Kitap ve Yarışma: Gerçeğin Büyüsü

Geçtiğimiz haftalarda Richard Dawkins’in son kitabı Gerçeğin Büyüsü Kuzey Yayınları‘ndan çıktı!

Büyünün pek çok çeşidi var. Doğaüstü büyü, atalarımızın bilimsel yöntemi geliştirmeden önce dünyayı açıklamak için kullandıkları büyüdür. Eski Mısırlılar gecenin varlığını, tanrıça Nut’un güneşi yutmasıyla açıklamışlardı. Vikingler gökkuşağının, tanrıların dünyaya uzanan köprüsü olduğuna inanıyorlardı. Japonlar depremleri dünyayı sırtında taşıyan dev bir kedibalığının kuyruğunu sallamasıyla açıklıyorlardı. Bunlar büyü içeren, sıradışı masallar. Ama bir başka büyü türü daha var ve bu büyü bu sorulara gerçek cevaplar keşfederken yaşadığımız keyifte yatıyor. Bu sözünü ettiğim, gerçeğin büyüsü, yani bilim.

Zeki düşünce deneyleri, göz kamaştıran resimler ve ağzınızı açık bırakacak gerçeklerle Gerçeğin Büyüsü şaşırtıcı derecede geniş bir yelpazedeki doğa olaylarını açıklıyor. Madde neden yapılmıştır? Evren kaç yaşındadır? Tsunamilere neden olan şey nedir? Neden bu kadar çok çeşit bitki ve hayvan var? İlk kadın veya erkek kimdi? Bu kitap sadece bilimsel ipuçlarını bulup çıkarmakla kalmayan, okuyucuyu da bir bilimci gibi düşünmeye teşvik eden çarpıcı bir dedektiflik hikayesi.*

Gerçeğin Büyüsü kitabı, bu akşam (18 Aralık 2012) Türkiye saati ile 20:15′te Açık Bilim’in radyo programında tanıtılacak. (91.6 frekansında, Radyo 24′te veya buradan). Kaçıranlar Açık Bilim’in web sayfasından programın cep yayınan ulaşabilirler.

Ayrıca kitabın editöründen bir yazı da şurada.

Künye:

GERÇEĞİN BÜYÜSÜ

Orijinal İsim: Magic of Reality
Yazar: Richard Dawkins
Çeviren: İstem Fer
Editör: B. Duygu Özpolat
Yayıncı: Kuzey Yayınları 2012,
Detay: Ciltli, 272 sayfa

YARIŞMA

Daha önce yaptığımız gibi sizler için bir yarışma sorusu hazırladık. Aşağıdaki yarışma sorusuna doğru cevap veren kişiler arasından çekilecek kurada seçilen 5 kişi Kuzey Yayınları’ndan kitap kazanacak. Yarışmaya katılım için herhangi bir yaş sınırı yok. Tek yapmanız gereken, e-postanızın “konu” kısmına “YARIŞMA-06″ yazıp, cevabı e-postanızda belirtip, yarisma[at]evrimcaliskanlari.org adresine göndermek ([at] yerine @ işaretini koymanız gerekiyor).

Unutmayın! E-postanızı 21 Aralık 2012 Cuma Türkiye saati ile gece 12:00′a kadar göndermiş olmanız gerekiyor. 24 Aralık Pazartesi günü sonuçları açıklayacağız.

İşte yarışma sorumuz:

Evrimi Anlamak’ta yeni yayınladığımız bölümlerden biri ”Neden Gözler”, farklı göz çeşitlerinin evrimini, gelişimini ve kökendeşliği anlatıyor. Sorumuz da gözlerle ile ilgili:

”Neden Gözler” bölümünde gözün gelişiminde çok önemli rol oynayan genlerden birinin pax6 olduğundan bahsetmiştik. Bu büyük keşif, ilk önce meyve sineğinde yapılan araştırmalar sayesinde olmuştu, pax6 geninde (aynı zamanda gözsüz geni olarak da biliniyor) mutasyon olan sineklerde göz gelişimi düzgün gerçekleşmiyordu. Bunun üzerine aynı genin yassı solucandan balığa, fareden insana diğer pek çok canlı grubunda da gözün gelişiminde çok önemli olduğu anlaşıldı. Peki, bilim insanları, geliştirdikleri tekniklerle, fareden aldıkları pax6 genini, meyve sineğinin bacağında etkin hale getirdiklerinde, meyve sineğinin bacağındaki doku, sinek gözüne mi yoksa fare gözüne mi dönüşmüştü?

