Bilim Kursları

Bilim ve Gelecek Dergisi ekim ayı itibariyle “Bilim Kursları”na başlıyor. Ankara ve İstanbul’da başlayacak cumartesi-pazar beşer saatlik kurslara 100 kişi alınacak. Planlama için mutlaka ön kayıt yaptırılması isteniyor. Başvuru bgbilimkursu@gmail.com adresine yapılabilmektedir. Özellikle öğrencileri bekledikleri kursların katılım koşulları, ders içerikleri, yer ve tarih bilgilerine aşağıda okuyabilirsiniz.

İSTANBUL

Birinci Kurs: Evrim Kuramı

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergi Deniz

Tarih: 9-10 Ekim 2010 (Cumartesi-Pazar)

Saat: 11.00-17.00

Yer: Üniversite Konseyleri Derneği (Kuloğlu mah. Gazeteci Erol Dernek sk. Hanif İş Hanı, No: 11/5 Beyoğlu/İSTANBUL)

İlk ders için önerilen kaynaklar:

1) Üçlü Sarmal, Richard Lewontin, TÜBİTAK Yayınları

2) Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği, Bilim ve Gelecek Kitaplığı

3) Evrim Kuramı, John Maynard Smith, Evrim Yayınları

İkinci Kurs: Görelilik Kuramları – 1

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Semiz

Tarih: 16-17 Ekim 2010 (Cumartesi-Pazar)

Saat: 11.00-17.00

Yer: Üniversite Konseyleri Derneği (Kuloğlu mah. Gazeteci Erol Dernek sk. Hanif İş Hanı, No: 11/5 Beyoğlu/İSTANBUL)

İlk ders için önerilen kaynaklar:

1) 50 Soruda Görelilik Kuramı, İbrahim Semiz, Bilim ve Gelecek Kitaplığı

2) Fiziğin Evrimi, A. Einstein ve L. Infeld, Onur Yayınları

3) Zaman ve Uzay, Mary ve John Gribin, Tübitak Yayınları

ANKARA

Kurs: İnsanın Tarih Öncesi Evrimi

Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Metin ÖZBEK

Tarih: 16-17 Ekim 2010

Saat: 11.00-17.00

Yer: Nazım Hikmet Kültür Merkezi (Karanfil 2 sk. No: 58 Kızılay/ANKARA)

Önerilen Kaynaklar:

1) 50 Soruda İnsan Tarihöncesi Evrimi, Metin Özbek, Bilim ve Gelecek Kitaplığı

2) İnsanın Yükseklişi, Jacob Bronowski, Say Yayınları

3) İnsan ve Evrim Gerçeği, Adam Şenel, Özgür Üniversite Kitaplığı

Ücret: 20 TL

Dersler 50 dakika ders-10 dakika ara şekilinde günde 5 ders olacak.

Share/Save/Bookmark

Yeni Bölümler: Kökendeşlik ve Görevdeşlik

Bu ay üç bölümlük ve her zamanki gibi pek öğretici ve keyifli bir yazı dizisini sizlerle paylaşıyoruz. Bu yazı dizisi, biyolojide çok önemli iki kavramı öğretmeye odaklanıyor: kökendeşlik (ing. homology) ve görevdeşlik (ing. analogy). Bu iki kavram, çeşitli organizmalarda gözlemlediğimiz yapısal, davranışsal, fizyolojik ve benzeri özelliklerin kökenlerini tanımlamamızı sağlayan, evrim biliminde çok önemi olan iki kavram.

Bildiğiniz gibi bilim insanları yaptıkları laboratuvar araştırmalarında fare, tavuk embriyosu, kurbağa, meyve sineği gibi pek çok farklı canlıyı kullanıyorlar. Bu canlılarda yapılan araştırmaların insanlara dair fikir verebilmeleri, evrimsel olarak kökendeş özelliklere sahip olmamız. Örneğin bir kurbağanın bacağındaki kemikler ile insan bacağındaki kemikler ortak bir atadan gelen kökendeş yapılar olduğu için, kurbağa bacağının embriyonik gelişiminden öğrendiklerimiz büyük ölçüde insan embriyosu için de geçerli oluyor.

