’la  ortaklaşıyorum. Dilbilimcilerin bu konuda bıraktıkları büyük boşluk, dilbiliminde son 50 yılda gerçekleşen büyük değişimleri yüzeysel olarak bilen başka alanlardan bilim insanlarının bu değişimleri göz ardı etmesine yol açıyor. Dilbilimde, ileride ele alacağımız, büyük değişimle ilgili tartışmalara “Bunu doğal seçilim yoluyla açıklamak mümkün değil” diyerek burun kıvıran pek çok bilimci, sanıyorum, büyük yanlış yapıyor. Ama suçu biraz da, bir benzetme yaparsak, bütün üniversite öğrencilerine açık bir “Dilin Evrimi” dersinde başka alanlardan pek çok insan son derece üretken bir tartışma yaparken en arka sıraya geçip gelecek hafta yapılacak olan dilbilim dersi sınavına çalışmayı yeğleyen dilbilim öğrencilerinde aramak gerekiyor.</p>
<p>Yazının tamamı için <a href="http://evrimianlamak.org/e/OZGUN:Dilin_Evrimi" target="_blank">buraya tıklayın</a>.</p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Dilin%20Evrimi&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fdilin-evrimi%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/dilin-evrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cogito&#8217;nun Kış 2009 sayısı: &#8220;Darwin Devrimi: Evrim&#8221;</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/cogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/cogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 17:50:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>duygu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Özgün Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=605</guid>
		<description><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları&#8217;nın düşünce dergisi Cogito, Darwin&#8217;in 200. yaşgününü kış sayısını Darwin&#8217;e ve Evrim Kuramına ayırarak kutluyor! İki cilt olarak çıkan bu dosyada Evrim Çalışkanları&#8217;nın ve Evrim Çalışma Grubu üyelerinin yazdığı yazılar da var. Dergi&#8217;nin editörü Şeyda Öztürk&#8217;ün sözleriyle: Bu dosya Darwin’in yaşamı, çalışmaları ve insan ve yaşam üzerine düşünüme bıraktığı mirası üzerine yazılardan oluşuyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.ykykultur.com.tr/picture/dergi/158.jpg" alt="" width="150" height="213" /></p>
<p>Yapı Kredi Yayınları&#8217;nın düşünce dergisi Cogito, Darwin&#8217;in 200. yaşgününü kış sayısını Darwin&#8217;e ve Evrim Kuramına ayırarak kutluyor! İki cilt olarak çıkan bu dosyada Evrim Çalışkanları&#8217;nın ve Evrim Çalışma Grubu üyelerinin yazdığı yazılar da var. Dergi&#8217;nin editörü Şeyda Öztürk&#8217;ün sözleriyle:</p>
<blockquote><p>Bu dosya Darwin’in yaşamı, çalışmaları ve insan ve yaşam üzerine düşünüme bıraktığı mirası üzerine yazılardan oluşuyor. Özel Darwin Dosyasının birinci bölümü Darwin’in yaşamı ve yazışmalarından oluşuyor. Bu bölümü, Darwin’in binlerce mektubundan derlediğimiz bir seçkiyle açıyoruz. Darwin’in HMS Beagle gemisiyle seyahate çıktığı 1831’den, <em>Türlerin Kökeni</em>’nin yayımlandığı 1859’a kadarki dönemde kaleme aldığı bu mektuplar, hevesli ve çalışkan bu doğabilimcinin devrim niteliğindeki çalışmalarına başlarken, beş yıl süren ve sayısız canlı örneği topladığı seyahatten döndükten sonra kuramını oluştururken ve A. R. Wallace’ın da benzer çalışmalarından haberdar olunca kitabını apar topar kaleme alırkenki heyecanına, çalışkanlığına ve mütevazı ve nazik yapısına ilk elden tanıklık sağlayan belgeler. Darwin’in HMS Beagle gemisiyle yolculuğunu ve yolculuktan önce ve sonra (aslında yetişkin yaşamının büyük bölümünde) karşılaştığı kronik sağlık sorunlarını ele alan yazılarla bitiyor bu bölüm.<br />
Ondokuzuncu yüzyılda yaşamın çeşitliliği ve tarihi üzerine çalışmaları ve canlılığın kökeni üzerine düşünceleriyle bilim, felsefe ve din alanlarında çok büyük değişikliklere yol açan Darwin’in temel kuramında aslında ne söylediği konusunda genel bir cehalet hâkim ve evrim kuramı üzerine tartışmalar genelde birtakım yanlış anlamalar etrafında dönüyor. Evrim kuramının ve Darwin adının bu kadar düşmanlıkla karşılanmasının esas nedeninin bu kısırdöngü olduğundan hareketle, dosyanın ikinci bölümü evrim kuramının temellerine, aslında ne olduğuna, kuramın belli başlı kavramlarının –doğal seçilim, uyarlanım, vs.– ne tür süreçlere işaret ettiğine ışık tutan yazılardan oluşuyor.</p>