*Tanıtım yazısı Kuzey Yayınları’nın sitesinden.

Share/Save/Bookmark

Evrimi Anlamak Yeni Bölümler: Soyoluş sistematiği, nam-ı diğer evrimsel ağaçlar

Evrime giriş bölümünden tanıdığımız soyağaçları ile tekrar karşınızdayız.

*Evrimsel ağaç nasıl okunur?

*Organizmalar evrimsel ağaçlara dayanarak nasıl sınıflandırılır?

*Evrimsel ağaç nasıl inşa edilir?

*Evrimsel ağaçlar nasıl kullanılır? sorularının incelendiği bu yazıda evrimin ana fikri olan, yaşamın bir tarihi olduğunun yani zaman içinde değiştiğinin ve farklı türlerin ortak bir ataya sahip olduğunun soyoluş sistematiği ile nasıl gösterildiğini okuyacaksınız.

Evet, tarih görebileceğimiz bir şey değildir. Bir kez gerçekleşir ve geride sadece olan bitene dair ipuçları bırakır. Sistematikçiler de bu ipuçlarını, evrimsel tarihi yeniden inşa etmek için kullanırlar. Onlarla birlikte ipuçlarının peşinde koşmak ve evrimsel ağaçların inşasına tanık olmak için buraya tıklamanız yeterli.

Keyifli okumalar…

Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak facebook ve twitter sayfalarımızdan bizi takip edebilirsiniz.  Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular hakkında blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Evrim Çalışkanları

Share/Save/Bookmark

Çocuklar için evrim atölyesi

Evrim anlatmak zor mu?

Tükiye’deki hükümetlerin siyasi tercihi nedeniyle eğitimden yavaş yavaş çıkartılırken, biyolojinin omurgası olan kuram üzerinde şaibe varmış gibi gösterilirken bu soruya olumlu yanıt vermek zor görünüyor. Devlet destekli sansür ve sürgünlere karşın tüm eğitim kurumlarında evrimi anlatmaya önem veren öğretmenler, evrimi anlatan ve evrimin anlatılmasını savunan etkinlikler düzenleyenler ise durmak bir yana artıyor.

Bu konuda süreklileşmiş çalışmalar yürüten kurumlardan birisi de Üniversite Konseyleri Derneği. Dernek yeni düzenlediği çalışmayla, çocuklara, yaşam ağacını ve canlılığın evrimsel tarihini anlatıyor. Aslında sadece anlatıyor denemez; interaktif içeriğiyle çocukların etkin bir şekilde atölyeye katılmalarını sağlıyorlar.

Atölyelerin nasıl yürüdüğünü ekibin kendi sözlerinden alıntılayalım “Deneyler, çizgi filmler, belgeseller, oyunlar ve maketlerle serüvenin bir parçası olan çocukların kavrayışı derinleşiyor; gezi haftasında ise gerçek örneklerle kurulan yakın temas, çocukları doğanın içine çekiyor.”

Daha önce de evrim kuramının öğretilmesi üzerine öğretmen çalıştayları düzenleyen ekip, bu atölyenin de ders materyallarini öğretmenlerle paylaşacaklarını duyuruyorlar. Yakından takip etmekte fayda var.

evrimsempozyumu.org

Atölyeler ücretsiz olup  5-7 ve 8-11 yaş grupları alınmakta,
kayıt için:
NHKM Yönetimi
Tel: (0216) 414 22 39
e-posta: info@nazimhikmetkulturmerkezi.org

Share/Save/Bookmark

Evrimi Anlamak Yeni Bölümler: Neden Gözler?

Neden Gözler?

Göz gibi çoklu parçadan oluşan organlar karmaşık yapılardır ve  bu karmaşıklık karşısında “Böylesi bir karmaşıklık nasıl evrilebilir?” sorusu evrim kuramı ortaya atıldığından beri sorulagelmiştir.