Ama dikkat!!! Birbirine benzer görünen her yapı kökendeş olmayabilir! Bu da demek oluyor ki, örneğin doğada gördüğümüz her göz, her kanat, her diken, her yüzgeç… aynı evrimsel kökene sahip olacak diye bir kural yok. Örneğin birbirine çok çok uzak akraba olan köpekbalığı (adı üstünde bir balık) ve yunusun (bir deniz memelisi) sırt yüzgeçleri birbirine çok benzer görünse de tamamen farklı kökenlerden gelmektedir. Bu yapıların gelişimini araştırdığımızda bambaşka genetik denetim mekanizmaları ile yapıldıklarını görmemiz çok olasıdır. Bu yüzden bilim insanları yapacakları araştırmalarda, diyelim eğer insan gözü hakkında bir fikir edinmek istiyorlarsa, kullancakları model hayvanın gözünün insan gözü ile kökendeş olup olmadığını önce mutlaka belirlerler.

Bu, kökendeşlik ve görevdeşlik kavramlarının ne kadar önemli ve aydınlatıcı olabileceğine dair sadece bir örnek. Başka örneklere tıp, tarım, doğa koruma gibi alanlarda da rastlayabiliriz. Konu hakkında daha fazla bilgi edinmek ve evrimin bu çok temel ve önemli iki kavramını öğrenmek için bu yazı dizisini mutlaka okuyun!

1. Bölüm: Benzerlikler ve farklılıklar: Kökendeşliği ve görevdeşliği anlamak

2. Bölüm: Görevdeşlik: Karidesler ve Salyangozlar

3. Bölüm: Kökendeşlik: Bitkilerden Sorulur

Keyifli okumalar!

Evrim Çalışkanları

Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak ana sayfasındaki “bizden haber alın” kutusuna e-posta adresinizi yazarak haber listemize üye olabilir veya Facebook sayfamızdan yenilikleri ve etkinlik haberlerini takip edebilirsiniz. Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular için bu blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

http://evrimianlamak.org/evrimwiki/images/f/ff/Sharkdolphin2.gif

Share/Save/Bookmark

5. Kitap Yarışmasının Talihlileri

Kitap ödüllü 5. yarışmamızın sonuçları belli oldu!

Sorduğumuz soruya doğru cevap verip NTV Yayınları’ndan “Sevişen Beyin –Eş Bulma Süreci İnsan Doğasını Nasıl Etkiledi” kitabını kazanan talihli okurlarımız şöyle:

Ezgi Altınışık
Gülen Kütükçü
Kaan Özdinçer
Esra Hasan
Gizem Hacimuto

Kazananların yarisma [at] evrimcaliskanlari.org adresine, isim, soyad, telefon numarası ve kitabın postayla gönderileceği adresi en kısa zamanda bildirmeleri gerekiyor.

Sorduğumuz sorunun cevabı şöyle olacaktı:

Bir eklembacaklı, zırhlıyken rahatça hareket edebilir ama değişim ve sertleşme döneminde bu rahatlığı büyük ölçüde engellenecektir. Yumuşak evrede kolay hareket edemeyen canlıların av olma olasılığı bulunur. Bir eklembacaklının, zırhını değiştirirken iç astarını da çıkarması nedeniyle organlarının, uzuvlarının yarılması ya da sıkışması oldukça kolaydır. Bu yaralanmaların ölüm tehlikesi dahi vardır. Ayrıca zırhın sağladığı avantajlar, zırh yokken dezavantaj yaratacaktır. Deri değişim döneminde eklembacaklılar tuzluluk oranı değişimi tehlikesine ya da karada kuruma tehlikesine daha açık hale gelir.