<p>Sunulduğundan bu yana çeşitli kültürel ve siyasal akımlar ve disiplinler tarafından benimsenerek “uyarlanan” evrim kuramının imalarının yol açtığı ideolojik kavgalar ve kuramın düşünsel temelleri ve içerimleri ve diğer disiplinlerde uygulanışı üzerine yazılar dosyanın son bölümünü oluşturuyor. Bu bölümde, sosyal Darwincilik, evrimsel psikoloji, evrim ve etik, evrim kuramının felsefi temelleri, doğalcılık ve evrim kuramı, Zeki Tasarım,  cinsel seçilim ve feminizm ilişkisi üzerine çok sayıda yazı yer alıyor. Darwin Özel Sayısının, Darwin ve evrim kuramı üzerinden insanın varlığını ve kökenini sorgulayan tartışmalara taze bir soluk getirmesini umuyoruz.</p></blockquote>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Cogito%26%238217%3Bnun%20K%C4%B1%C5%9F%202009%20say%C4%B1s%C4%B1%3A%20%26%238220%3BDarwin%20Devrimi%3A%20Evrim%26%238221%3B&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fcogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/cogitonun-kis-2009-sayisi-darwin-devrimi-evrim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sölekantın Peşinde</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/coelacanthin-pesinde/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/coelacanthin-pesinde/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2009 09:27:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EC</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fosiller]]></category>
		<category><![CDATA[Özgün Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=532</guid>
		<description><![CDATA[Bugünkü yazımız son günlerde medyada hakkında yanlış bilgiler verilerek yer alan sölekant (coelacanth) ile ilgili. Evrim Çalışkanları&#8217;ndan İstem Fer ve B. Duygu Özpolat sölekantı ve evrimsel tarihini ele alan aşağıdaki yazıyı sizler için derlediler. Bu yazının halkımızı konu hakkında aydınlatacağını ve yanlış bilgilendirmenin önüne geçeceğini umuyoruz. Günümüzdeki sölekantlar, bir zamanlar çeşitli ve yaygın bir balık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bugünkü yazımız son günlerde medyada hakkında yanlış bilgiler verilerek yer alan sölekant (coelacanth) ile ilgili. Evrim Çalışkanları&#8217;ndan İstem Fer ve B. Duygu Özpolat sölekantı ve evrimsel tarihini ele alan aşağıdaki yazıyı sizler için derlediler. Bu yazının halkımızı konu hakkında aydınlatacağını ve yanlış bilgilendirmenin önüne geçeceğini umuyoruz.</p></blockquote>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;">
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 578px"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fa/Latimeria_Chalumnae_-_Coelacanth_-_NHMW.jpg" alt="" width="568" height="205" /><p class="wp-caption-text">Viyana&#39;daki Doğa Tarihi Müzesi&#39;nde bulunan Latimeria chalumnae (uzunluğu: 170 cm - ağırlığı: 60 kg). Bu örnek 18 Ekim 1974&#39;te Salimani/Selimani yakınlarında yakalanmış.                       (Resim: Wikipedia)</p></div>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;"><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">Günümüzdeki sölekantlar, bir zamanlar çeşitli ve yaygın bir balık takımından geriye kalanlardır. Yüz milyonlarca yıl boyunca, beklenildiği gibi geniş ölçüde değişmişlerdir (yani &#8220;değişmedikleri&#8221; yönündeki bilgiler doğru değildir). Bir zamanlar oldukça başarılı ve dallanmış olan bu aile, erişilmez bölgelerde gizlenmiş birkaç ince dal kalana kadar budanmıştır. Sölekantların 1938&#8242;e dek soylarının tükenmiş olduğu düşünülüyordu. Fakat 1938&#8242;de Güney Afrika&#8217;nın doğu kıyısında Chalumna Nehri yakınlarında daha sonra </span><em><a title="Latimeria" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Latimeria">Latimeria</a></em> isimini alan bir örnek bulundu (yukarıdaki resimde bir örneği görülüyor). O günden bugüne Afrika&#8217;da pek çok başka Sölekant örneği ortaya çıktı. Şu anda bilinen iki sölekant türü bulunmaktadır. Fakat Devonyen&#8217;den başlayıp Kretase döneminin sonuna dek sölekantlar oldukça yaygın ve başarılı balıklardı, bu yüzden geriye