Gözlerin nasıl evrildiğini ve farklı canlıların gözlerinin niçin bazı açılardan benzeştiğini, bazı açılardan ise ayrıştığını inceleyen bu yazı evrim tartışmalarının odağı haline gelmiş bu konuya detaylı bir açıklama getiriyor. “Neden gözler?” sorusuna cevap bulurken kökendeşlik kavramının yani ortak atadan kalıtılan benzerliklerin, nasıl olup da beklenmedik yerlerde beklenmedik şekillerde karşımıza çıktığını ve kökendeşliğin nasıl olup da yaşamın hem çeşitliliğine, hem de ahengine işaret ettiğini göreceğiz.

Bu yazıdan önce ön okumalar yapmak isteyen okuyucularımıza “Evrime Giriş” bölümümdeki: “Kökendeş ve görevdeş yapılar” ile “Karmaşık yapılara bakış” yazılarını öneririz.

Keyifli okumalar…

Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak facebook ve twitter sayfalarımızdan bizi takip edebilirsiniz.  Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular hakkında blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Evrim Çalışkanları

Share/Save/Bookmark

Evrimi Anlamak Yeni Bölümler: Yaşamın kökeninden biyoteknolojinin geleceğine

Yaşamın kökeninden biyoteknolojinin geleceğine: Andy Ellington’ın çalışması

Andy Ellington

Texas Üniversitesi profesörü Dr. Andy Ellington’ın çalışmasının ele alındığı bu yazıda, evrimsel ilkeleri kullanarak moleküllerin ve organizmaların; kimyasal silah saldırılarına karşı uyarı, HIV virüsü ile savaşma, kanseri saptama gibi bir çok amaca hizmet etmesinin nasıl sağlandığını okuyacaksınız.

Kendini evrim mühendisi olarak tanımlayan Andy Ellington’ın çalışmasının incelendiği bu bölümde,

-Yaşamın kökenini araştırmak nasıl olur da bugünün dünya sorunlarını çözmemize yardımcı olur?

-Doğal ya da yapay seçilimin gerçekleşmesi için nasıl koşullar gerekir?

-Araştırmacılar,  yeni işlevsel molekülleri evrimi kullanarak nasıl oluşturur? sorularına cevap bulabileceksiniz.

Ayrıca daha fazlasını keşfet bölümleriyle, nasıl evrim mühendisi olunduğunu ve Andy Ellington’ın mutasyonları nasıl lehine kullandığını daha derin inceleme fırsatı bulacaksınız.

Keyifli okumalar…

Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak facebook ve twitter sayfalarımızdan bizi takip edebilirsiniz.  Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular hakkında blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Evrim Çalışkanları

Share/Save/Bookmark

Bazı Yapraklar Neden Kırmızı?

Bu yazı Çağrı Yalgın tarafından kaleme alınmış ve ilk olarak aylık çevrimiçi bilim dergisi Açık Bilim‘in Nisan 2012 sayısında yayınlanmıştır.

http://www.acikbilim.com/2012/04/guncel/bazi-yapraklar-neden-kirmizi.html

Çoğu bitki yeşildir, çünkü bitkiler klorofil adlı yeşil bir yapı sayesinde güneş ışınlarını yakalayarak besin üretiminde kullanır. Ama bazı yapraklar kırmızıdır. Yeni Zelandalı iki bilim adamı, Kevin Gould ve Nigel Perry, bunun sebeplerinden birini ortaya çıkarmışa benziyor.

Gould ve Perry işe, ülkelerinde çok yaygın bir funda olan “horopito”yu (Pseudowintera colorata) incelemekle başlamış. Horopitonun bazı yaprakları neredeyse tamamen yeşil, bazıları ise kenarında kırmızı bir şerit taşıyor (Şekil 1). Bu özelliğiyle, farklı renkteki yaprakların mukayesesine çok uygun bir bitki.