Kitap ödüllü yazılarımız devam edecek! Kaçırmamak için RSS üzerinden bizi takip edebilir, Evrimi Anlamak anasayfasındaki “bizi takip edin” kutusuna e-posta adresinizi girerek haber listemize üye olabilir veya Facebook sayfamıza abone olabilirsiniz.

Share/Save/Bookmark

Kitap ve Yarışma: Sevişen Beyin –Eş Bulma Süreci İnsan Doğasını Nasıl Etkiledi

“Sevişen Beyin –Eş Bulma Süreci İnsan Doğasını Nasıl Etkiledi” isimli kitap yakınlarda NTV Yayınları’ndan çıktı. Çeviri Asım Karaömerlioğlu’na ait.

sb

Evrim konusunda çıkan Türkçe kitapları tanıtma geleneğimizin bir parçası olarak bu kitabı da ilginize sunuyoruz. Bununla birlikte, insan psikolojisinin evrimini ele alan ve bu kitabın yazarının da dahil olduğu Evrimsel Psikoloji alanına dair eleştirilerin evrim bilimi alanında çalışan bilim insanları arasında giderek artmakta olduğu notunu buraya özellikle düşmek istiyoruz. Bu konuda, aramızdan bir Evrim Çalışkanı’nın yazmış olduğu “Evrimsel Psikoloji’nin 4 Hatası” başlıklı yazıya mutlaka göz atmanızı öneriyoruz. Bunların ışığında sözü yayıncıya bırakıyoruz:

Sanatın ve estetiğin kökenleri nerededir? İnsanların “iyi, doğru ve güzel” gibi özelliklere düşkünlüğünün altında yatan evrimsel nedenler nelerdir? İlk bakışta sanki hayatta kalmamızla doğrudan ilintili değilmiş gibi görünen insana dair bu tür “lükslerin,” “süslerin” evriminin altında ne yatıyor? Yüzlerce yıldır tartışılan bu soruya her dönemde farklı farklı yanıtlar verilegeldi. Değişik bilimler, değişik düşünce sistemleri de konuyu farklı ele aldı. NTV Yayınları’ndan çıkan Geoffrey Miller’in Sevişen Beyin adlı yapıtı sanat, nüktedanlık, estetik, felsefe, ahlâk gibi yetilerimizin atalarımızın eş bulma sürecinde seksüel tercihlerine bağlı olarak evrildiğini iddia ediyor. Nasıl ki kuşların sadece hayatta kalmak, bölgelerini savunmak ve iletişim kurmak için çıkardıkları sesler ve şarkılar onların eşlerini cezbetmek için çıkardıkları zarif, sofistike şarkılarla kıyaslandığında çok daha sönük kalıyorsa. Kuşların eş bulma sürecinde yarattıkları bu son derece sofistike şarkıları onlara her açıdan çok pahalıya gelmektedir, ama sanat, estetik, yaratıcılık gibi özelliklerin bir bedeli vardır.

Tavus kuşu erkeğinin kuyruğu bu pahalı bedele en güzel örneği oluşturmaktadır. Tavus kuşlarının o görkemli, şatafatlı kuyrukları bir yandan muazzam enerji gerektirmekte, diğer yandan da onların yırtıcılardan kaçabilme yeteneklerini kösteklemektedir. Bu kuyruklar sanki Darwin’in doğal seçilim kavramıyla alay etmektedir. Ancak bu süslü kuyruklar tavus kuşları dişilerinin eş bulma kriteri olduğu için evrimleşmiştir. ABD’deki New Mexico Üniversitesi Psikoloji bölümü profesörü Dr. Geoffrey Miller sayısız örnekle insanlarda da durumun çok benzeştiğini iddia eder. Ona göre onbinlerce yıllık evrim içinde büyük büyükannelerimizin eş bulma sürecinde yaratıcı, estetik zevkleri gelişkin erkekleri tercih etmeleri ve bu kriteri kızlarına aktarmaları insan zekâsının gelişmesinde seksüel seçilimin önemini göstermektedir. Nasıl ki insan fizyolojisi binlerce yıl boyunca çevresel faktörlerle biçimlenmişse, insan psikolojisi ve davranışları da hiç kuşkusuz evrimden nasibini almış ve evrimleşmiş psikolojik davranışların kendisi de dönüp bir tür olarak insanlığın gelişmesinde son derece önemli roller oynamıştır.