pek çok sayıda ve türde fosil bıraktılar. Bununla birlikte, Kretase sonunda pek çok sölekant soyunun ciddi şekilde yok olduğunu ve geriye çok azının kaldığını görüyoruz. Örneğin aşağıda bir zamanlar sölekant çeşitliliğini gösteren birkaç fosil resmi var <em>(Clack, 2002)</em>:</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;"><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US"> <img class="alignnone size-full wp-image-535" src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/uploads/2009/12/clip_image003.bmp" alt="clip_image003" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;"><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; line-height: 17pt;" align="center">
<p class="MsoNormal" style="text-align: left; line-height: 17pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;" lang="EN-US">A. <em>Macropomoides orientalis</em>, geç Kratese’den.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left; line-height: 17pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;" lang="EN-US">B. <em>Rhabdoderma elegans</em>, geç Karbonifer’den.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; text-align: left; line-height: 20pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;" lang="EN-US"> C. <em>Allenypterus montanus</em>, erken Karbonifer’den.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; text-align: left; line-height: 20pt;"><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;">Bugün yaşayan sölekantlar, elimizde fosilleri bulunan ve eski zamanlarda yaşamış sölekantlardan farklıdır. Onlarla akrabalardır ama kadim sölekantların aynısı değillerdir. Yaşam ağacındaki birçok soy &#8220;durağanlık&#8221;’ gösterebilir. Yani uzun zaman boyunca çok sınırlı değişim sergilerler. Hatta bazı soylar zaman içinde o kadar az değişmişlerdir ki bunlara zaman zaman &#8220;yaşayan fosil&#8221; denilir.  Öte yandan zaman içinde <strong>hiç </strong>değişime uğramamış bir canlı biyoloji için büyük bir bulmaca olacaktır. Çünkü türler sınırlı da olsa değişim gösterirler (bu değişiklikleri özellikle moleküler düzeyde, DNA&#8217;da gözlemleyebiliriz). Seçilim baskısının son derece düşük olduğu (yani bir türü değişmeye itecek baskıların olmadığı) görece kapalı yaşama alanlarına sıkışmış olarak keşfedilen ve dış görünüm açısından fosil benzerlerinden pek farkı yokmuş gibi görünen sölekantların, DNA&#8217;larına bakıldığında aslında günümüze dek ne kadar değişmiş olduğunu anlıyoruz.<span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US"> </span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US"><em>(Makroevrim ve durağanlık konusunda daha fazla bilgi için Evrimi Anlamak sitesindeki şu sayfalara göz atabilirsiniz: 1) <a href="http://evrimianlamak.org/e/Evrim_101Y:Dura%C4%9Fanl%C4%B1k_ve_karakter_de%C4%9Fi%C5%9Fimi" target="_blank">Durağanlık ve karakter değişimi</a>. 2) <a href="http://evrimianlamak.org/e/A4:Farkl%C4%B1_%C3%B6l%C3%A7eklerde_evrim:Makroevrimsel_%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCler" target="_blank">Makroevrimsel örüntüler</a>).</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;"><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">Dr. Ergi Deniz Özsoy’un derlediği bilgilerden de yola çıkarak </span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">sölekantların evrimsel tarih açısından öneminden ve bu konudaki moleküler kanıtlardan bahsedeceğiz.Ayrıca </span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">medyada yer alan haberlerde hiç değişmediği iddia edilen sölekantın eski çağlardan günümüze gösterdiği farklılıklar üzerine yapılan çalışmalardan da bahsedeceğiz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;"><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">S</span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">ölekantların içinde bulunduğu et yüzgeçli balıkların dört ayaklıların ataları olduğuna ilişkin pek çok anatomik</span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US"> (örneğin yüzgeçlerdeki kemiklerin dört ayaklıların kol ve bacaklarındaki kemiklerin bir kısmıyla <a