Şekil 1. Yeni Zelanda'da doğal ortamında bir horopito. Yaprakların kenarlarındaki kırmızı şeritlerin genişliği yapraktan yaprağa değişkenlik gösteriyor. (Fotoğraf: Luke Cooney)

Önceden bildikleri, horopitonun tadının acı olduğu, ve bu tadın kaynağı: Horopito yapraklarının içinde “poligodial” adlı tahriş edici bir bileşik var. Bu madde yaprağın kendisine de zarar verebileceğinden, özelleşmiş hücreler içinde depolanıyor, patlamaya hazır bir bomba gibi bekliyor. Bir hayvan, yaprağı ısırdığında, bu madde o hayvanı tahriş ediyor ve onun canını yakıyor. Ama bu esnada yaprağın kendisine de zarar veriyor. Yani aslında bitki de istiyor ki bu hadiseler hiç meydana gelmesin!

O zaman, diye düşünüyor Gould ve Perry, belki de yaprakların kırmızı rengi, içindeki poligodial miktarı hakkında bir uyarı niteliği taşıyordur. Yani horopito bu işaretle hayvana daha baştan “bana yaklaşma, yanarsın” diyordur. Hakikaten de ölçünce görüyorlar ki horopito yapraklarının kenarındaki kırmızı şerit yaprağın ne kadarını kaplıyorsa, o yaprakta o kadar poligodial mevcut.

Ama gerçekten hayvanlar bu mesajı alıyor mu? Öğrencilerden Luke Cooney bunu denemek için önce bu bitkiye sıkça musallat olan bir güve türü (Ctenopseustis obliquana) buluyor. Güvenin tırtıllarının önüne bazısı tamamen yeşil, bazısı ise kırmızı şeritli horopito yaprakları koyup olanları izliyor. Tırtıllar yeşil yaprakları tercih ediyor, kırmızı şeritli yapraklardan sakınıyor. Yani renge göre karar veriyor gibiler.

Şekil 2. Hayli ağır bir otçul saldırısına uğramış bir horopito. Bu bitkinin yapraklarının kenarlarındaki kırmızılık, hasara bağlı. (Fotoğraf: Luke Cooney)

Ama hatırlarsanız, kırmızı şeritli yapraklarda daha çok poligodial bulunmuştu, yani o yapraklar daha acı idi. Ya tırtıllar, yaprağın acı olduğunu renginden değil de, meselâ kokusundan anlıyorsa? Bu ihtimali değerlendirmek için bir önceki deneyi araştırmacılar karanlıkta tekrarlıyor: Tırtıllar şimdi yapraklar arasında tercih yapmıyor. Aslında muhtemelen yapmak istese de yapamıyor, çünkü o renkleri göremiyor. Önüne ne gelirse mecburen onu yiyor. Eğer tırtıllar başka bir ipucundan yararlanıyor olsaydı, aynı davranışı karanlıkta bile sürdürebileceklerdi. Bu deney, tırtılların kırmızı şeritli yapraklardan sırf renkleri yüzünden sakındığını ispatlıyor.

Bu gözlem ve deneylerden çıkan sonuç şu: Horopito, tırtılların (ve başka hayvanların) yapraklarına zarar vermesini önlemek için acı bir madde salgılayacak şekilde evrilmiş. Ancak, tırtılın bu acı tadı alabilmesi için bitkiyi ısırması gerekiyor, ama horopito bunu da istemiyor. O yüzden kırmızı renkle işaret veriyor ki tırtıl o yaprağa baştan dokunmasın.

Kırmızı rengin böyle bir faydası varsa niye bütün yapraklar kırmızı değil? Çünkü kırmızı bölgeler fotosenteze, yani güneş ışığından besin üretim sürecine katılamıyor. Bu nedenle bitkinin bazı yapraklarının, yalnızca tırtılları uzaklaştıracak kadarının kırmızı olması, besin üretimi ile asalaklardan korunma arasında bir denge kurmuşa benziyor.

“Yalnızca tırtılları uzaklaştıracak kadarının kırmızı olması” dedim ki bu da çok ilginç. Yaprağın tamamının kırmızı olması gerekmiyor, yalnızca kenarındaki şeridin kırmızı olması, tırtılın uzaklaşmasına yetiyor.

O kadar ki, aynı bölgede görülen diğer bir bitki, tırtıllardan kurtulmanın yolunu horopitonun görünüşünü taklit etmekte bulmuş. Bu bitkide poligodial yok, ama kırmızı şeritli yapraklarıyla horopitoyu çok andırıyor. Kevin Gould, bir bilim adamı temkiniyle bu bahsettiğim öngörüyü sınamak için hâlen çalıştıklarını ve daha çok yol almaları gerektiğini söylüyor.