Miller’a göre, çokca zannedildiğinin tersine, insan beyni bir bilgisayar gibi veri işlemeye dayanan ve o nedenle evrimleşmiş bir makineden çok, potansiyel eşlerine kur yapmak için geliştirdikleri karmaşık bir eğlence merkezini çağrıştırmaktadır. Beyin için bir metafor bulmak gerekse bu herhalde askeri ve teknolojik üstünlük için varolan Pentagon ya da NASA’dan çok, diğer insanların beyinlerini etkileme ve biçimlendirme merkezi olarak Hollywood olmalıdır.

Künye:

SEVİŞEN BEYİN

Yazar: Geoffrey Miller

Çeviren: Asım Karaömerlioğlu

NTV Yayınları; İstanbul, 2010,

14 x 20 cm, 465 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.

YARIŞMA

Daha önce yaptığımız gibi sizler için bir yarışma sorusu hazırladık. Aşağıdaki yarışma sorusuna doğru cevap veren kişiler arasından çekilecek kurada seçilen 5 kişi NTV Yayınları’ndan kitap kazanacak. Yarışmaya katılım için herhangi bir yaş sınırı yok. Tek yapmanız gereken, e-postanızın “konu” kısmına “YARIŞMA-05″ yazıp, cevabı e-postanızda belirtip, yarisma[at]evrimcaliskanlari.org adresine göndermek ([at] yerine @ işaretini koymanız gerekiyor).

Unutmayın! E-postanızı 13 Ağustos 2010 Cuma Türkiye saati ile gece 12:00′a kadar göndermiş olmanız gerekiyor. 16 Ağustos Pazartesi günü sonuçları açıklayacağız.

İşte yarışma sorumuz:

Bu yarışmadaki sorumuz peygamberdevesi karidesi bölümünden geliyor. Peygamberdevesi karidesi, bir eklembacaklı karakteristiği olan dış iskelet yapısına sahiptir. Birçok yenilik getiren dış iskelet, örneğin, eklembacaklıların avcılara karşı korunmasına ve av karşısında güçlü olmasına imkan sağlar. Yine eklembacaklıların denizde tuz oranında meydana gelebilecek küçük değişimlerden etkilenmesini veya karasal olanların açık havada kurumasını engeller. Fakat dış iskelet avantajlarının yanında önemli bir dezavantaj da yaratır: Değişmez bir şekle sahip zırhlı elbiselerini giymeleri, eklembacaklıların küçülen zırhlarını geride bırakmalarını gerekli kılmıştır. Yani vücudun büyümesine çözüm olarak evrim, eklembacaklıların deri değiştirerek yeni zırhlara geçmelerine yol açmıştır. Yalnız bu deri değiştirme de bazı tehlikelere kapı aralamıştır. Sorumuz bu tehlikelerin neler olduğu.

Share/Save/Bookmark

Yeni Bölümler: Kapan çeneli karıncalar ve Ateş Karıncaları

Bu ayki yeni bölümlerimiz çok ilginç iki karınca türü, onların garip uyarlanımları, acılı ısırıkları ve başka türlerle etkileşimleri sonucu geçirdikleri evrimle ilgili.