href="http://evrimianlamak.org/e/Evrim101:K%C3%B6kende%C5%9F_ve_g%C3%B6revde%C5%9F_yap%C4%B1lar" target="_blank">kökendeş</a> olması gibi)</span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US"> ve moleküler kanıt bulunuyor. </span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">Bu yüzden sölekantlar omurgalı evrimiyle ilgili pek çok bilgi sağlayan önemli canlılardır. Sölekantların (bir dört ayaklı çeşidi olan) insanlarla akrabalığını araştıran bilim insanları, beyin gelişiminde rol oynayan “protocadherin” proteinlerine baktılar ve sölekantta bunları kodlayan gen kümelerinden 49 tanesinin düzenlenme biçiminin insanlarınkiyle aynı olduğu gösterdiler <em>(Noonan, J. P. et al., 2004)</em>. Yine embryo gelişiminde organların farklılaşmasını sağlayan genlerden birinin ürünü olan HOXA11 incelendiğinde sölekantın yüzgeçten bacak-ayak yapısına geçişte önemli bir değişime uğradığı görülüyor. </span><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">Bu değişimin kritik noktasında ise sölekant HOXA11 geninin geçirdiği evrim önemli bir yer tutuyor. Benzer şekilde, bağışıklık sisteminin önemli gen kümelerinden olan MHC Sınıf I genlerine bakıldığında, bu sınıfın önemli gen ailelerinden birindeki bir gen duplikasyonu (gen sayısının iki katına çıkması) ile, bugünkü memelilere dek uzanan bir MHC Sınıf I evrimi izlenebiliyor; ilgili gen ailesinin iki katına çıktığı soy hattında ise yine sölekant oldukça önemli bir evrimsel pozisyona sahip bulunuyor. Bütün bunların yanı sıra, tür ve tür üstü kategorileri saptamada belirteç olarak kullanılan 28S ribozomal RNA geni ile yapılan çalışmalar, sölekantları memelilerin de dahil olduğu omurgalı hayvanlarla oluşturulan evrim ağacına net bir şekilde ve geçiş durumunu simgeler biçimde yerleştiriyor <em>(Modisakeng, K. W. et al. 2006)</em>.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;">
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;"><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">Yaşayan sölekantların eski çağlardan bugüne geçirdiği değişime gelince. Günümüzde bulunan iki sölekant türü olduğundan bahsetmiştik. Bunlar Afrikalı <em>Latimeria chalumnae</em> ve Endonezyalı <em>Latimeria menadoensis</em>. Bu iki türün mitokondrial DNA&#8217;ları incelendiğinde birbirlerinden 30-40 milyon yıl önce ayrılıp farklı türler haline geldikleri saptandı (Inoue et al, 2005). Elimizdeki sölekant fosilleri bundan daha öncesine dayanıyor: 80 milyon yıl ile 360 milyon yıl yaşında sölekant fosilleri var. Bu da günümüzdeki sölekantların en azından 30-40 milyon yıl önce elimizdeki daha yaşlı fosil sölekantlardan farklılaşabildiklerine ve yeni türler oluşturabildiklerine dair bir kanıt. Yine günümüzde yaşayan sölekantlara bakıldığında, her ne kadar fosil atalarına çok benzeseler de arada yapısal farklılıkların olduğuna da rastlanıyor. Örneğin akciğer pullarında ve balıkların genel olarak boyutlarında farklılıklar var <em>(Thomson, 1991).</em><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;"><span style="font-family: Verdana; color: #121217;" lang="EN-US">Bitirirken, &#8220;yaşayan fosil&#8221; kavramının her ne kadar popüler bir kavram olsa ve bilim insanları tarafından dahi zaman zaman kullanılsa da yanıltıcı bir kavram olabileceğini hatırlamakta fayda var. Bir canlıya yaşayan fosil dense de, o canlının mutlaka fosil atalarından farklı özelliklere sahip olacağını, en basitinden DNA&#8217;sında yıllar boyunca yeni mutasyonların birikeceğini unutmamalı.<br />
</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14pt; line-height: 20pt;">
<p>Yazan: İstem Fer ve <a href="http://www.biyolokum.com">B. Duygu Özpolat</a></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;" lang="EN-US"><span style="color: #000000;"><br />
</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">KAYNAKÇA</span></strong></p>
<p>Dr. Ergi Deniz Özsoy / Hacettepe Üniversitesi Evrimsel Genetik – Biyoloji Bölümü: http://www.evrimsempozyumu.org/node/44</p>
<p>Clack, J (2002) <a href="http://www.amazon.com/Gaining-Ground-Origin-Evolution-Tetrapods/dp/0253340543" target="_blank">Gaining Ground: the Origin and Evolution of Tetrapods.</a> Indiana University Press, Bloomington.</p>