Bütün bunlar acı biberlerin acı olma (ve olmama) sebeplerine çok benziyor. Bunlar ilginizi çektiyse, o yazımı da okumanızı tavsiye ederim!

Kaynaklar

Share/Save/Bookmark

Acı Biberler Niye Acı?

Bu yazı Çağrı Yalgın tarafından kaleme alınmış ve ilk olarak aylık çevrimiçi bilim dergisi AçıkBilim‘in Şubat 2012 sayısında yayınlanmıştır.

http://www.acikbilim.com/2012/02/dosyalar/aci-biberler-niye-aci.html

Acı biber, ağzımıza değdiğinde neden “yakar”?

Çünkü acı biberde kapsaisin adlı bir madde vardır. Kapsaisin, ağzımızda bulunan, TRPV1 adlı bir almaç (reseptör) türünü uyaran bir bileşiktir. TRPV1 aslında sıcağa duyarlıdır, sıcakla temas edince üzerinde bulunduğu sinir hücresini uyararak beyne bir ileti gönderir: “Bu çok sıcak!” (Şekil 1A ve B)

Şekil 1. (A) TRPV almaçları (mavi), sinir hücresinin yüzeyinde bulunur ve ortamdaki sıcaklığa cevap olarak hücre dışındaki kalsiyum iyonlarının hücre içine girmesini sağlar. Bu iyonlar, hücre içindeki düzenekleri harekete geçirerek sinirsel uyartıyı başlatır. Kapsaisin, sıcaklığın meydana getirdiği bu etkiyi taklit eder. (B) Burada bir sinir hücresinin çizimini görüyoruz. Sinir hücrelerinin birçok uzantısı vardır, bunlardan dendrit adı verilen uzantılar TRPV almaçlarını taşır (mavi dikdörtgen). Dendritlerde başlayan sinirsel uyartı (mor oklar), hücre gövdesinden geçerek akson adlı, her sinir hücresinde ancak bir tane bulunan uzantıya ulaşır. Bu uzantı başka sinir hücreleriyle temas ederek uyartıyı onlara aktarır, onlarda da benzeri olaylar meydana gelir. Uyartı bu şekilde beyne vardığında TRPV1 almacından gelen bilgiyi algılamış oluruz. Bütün bu olaylar bir saniyeden daha kısa sürede meydana gelir.

Biberdeki kapsaisin de işte bu almaçları uyarma kabiliyetine sahiptir. Yani aslında sıcaklık yükselmeden böyle bir şey oluyormuş hissi verir, olmayan bir tehlikeye karşı beyni uyarır (Şekil 1A). Bu yüzden acı biber yedikten sonra “ağzımız yanar”, “sıcak basar”.

Kapsaisin sudan ziyade yağda çözündüğünden, acı yemeğin ardından su içmek pek işe yaramaz, ama ayran iyi gelir, çünkü yağ içerir. Ayrandaki yağ ağzınızdaki kapsaisini temizleyerek acı hissini ortadan kaldırır, su ise soğukluğundan dolayı ancak geçici bir etki sağlar.

Biberler memelilere karşı

Burada ilginç bir durum var: Yediğimiz biber, aslında bitkinin meyvesi, ve içindeki çekirdekler de tohumlarıdır. Yani biberin hayvanları cezbederek onlara kendini yedirmesi gerekir ki içindeki tohumlar sonra dışkıyla başka yerlere atılsın ve o tohumlar yeni birer biber bitkisine dönüşsün.

O halde biber kendisini yayarak ona fayda sağlayacak hayvanları neden kapsaisin ile rahatsız ediyor?

Bu çelişkinin sebebini ABD’li araştırmacı Joshua Tewksbury’nin Arizona’daki çalışmaları sayesinde öğreniyoruz. Tewksbury, kendisinden önce yapılan çalışmalardan görüyor ki memeli hayvanlar biberin lezzetinden rahatsız oluyor ama kuşlar olmuyor. Bunu kendi de sınayarak hem doğada hem de laboratuvarda fare ve sıçan gibi kemirgen memelilerin acı biberlerden uzak durduğunu, kuşların ise acı ve tatlı biberler arasında bir fark gözetmediğini tespit ediyor.