Şimşek Hızlı Isırışlar ve Garip Uyarlanımlar: Bu ayki ilk yazıda söz edilen karıncaların çeneleri o kadar kuvvetli ki, bir ısırık hareketi ile kendileri çok uzağa fırlatarak av olmaktan kurtuluyorlar. Bu minik süper kahramanların videolarında attıkları çoklu saltoları görünce çok şaşıracağınıza eminiz. Bu yazının sonunda öğretmenlerin faydalanabileceği tartışma soruları var.

Ateş Karıncaları İstila Edip Evrilirler: Bu ayki ikinci yazımızda ise, Amerika kıtasında kimselerin pek sevmediği ateş karıncaları ve onların Kuzey Amerika’yı istilasından bahsediyoruz. Bu minicik ve zararsız görünen karıncaların bir ısırığı ile zerkettikleri zehir, insan derisinde büyük bir alana yayılabilir ve aylar süren bir kaşıntıya, daha da kötüsü derinin o bölgesinin ölümüne sebep olabilir. Normalde Kuzey Amerika’da yaşamayan ateş karıncalarının, buradaki doğal karınca kolonilerinin ölümüne sebep olup onlarla yer değiştirmesi nasıl olmuş, bu durum nasıl büyük problemlere yol açmış ve karıncaların evrimini anlayarak insanoğlu bu problemle nasıl başa çıkmaya çalışıyor? Cevapları (ve dahasını!) bu keyifli yazı paketinden öğrenebilirsiniz.

Keyifli okumalar!

Evrim Çalışkanları

Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak ana sayfasındaki “bizden haber alın” kutusuna e-posta adresinizi yazarak haber listemize üye olabilir veya Facebook sayfamızdan yenilikleri ve etkinlik haberlerini takip edebilirsiniz. Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular için bu blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Share/Save/Bookmark

Yaşamın kökenine dair: Hidrotermal menfezler

Bilim insanları, yaşamın ilk kez nerede ortaya çıktığı sorusuna cevap bulabilme olasılığı barındıran (gelgit havuzlarından kaplıca ve sıcak su kaynaklarına) pek çok ortamı araştırıyorlar. Bununla birlikte yakın zamanda bazı bilim insanları, yaşamın ilk olarak okyanus derinliklerindeki hidrotermal menfezlerin yakınında ortaya çıktığı hipotezini güçlendiren çalışmalar yaptılar. Bu menfezlerde bulunan kimyasallar ve bu kimyasalların sağladığı enerji, yaşamın evrilmesi için, pek çok kimyasal tepkimeye gerekli olan yakıtı sağlamış olabilir. Üstelik, biyologlar günümüzdeki organizmaların DNA dizilimlerini kullanarak, yaşayan tüm canlıların en yakın zamanda yaşamış ortak atasının izini sürdüler ve bu canlının, hidrotermal menfezlerde yaşamış olması çok olası olan sucul, olağanüstü sıcaklıklarda yaşayan bir mikroorganizma olabileceğine dair bazı izlenimler edindiler. Her ne kadar yaşamın, denizlerin derinliklerindeki bu menfezlerde başladığı hipotezini destekleyen bir dizi kanıt olsa da, emin olmaktan hala çok uzaktayız, ama araştırmalar devam ediyor ve nihayetinde bu araştırmalar yaşamın kökeni için başka ortamları işaret edebilir. (Yaşamın kökeni hakkında daha ayrıntılı bilgi için bu sayfalara göz atabilirsiniz).

fotoğraf www.bio.miami.edu'dan

Hidrotermal menfezler, okyanusların hiç güneş ışığının erişemediği derinliklerindeki “baca”lar. Bu bacalar, topraktaki yarıktan içeri girip magma ile karşılaşınca çok ısınarak geri fışkıran suyun (sıcaklığı 300 santigrattan bile yüksek olabiliyor), dışarıda neredeyse donma noktasında olan soğuk su ile karşılaşınca içinde çözülmüş mineralleri çökeltmesi ile oluşuyor. Menfezler, tektonik levhaların birbirinden ayrılmakta olduğu okyanus şeritlerinde oluşuyor. Hidrotermal menfezin yarattığı kimyasal enerji bakımından zengin bu ortam, inanılmaz çeşitlilikte ve bollukta canlı türüne yaşam alanı sağlıyor.