<p>Noonan, J. P. et al (2004) <a href="http://genome.cshlp.org/content/14/12/2397.abstract?ck=nck" target="_blank">Coelacanth genome sequence reveals the evolutionary history of vertebrate genes</a></p>
<p>Modisakeng K. W. et al. (2006) <a href="http://eprints.ru.ac.za/555/1/blatch1.pdf" target="_blank">Molecular biology studies on the coelacanth: a review </a>(Bağlantıya tıklarsanız makalenin tamanına ulaşabilirsiniz).</p>
<p>Raff (2007) <a href="Written in stone: fossils, genes and evo–devo" target="_blank">Written in stone: fossils, genes and evo-devo.</a></p>
<p>Inoue J.G.et al. (2005). The mitochondrial genome of Indonesian coelacanth Latimeria menadoensis (Sarcopterygii: Coelacanthiformes) and the divergence time estimation between the two coelacanths. Gene 349, 227–235.</p>
<p>Thomson, K.S. (1991). Living Fossil: The Story of the Coelacanth.</p>
<p>Wikipedia: http://en.wikipedia.org/wiki/Coelacanth</p>
<p>Evrimi Anlamak: http://evrimianlamak.org/</p>
<p class="MsoNormal">Smithsonian National Museum of Natural History: http://www.mnh.si.edu/highlight/coelacanth/<span style="color: #000000;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;" lang="EN-US"><br />
</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;" lang="EN-US"><br />
</span></p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=S%C3%B6lekant%C4%B1n%20Pe%C5%9Finde&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fcoelacanthin-pesinde%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/12/coelacanthin-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyolojik Evrimin İki Temeli</title>
		<link>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/11/biyolojik-evrimin-iki-temeli/</link>
		<comments>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/11/biyolojik-evrimin-iki-temeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 23:55:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>duygu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Özgün Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evrimcaliskanlari.org/blog/?p=507</guid>
		<description><![CDATA[Evrim Çalışkanları özgün yazılarından biri ile yeniden karşınızda. Aşağıdaki yazının sahibi Ediz Dikmelik, Bornova Anadolu Lisesi&#8217;nden mezun olduktan sonra ODTÜ Felsefe bölümünü bitirdi. Yüksek lisans çalışmalarına Boğaziçi Üniversitesi Bilişsel Bilim programında devam etti. Zihin felsefesi, bilim felsefesi ve psikoloji felsefesi çalıştı. &#8220;Hayvan davranışı çalışmalarında antropomorfizm&#8221; konulu tezini savunarak 2009 yılında mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Evrim Çalışkanları özgün yazılarından biri ile yeniden karşınızda. Aşağıdaki yazının sahibi Ediz Dikmelik, Bornova Anadolu Lisesi&#8217;nden mezun olduktan sonra ODTÜ Felsefe bölümünü bitirdi. Yüksek lisans çalışmalarına Boğaziçi Üniversitesi Bilişsel Bilim programında devam etti. Zihin felsefesi, bilim felsefesi ve psikoloji felsefesi çalıştı. &#8220;Hayvan davranışı çalışmalarında antropomorfizm&#8221; konulu tezini savunarak 2009 yılında mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünde doktorasına devam etmekte, bilim tarihi ve felsefesi üzerine çalışmaktadır.</p></blockquote>
<p>&#8220;Evrim&#8221;, &#8220;evrim kuramı&#8221; ve &#8220;evrim olgusu&#8221; gibi kavramları daha iyi anlamaya çalışmanın, bizler gibi evrim meraklıları için önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye&#8217;de, özellikle medyada evrim hakkında yapılan tartışmaları takip ettikçe, temel kavramları tekrar tekrar açıklamanın zorunluluğuna olan inancım pekişiyor. Bu yazıdaki amacım da, evrim kuramının içerdiği temel fikirlere, <em>Türlerin Kökeni</em>&#8216;ni referans alarak daha yakından bakmak.</p>
<p>Charles Darwin&#8217;in evrim kuramının -ve bu kuramın günümüzdeki halinin- iki farklı fikir içerdiği biliniyor. Her iki fikir de kendi buluşu olmamasına rağmen, Darwin bu fikirleri birleştirip uygulayarak düşünce tarihine eşsiz bir katkı sağladı.</p>
<p>Bu bağlamda Darwin, <em>Türlerin Kökeni</em>&#8216;nde bizi iki konuda ikna etmeye çalışıyor:</p>
<p>1) Değişerek türeme</p>