Tabii akla ilk gelen soru, kapsaisinin neden memelileri hedef aldığı… Tewksbury, memelilerin sindirim sistemlerinin biber tohumlarına zarar veriyor olabileceğini, bu nedenle biber bitkisinin memelileri uzaklaştırmak için kapsaisin kullanıyor olabileceğini düşünüyor. Bu varsayımını sınamak için fare, sıçan ve kuşlara acı olmayan biberlerden yediriyor ve hayvanların dışkılarındaki tohumları topluyor. Bu tohumları ektiğinde görüyor ki kuşların dışkısından çıkan tohumlar her zaman gelişerek biber bitkisine dönüşüyor, ama kemirgenlerinkinden çıkanlar parçalanmış ve sindirilmiş olduğundan gelişmiyor.

Yani kapsaisinin işlevi, biber için önemli bir iş gören kuşları rahatsız etmeden, tohumlarını parçalayan memeli hayvanları savmak olmalı.

Biberler mikroplara da karşı

Ama Tewksbury’nin Bolivya’daki bir çalışmasına göre kapsaisin, yalnızca memelilere değil, mikroplara karşı da etkili.

Şekil 2. Bolivya'daki sahadan görüntüler. (A) Biberlere zarar vererek onları mantar bulaşına açık hale getiren böcekler. (B) Sağlıklı bir biber meyvesi. (C) Mantar bulaşına yakalanmış bir biber meyvesi. (Fotoğraflar: Tewksbury Laboratuvarı)

Bolivya’daki bir biber türünün bazı bireyleri acı iken bazıları değil. Bunun sebebini merak eden Tewksbury’nin gözüne, biberlerde koyu renkli lekeler halinde görünen bir mantar bulaşı çarpıyor (Şekil 2B ve C). Biberin meyvesini çürüten ve tohumlarını öldüren bu bulaşı dikkatle incelediğinde, acı biberlerdeki oranının, acı olmayanlardakinin ancak yarısı kadar olduğunu görüyor. Yani acı biberlerdeki bir şey, bu asalak mantarın büyümesini önlüyor olmalı, ancak bu şey acaba kapsaisin mi? Bunu anlamak için laboratuvarında bu mantarı yetiştiriyor, ve her deneyde daha fazla kapsaisin ekleyerek deneyi tekrarlıyor. Ne kadar kapsaisin eklerse, mantar da büyümekte o kadar zorlanıyor. Yani kapsaisin, mantarın büyümesini engelliyor.

Acı lezzetin bitkiye maliyeti

Demiştim ki Bolivya’daki biberlerin bazıları acı, bazıları değil. Bunda bir yerel dağılım da söz konusu: Tewksbury’nin gözlem yaptığı bölgenin güneyindeki biberler hem acı, hem de bir yarımkanatlı böcek türünün saldırısı altında (Şekil 2A)… Kuzeyinde ise hem biberler tatlı, hem de pek böcek derdi yok. Öyle görünüyor ki güneyde böceklerin ısırıkları sebebiyle delinen ve bu yüzden mantar saldırısına maruz kalan biberlerin üzerindeki evrimsel baskı, antibiyotik özelliğine sahip kapsaisin üreten biberlerin orada yaygınlık kazanmasına neden olmuş.

O zaman akla şu soru geliyor: Kapsaisin madem bu kadar faydalı, neden doğada hâlâ kapsaisin üretmeyen biberler var?

Acı ve tatlı biberler arasındaki bir fark bize ilk ipucunu veriyor: Acı biberlerin tohumlarının çeperleri, tatlı biberlerinkinden %10 kadar daha ince. İlk başta ilgisizmiş gibi gelebilir, ancak bir de meyvenin çeperlerine sağlamlık veren lignin maddesinin kapsaisinle aynı hammaddeden yapıldığını hesaba katalım. Ortada sınırlı miktarda hammadde varken, kapsaisin üretilecekse, lignin üretimini azaltmak gerekecektir. Bu da meyvenin çeperinin ince kalmasına sebep olacaktır. Eğer etrafta böcekler varsa, kapsaisin üreterek kendini mantardan koruyan biberler avantaj sahibi olabilir, ama böyle bir tehdit yokken kapsaisin yerine lignin üreterek kendini kalın çeperlerle koruyan biberler bu yarıştan galip çıkıyor.