Wikipediadan

Wikipedia'dan

Hidrotermal menfezler (ve derin denizlerde yaşayan acayip canlı türleri) hakkında, TED‘in düzenlediği konferanslar sırasında yapılan iki harika konuşmayı izleyerek daha çok bilgi edinebilirsiniz. Konuşmaların Türkçe altyazısı mevcut:

İlk konuşma: David Gallo – Okyanusun derinliklerindeki hayata dair
David Gallo bizi, denizaltılar tarafından çekilen renkli videolar aracılığıyla Dünya’nın en karanlık, en vahşi, zehirli ve muhteşem yaşam alanlarına, yaşamın çok acayip, çok esnek ve şaşırtıcı derecede bereketli olduğu okyanus derinliklerindeki vadilere ve volkanik şeritlere götürüyor.

İkinci konuşma: Mike deGruy: Ahtapotun kancasında

Sualtı film yapımcısı Mike deGruy okyanusu on yıllardır yakından inceliyor. Çok iyi bir hatip olan deGruy, gezegenimizin mavi kalbine dair hayranlığını, heyecanını — ve korkularını — paylaşmak için Mavi Görev’de sahneye çıkıyor.

İyi seyirler…

Hazırlayan: B. Duygu Özpolat

(Not: İlk paragraf Evrimi Anlamak’tan).

Share/Save/Bookmark

Kitap: Biyoloji Felsefesi

Elliott Sober‘ın Biyoloji Felsefesi kitabı ODTÜ ve Muğla Üniversitesi’nden akademisyen ve öğrencilerin çabalarıyla Türkçe’ye çevrilerek Ağustos 2009′da yayınlandı. Bu saygın felsefecinin en iyi kitaplarından birini Türkçe okuyabilecek olmamız oldukça güzel bir gelişme. Yayınlanışının üzerinden biraz zaman geçmiş olsa da, kısa bir tanıtım yazısıyla Sober’ı ve kitabını, haberdar olmayan evrim meraklılarıyla tanıştırmak istedim.

kapak

Sober, Wisconsin Üniversitesi (Madison) felsefe bölümünde öğretim üyesi ve daha önemlisi, belki de yaşayan en önemli biyoloji felsefecisi. Biyoloji ve özellikle evrim konusunda yayınlanmış sayısız makalesi ve kitabı bulunuyor. Bunlar arasında en bilinenlerden biri olan Biyoloji Felsefesi, Kuzey Amerika’daki felsefe programlarında açılan biyoloji felsefesi derslerinde ders kitabı olarak okutuluyor. Daha önce çalışma imkanı bulduğum bu kitabın Türkçe’sini rafta gördüğümde çok sevinmiştim. Diğer eserlerinin de çevrileceğini ve Elliott Sober’ın Türkiye’de daha çok tanınacağını umuyorum.

sober

Kitabın içeriğine geçmeden önce biyoloji felsefesinin konusu ve kapsamına bir göz atalım. Biyoloji felsefesi son kırk yılda ismi koyulmuş, oldukça yeni bir çalışma alanı. Bilim felsefesinin bir alt dalı olarak görülüyor ve üç farklı felsefi aktivite içeriyor. İlkinde, genel bilim felsefesi içerisindeki konular (bilimsel değişim, indirgeme, bilimsel açıklama, vb.) biyoloji özelinde değerlendiriliyor. 20. yy. bilim felsefesinin genelde fizikle haşır neşir olduğunu, bilimle ilgili genel tezleri fiziği örnek alarak oluşturduğunu düşündüğümüzde, bunun oldukça önemli bir aktivite olduğunu söyleyebiliriz. İkincisinde, biyoloji biliminin yöntemleri, kuramları ve kavramsal karmaşaları felsefi analize tabi tutuluyor. Bu alanda kuramsal biyoloji ile biyoloji felsefesinin iç içe geçtiği söylenebilir, zira bazen felsefeciler bilimsel dergilerde yayın yaparken bazen de bilim insanları felsefi tezler üretebiliyor. Üçüncüsünde, geleneksel felsefi sorunlar biyolojiye atıfta bulunularak ele alınıyor. Özellikle epistemoloji ve ahlak felsefesi alanlarında biyoloji temelli tezlerle karşılaşmak mümkün.