<p>2) Değişerek türemeyi mümkün kılan mekanizma</p>
<p>Evrim kuramının analizine bu ayrımla başlayalım.</p>
<p><strong>1) Değişerek Türeme</strong></p>
<p>Değişerek türeme (descent with modification) aslında biyolojik evrimi gayet etkili bir biçimde tanımlıyor. [1] Böyle olması da beklenir, çünkü Darwin kendi fikirlerini ilk olarak bu şekilde tanımladı. Darwin&#8217;den önce &#8220;evrim&#8221; kelimesi embriyonun gelişimi, Herbert Spencer&#8217;in evrimci felsefesi ve başka anlamlarda kullanılıyordu. Darwin de -belki düşüncelerinin bu anlamlarla ilişkilendirilmemesi için- <em>Türlerin Kökeni</em>&#8216;nin ilk baskısında &#8220;evrim&#8221;, &#8220;evrim kuramı&#8221; ya da &#8220;evrim prensibi&#8221; yerine &#8220;değişerek türeme&#8221; tabirini kullandı. Kitabın ancak altıncı ve son baskısında &#8220;evrim&#8221; kelimesiyle sıkça karşılaşıyoruz.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 410px"><img src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/SwHlVxfJPbI/AAAAAAAADuw/FCMOUktdy8M/s400/Darwintreeoflife.jpg" alt="" width="400" height="235" /><p class="wp-caption-text">Yaşam Ağacı</p></div>
<p style="text-align: left;">Peki değişerek türeme ne anlama geliyor? Bunu anlamakta faydalanabileceğimiz bir temsil var: Yaşam Ağacı. Darwin Türlerin Kökeni&#8217;nde yer alan tek çizenek olan Yaşam Ağacı hakkında sayfalarca yorumda bulunuyor. Yaşam Ağacı&#8217;nın anlattığı şey şu: canlılar zaman içinde değişerek başka türlere dönüşürler ve bugün gördüğümüz bütün canlılar az sayıda ortak atadan gelmiştir. Yaşam Ağacı&#8217;yla temsil edilen bu fikir, bugün rasgele seçeceğimiz iki canlının ortak bir atası olacağını söylüyor. [2]</p>
<p>Değişerek türeme, biyologların bazen &#8220;evrim olgusu&#8221; diye ifade ettiği gerçeğe karşılık geliyor. Yaşam Ağacı yüzelli yıl önce canlıların tarihi ile ilgili bir <em>hipotez</em>ken yüz yıldan daha uzun bir süredir &#8220;bilimsel bir gerçek&#8221; olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Darwin, aslında kısa bir süre içinde zamanının biyologlarını ikna etmede büyük ölçüde başarılı oldu. 20. yy.&#8217;ın başlarında, biyologların değişerek türeme sürecinde doğal seçilimin etkisinden şüphe duydukları dönemde bile organizmaların değiştiğinden ve birbirleriyle akraba olduklarından şüphe duyulmadı. Bugün ise yaşamın tarihine, dağılımına ve çeşitliliğine yönelik bu fikrin, rakiplerine göre çok daha güçlü ve verimli olduğuna eminiz. Dahası evrim yapılan yeni gözlemler sonucu yanlışlanmıyor ve evrimi destekleyen kanıtlar bulunmaya devam ediliyor.</p>
<p>Bir insan bu tezi, yani değişerek türemeyi neden kabul etmesin? Bunun ardında farklı sebepler olabilir. Örneğin; canlıların asla değişmediğini ya da değişimin sınırları olduğunu savunan bir insan değişerek türemeyi ve Yaşam Ağacı&#8217;nı reddedecektir. Canlıların değişebileceğini kabul etse bile ortak atayı reddedebilir. Bütün bu sebepler mantıksal olarak geçerli olsa da, bunların bilimsel verilerle örtüşmedikleri uzun yıllardır bilinen bir gerçek.</p>
<p>Peki değişerek türemeyi neden kabul edelim? Bunun için bugün hala <em>Türlerin Kökeni</em> okunabilir. Değişerek türeme için çok güçlü kanıtlar sunmasının yanında, bilim tarihinde eşine az rastlanır bir örnek barındırıyor. Bu örneği incelemeden önce William Whewell’dan bahsetmemiz gerek.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 317px"><img title="William Whewell" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/SwHlVu4tGII/AAAAAAAADus/vR6kzddfbnQ/s400/Whewell_William_signature.jpg" alt="" width="307" height="400" /><p class="wp-caption-text">William Whewell</p></div>
<p>Darwin&#8217;in etkilendiği bilim felsefecileri arasında John Herschel ve William Whewell&#8217;in adı sıkça geçiyor. John Herschel <em>Türlerin Kökeni</em>&#8216;nin ilk paragrafında bahsedilen &#8220;büyük filozof&#8221;. Whewell ise -atıfta bulunmasa da- Darwin&#8217;in bilimsel yöntem konusunda en çok etkilendiği isim. Whewell, o zamanın en başarılı bilimsel paradigması olan Newton mekaniğini temel alarak, bilimin &#8220;tümevarımların mutabakatı&#8221; adını verdiği yöntemle çalışması gerektiğini öne sürmüştü. Whewell&#8217;a göre bilimsel bir ilke, farklı disiplinlerdeki, görünürde ayrı olan gözlemleri tek bir çerçevede birleştirmeliydi. Eğer farklı alanlardaki gözlemler tek bir ilke ile açıklanabiliyorsa ve eğer bu alanlardaki eski ve yeni gözlemler ilkeye ampirik destek sağlıyorsa, elimizde gerçek bir bilimsel ilke var demektir.</p>