Bununla da kalmıyor: Yine Bolivya’daki araştırmalara göre, bir alan ne kadar yağış alıyorsa, oradaki biberler de o kadar acı oluyor. Zira mantarlar nemi seviyor, yağışlı havada çoğalıyor olduğundan, o bölgede ancak mantarı durdurabilen, yani acı biberler yetişebiliyor.

Kurak bölgelerde ise durum farklı: Bibere kapsaisin ürettiren genler, aynı zamanda bitkinin yapraklarında daha çok havalandırma deliği açtıklarından, bitkinin içindeki suyun buharlaşarak bu deliklerden kaçmasına, bitkinin de kurumasına sebep oluyor. O yüzden de kurak bölgelerde, bu genlere sahip olmayan, yani acı olmayan biberler gelişiyor ve yayılıyor.

Yani, acı biber olmak, tatlı biber olmaktan daha masraflı bir durum olduğundan, eğer acı olmaya gerek yoksa biberler o bölgede tatlı oluyor.

Peki biz neden biber yiyoruz?

Bilmiyoruz.

Bu kapsaisin maddesi aslında biz onu yemeyelim diye evrilmiş bir silâh. Bizden başka biberleri böyle iştahla yiyen bir memeli hayvan da bilinmiyor.

Tewksbury’ye göre belki de antibiyotik özellikleri insanın böyle evrilmesine sebep olmuştur, ama biberin evcilleştirilmesi konusunda çalışan Linda Perry böyle bir iddiayı desteklemiyor, sadece biberlerin lezzetli geldiğini düşünüyor.

İyi ama neden? Neden biberin acı lezzetinden sakınmayı bırak, ondan hoşlanıyoruz? Bu sorunun cevabı henüz ufukta görünmüyor.

Bir ağrı kesici olarak kapsaisin

Dikkat: Bunlar yalnızca bilimsel tartışma amaçlı bilgilerdir. Hekiminize danışmadan tedaviye başlamayınız ya da mevcut tedavinizi değiştirmeyiniz.

Biraz garip gelebilir ama hep acıyla ve ilişkilendirdiğimiz biber ve etkin maddesi kapsaisin aslında ağrı tedavisinde de kullanılıyor. Bunun nasıl işlediğine bir bakalım:

Kapsaisin ağız içinde etkisini TRPV1 adlı ısı almaçları üzerinde gösteriyor. TRPV1 geni çıkarılmış fareler zehir zemberek kapsaisin çözeltisini su gibi içiyor, çünkü bu almacı taşımadıklarından kapsaisinin farkına varmıyor.

TRPV1, aslında ısı veya kapsaisine cevaben hücre dışındaki kalsiyum iyonlarının (Ca2+) hücre içine geçişine izin veren bir kanal (Şekil 1A). Hücre içindeki Ca2+ derişiminin artmasıyla hücrede, yani sinir hücresinde elektriksel bir uyartı başlıyor ve bu uyartı daha bir saniye geçmeden beyne iletiliyor.

Bu hücresel düzeneğin bir benzeri, deri üzerindeki ağrılı uyaranın beyne iletilmesinde de görev alıyor. Bu TRPV1 almaçlarını ağrı kadar kapsaisin de uyardığından, bundan tedavide istifade ediliyor. Uzun süreli olarak kapsaisin uygulandığında hücre içine o kadar çok Ca2+ doluyor ki hücre işini yapamaz, yani ağrı duyusunu iletemez hale geliyor. Bu durum birkaç haftaya kadar sürebiliyor, ancak Ca2+ iyonlarının temizlenip hücrelerin normal duruma dönmesiyle bu etki sona eriyor ve kapsaisinin yeniden uygulanması gerekiyor.

Bu tedavi her ağrı durumuna uygun değil, yalnızca belirli müzmin ağrı sendromlarında işe yarıyor.