<p>Darwin de, <em>Türlerin Kökeni</em>&#8216;nde böyle bir mutabakatı gerçekleştirmeye çalışıyor. Kitaptaki 5., 10., 11., 12. ve 13.&#8217;ü bölümler, birbirinden ayrılmış alanlardaki gözlemlerimizi, değişerek türemenin tek başına nasıl açıklayabileceğini gösteriyor. Bu bölümlerde Darwin, Yaşam Ağacı&#8217;nın -yaratılış ya da alternatif kuramların aksine- canlıların coğrafi dağılımı, embriyoloji, morfoloji ve paleontoloji gibi alanlardaki gizemleri aydınlatabileceğini göstermeyi amaçlıyor. Bu ilkenin birleştirici ve toparlayıcı bir rol oynaması, bugün dahi değişerek türemeyi kabul etmek için en önemli sebebimizi oluşturuyor.</p>
<p><em>Türlerin Kökeni</em>&#8216;nde mutabakat için sunulan kanıtlar, doğal seçilimden bağımsız olarak değerlendirilebilir. Darwin&#8217;in zihninde de evrim ile onu açıklayan mekanizmanın farklı olduğu, Asa Gray&#8217;e yazdığı bir mektuptan anlaşılıyor: &#8220;Tabii ki kişisel olarak Doğal Seçilim&#8217;e çok değer veriyorum, ama o, &#8216;<em>Yaratılış </em>mı <em>Değişim </em>mi?&#8217; sorusunun yanında oldukça önemsiz görünüyor.&#8221;</p>
<p>Evrim olgusu/Yaşam Ağacı/değişerek türeme kavramlarının, bunları açıklayan sebepten mantıksal olarak ayrı olduğunu aklımızda tutarak, evrimi mümkün kılan mekanizmaya bakalım. Eğer değişerek türeme bilimsel bir olgu ise, bu olgunun <em>açıklaması </em>nedir?</p>
<p><strong>2) Doğal Seçilim</strong></p>
<p>Darwin&#8217;in evrim kuramı ve modern evrim kuramı, evrimi mümkün kılan mekanizmalara çoğulcu bir yaklaşım gösteriyor. Bu yaklaşıma göre evrimin tek bir sebebi yok ve birden fazla mekanizma evrimin açıklamasında rol oynuyor. Yine de her iki evrim kuramı da mekanizmalar içinden bir tanesine, yani doğal seçilime, daha fazla önem atfediyor. Darwin&#8217;in kuramına bazen &#8220;doğal seçilimle evrim&#8221; denmesinin sebebi de bu.</p>
<p>Bugün evrimin motorunun doğal seçilim olduğunu biliyor olmamız bizi yanıltmasın, çünkü evrimin sebebinin doğal seçilim olması için mantıksal bir zorunluluk yok. 19. yy&#8217;ın sonlarından 20. yy&#8217;ın başlarına kadar biyoloji çevrelerinde, doğal seçilimin evrimi açıklamadaki yetkinliğinden şüphe duyuluyordu ve başka açıklamalar değerlendiriliyordu. Canlıların değişerek türediği fikri kabul edilmesine rağmen, Darwin&#8217;in bunu açıklamak için öne sürdüğü mekanizma herkes tarafından kabul edilmemişti. Ancak 1930-1950 yılları arasında, popülasyon genetiği alanında yapılan matematiksel çalışmalar ile doğal seçilimin evrimin en önemli sebebi olduğu gösterildi. Çeşitliliğin ve kalıtımın arkasında yatan sebepleri bilmiyor olmasına rağmen, Darwin haklıydı.</p>
<p><em>Türlerin Kökeni</em>&#8216;nin 1., 2., 3. ve 4. bölümlerinde, doğal seçilimin değişerek türemeyi açıklayabilecek güce sahip olduğu savunuluyor. Darwin, evcilleştirme ile bir analoji kurarak, kalıtım, çeşitlilik ve seçilimin birleşerek canlıları nasıl değiştirebileceğini anlatıyor. Darwin&#8217;in ifade ettiği şekliyle doğal seçilim, <em>yaşam mücadelesi </em>ve <em>kalıtılabilir çeşitlilik</em>ten bahsedebileceğimiz durumlarda, yaşam mücadelesinde üstünlük sağlayabilecek özelliklerin nesilden nesile aktarılmasıyla canlıların değişmesine sebep oluyor.</p>
<p>Bu mekanizma sadece değişerek türemeyi açıklamakla kalmıyor, aynı zamanda canlıların uyarlanımını (adaptation), yani neden böyle olduklarını da açıklıyor. Canlıların en belirgin özelliklerinden biri <em>tasarlanmış-gibi</em> gözükmeleri. Her canlının hayatını sürdürebilmesini sağlayan uyarlanımlara sahip olması biyolojinin en temel gözlemlerinden biri. Darwin’den önce bu uyarlanımların bilinçli bir tasarımcının varlığına delil olduğu kabul ediliyordu. Bugün de hala bu görüşün savunulduğuna rastlıyoruz. Ancak Darwin, uyarlanımları ve bunlara bağlı amaçlılığı ya da ereği (teleoloji) tanrılara ve tasarımcılara gönderme yapmadan açıklayan bir kuram öne sürdü. Böylece Darwin, biyoloji biliminin içerdiği teleolojinin doğal bir açıklamasını vererek, bilime en özgün katkılarından birini yaptı. [3]</p>