Kaynaklar ve notlar

Share/Save/Bookmark

Zombileştirebildiklerimizden misiniz?: Konağına Hükmeden Parazitler

Bu yazı Işıl Arıcan tarafından kaleme alınmış ve ilk olarak aylık çevrimiçi bilim dergisi Açık Bilim‘in Aralık 2011 sayısında yayınlanmıştır.

http://www.acikbilim.com/2011/12/dosyalar/zombilestirebildiklerimizden-misiniz-konagina-hukmeden-parazitler.html

En ünlü parazitlerden biri: The Alien

Alien” filminde anlatılan, sanıldığı kadar gerçeküstü bir hikaye değil. Doğa, bu filmden çok daha tuhaf ve bu senaryoyu aratmayacak kadar da korkunç, konaklarına hükmeden parazit örnekleri ile dolu. Read the rest of this entry »

Share/Save/Bookmark

Evrimi Anlamak yenilendi!

Sevgili okurlar,

Çevirisi yapılmış ve Evrimi Anlamak sitemize yüklenmiş onlarca yazıyı sizlere daha düzenli ve kolay bir biçimde ulaştırabilmek için uzun zamandır sitenin Ana Sayfasını yenilemek üzerinde çalışıyorduk. Nihayet yeni bir Ana Sayfa ve onlarca yeni yazı ile karşınızdayız.

Artık evrimle ilgili merak ettiğiniz konulara ilişkin yazılara, ana başlıklar ve alt başlıklar sayesinde toplu olarak ulaşabilirsiniz.

Bu aşamada Evrim Çalışkanları, Evrimi Anlamak sitesini Türkçe’ye kazandırma görevini (ufak tefek eksiklerini göz ardı edersek büyük ölçüde) tamamlamış bulunuyor! Bütün bu yazıların çevirisi, kontrolü, websitesine yüklenmesi, resimlerinin Türkçeleştirilmesi, sitedeki haliyle yazının eksiklerinin kontrollerinin yapılması çok ciddi bir çabayı gerektirdi. Bu süreçte yüzlerce Evrim Çalışkanı tamamen gönüllü olarak görev aldı. Bütün gönüllülerimize bunca çabadan ötürü ne kadar teşekkür etsek az. Siz okurlarımızdan gelen güzel tepkiler bizler için şimdiye dek en büyük ödül oldu ve sayenizde devam etmek için gereken gücü kendimizde bulduk. Üstelik, başka kaynakları sizlere ulaştırma çalışmalarımız devam ediyor! Yeni projelerle karşınızda olacağız.

Evrim Çalışkanları

Share/Save/Bookmark

Türkiye Evrimle Tanışıyor: İstanbul!

Üç topluluktan öğrenciler anlatıyor,
Türkiye Evrimle Tanışıyor: İstanbul!

20-21 Ekim tarihlerinde Avrupa Evrimsel Biyoloji Topluluğu’nun (ESEB) desteği ile evrim başlığında çalışma yürüten üç üniversite öğrenci topluluğu ortak bir etkinlik gerçekleştirecek.

Etkinliği Kimler Düzenliyor?

  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyoloji ve Genetik Topluluğu (ODTÜ BİYOGEN) – Evrim Ağacı,
  • İstanbul Üniversitesi Bilimsel ve Sosyal Araştırmalar Kulübü (İ.Ü. BİSAK),
  • İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Kulübü (İTÜ SAK) – Evrim Atölyesi

öğrencileri evrim mekanizmalarından başlayarak bir çok konuda sunumlar yapacak.

Etkinlik boyunca üniversite öğrencilerinin yapacağı sunumlar herhangi bir lise öğrencisinin, mühendisin, terzinin veya fabrika işçisinin de anlayacağı düzeyde ve sıkıcı olmayan bir havada gerçekleşecek.

Etkinlik katılım ücretsizdir ve sempozyum sonunda katılım belgesi verilecektir.

Tarih:
20-21 Ekim 2012 (Cumartesi – Pazar)

Yer:
İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ) Maslak Yerleşkesi – Kültür Sanat Birliği(KSB) Büyük Salon (Oditoryum)

Kayıt ve iletişim:
Etkinliğe katılmanız için internet kayıt formunu doldurmanız zorunludur.
Etkinliğin sitesi için tıklayın.

Share/Save/Bookmark