<p>Son olarak doğal seçilimin uyarlanımlar hakkındaki düşünce biçimimizi, başka bir alanda nasıl değiştirdiğine bakalım. Bazı tasarım argümanları, canlıların &#8220;mükemmel&#8221; olarak tasarlandığını vurguluyor. Ancak canlıların neden böyle olduklarını açıklama işinde, doğal seçilim, mükemmellikten bahseden tasarım argümanlarından çok daha başarılı sonuçlar veriyor. Her ne kadar uyarlanımlar mükemmel olarak, bir plana göre tasarlanmış gibi gözükse de, gerçekte organizmaların tasarımlarında kusurlar, yetersizlikler ve tavizler var. Gözlemlerimizde mükemmellik yerine kusurlarla karşılaşmamız, tasarım hipotezlerinin aksine, tam da doğal seçilimin öngördüğü bir durum. Doğal seçilime göre organizmaların biçimlerinin kökeni mükemmel bir tasarım değil, ataların sahip olduğu özelliklerdir. Bu nokta, evrimin mükemmel planların gerçekleştiği bir mühendislik sürecinden ziyade, elde olanlarla oynanan bir <em>kurcalama </em>sürecine benzediği anlamına geldiği için önem taşıyor.</p>
<p>Doğal seçilim ve değişerek türeme hakkında yazılacak daha çok şey olmasına rağmen, şimdilik burada duralım. Evrim hakkında düşünürken, evrimi anlarken ya da evrimi izah ederken bu ayrımı hatırda tutmak faydalı olabilir çünkü kuramın bu iki bileşeni farklı fikirler, kanıtlar ve argümanlar içeriyor.</p>
<p>Ediz Dikmelik</p>
<p>ediz.dikmelik [at] gmail.com</p>
<p>Bu yazı<a href="http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/3.0/" target="_blank"> Creative Commons by-nc-nd 3.0</a> ile lisanslıdır.</p>
<p><strong>Notlar:</strong></p>
<p>[1] Modern evrimsel sentezde evrim, &#8220;bir popülasyonun alel sıklığındaki değişim&#8221; olarak tanımlanıyor. Bazen bunun evrimin tek ve gerçek tanımı olduğunun iddia edildiğini görüyoruz. Yine de &#8220;popülasyonun alel sıklığındaki değişim&#8221;in, evrimin eksiksiz tanımı olduğunu düşünmek bir hata olur. Alel sıklığında değişim olmadan da evrimsel değişim olabilir. Ayrıca genetik sistem de evrimsel süreçlerin bir ürünüdür. Bu konuda bkz: Sober, 1999, ss. 2-5.</p>
<p>[2] Aslında değişerek türemeyi de iki farklı iddianın birleşimi olarak değerlendirebiliriz. Birincisi &#8220;değişim&#8221;: organizmalar değişim içindedir. İkincisi ise &#8220;ortak ata&#8221;: yeryüzünde bugün yaşayan bütün canlılar tek bir (ya da az sayıda) atadan türemiştir. Örneğin Lamarckçı evrimde değişim iddiası vardır ancak ortak ata iddiası yoktur.</p>
<p>[3] Biyolojide &#8220;işlev&#8221; ve &#8220;tasarım&#8221; hakkındaki her hangi bir iddianın (“kalbin işlevi kan pompalamaktır”) teleolojik olduğu kabul ediliyor. Bu terimlerin biyoloji biliminde nasıl bir rol oynadığı aktif bir tartışma konusu.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>Michael Ruse,<em> Taking Darwin Seriously: A Naturalistic Approach to Philosophy</em> (Blackwell, 1986)</p>
<p>Elliott Sober, <em>Philosophy of Biology </em>(Perseus, 1999)</p>
<p>C. Kennett Waters, &#8220;The arguments in the<em> Origin of Species</em>&#8220;, <em>The Cambridge Companion to Darwin</em> (Cambridge, 2009)</p>
<p>Jean Gayon, &#8220;From Darwin to today in evolutionary biology&#8221;<em> The Cambridge Companion to Darwin</em> (Cambridge, 2009)</p>
<p>F. Varela, E. Thompson &amp; E. Rosch, <em>The Embodied Mind</em> (MIT Press, 1993)</p>
<p class="addtoany_share_save_container">
    <a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?sitename=Evrim%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fkanlar%C4%B1&amp;siteurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F&amp;linkname=Biyolojik%20Evrimin%20%C4%B0ki%20Temeli&amp;linkurl=http%3A%2F%2Fevrimcaliskanlari.org%2Fblog%2F2009%2F11%2Fbiyolojik-evrimin-iki-temeli%2F"><img src="http://evrimcaliskanlari.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Save/Bookmark"/></a>

	</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/11/biyolojik-evrimin-iki-temeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