Biyoloji felsefesi, biyolojinin tüm sahası ve dallarıyla ilgilense de bugüne kadar en fazla çalışma evrimsel biyoloji alanında yapıldı. Sober da bu kitabında konuyu evrimle sınırlı tutuyor ve genelde, bahsettiğim farklı felsefi aktivitelerin ikinci çeşidini uyguluyor. Evrim kuramınında ortaya çıkan kavramsal bulmacaların değerlendirilmesi kitabın içeriğinin çoğunu oluşturmakta. Meraklanmayın: genel bilim felsefesi ve evrim kuramının yayılımı hakkında fikirler de okuyacağız. Bu esnada, evrim hakkında bildiklerimizi yeniden konumlandıracak, bildiğimizi sandığımız fikirleri sorgulayacak ve kavramsal tartışmalardaki zorlukları daha iyi anlayacağız. Kitap üç bölüme ayrılmış durumda. Kavramsal karmaşalarımız Uyum, Uyarlanımcılık, Sistematik ve Seçilimin Birimleri adlı bölümlerde ele alınıyor. Evrim kuramına dışarıdan müdahale Yaratılışçılık, evrim kuramının yayılışı Sosyobiyoloji bölümlerinde değerlendiriliyor. Özellikle Yaratılışçılık adlı bölümü oldukça zihin açıcı bulduğumu söylemeliyim: Sober evrim kuramının bir savunusunu yapmaya değil, fikirlerin mantığını ortaya sermeye çalışıyor.

Evrim kuramı hakkında giriş düzeyinde bilgi sahibi olan meraklı okuyucuların bu kitaptan faydalanacağına eminim. Bunun yanında Biyoloji Felsefesi, felsefecilerin biyoloji bilimi hakkında ne gibi soruları değerlendirdiğini merak edenler için de değerli bir kaynak. Yine de söylemeliyim ki, bu bir popüler bilim ya da popüler felsefe kitabı değil. Birinci bölümün daha üçüncü sayfasında işler ciddileşmeye başlıyor ve metin boyunca grafikler, çizenekler ve formüllerle karşılaşıyoruz. Evrim meraklısı herkesin, karıştırmak, başından sonuna okumak ya da zaman ayırıp çalışmak için, bu kitabı edinmesini öneriyorum.

Yazan: Ediz Dikmelik
ediz.dikmelik [at] gmail.com

Künye:

BİYOLOJİ FELSEFESİ

Özgün adı: Philosophy of Biology
Yazan: Elliott Sober
Çevirenler: Gökhan Akbay, Zümrüt Alpınar, Orhan Aslan, Doç. Dr. Mehmet Elgin, Eda Keskin, Doç. Dr. Ayhan Sol, Daria Sugorakova, Can Yağız, Doç. Dr. Şahabettin Yalçın
Yayıncı: İmge Kitabevi Yayınları, 2009
Sayfa Sayısı: 463 sayfa
Kapak: Duysal Yaşar
Dizgi: Yalçın Ateş

Share/Save/Bookmark

Doğa Kütüphanesinin Evrim Bölümü

Kuzey Kıbrıs Kuşları ve Doğayı Koruma Derneği (KuşKor); “Kıbrıs Doğa Kütüphanesi Projesi” adlı bir proje gerçekleştiriyormuş. Projenin amacı “Kıbrıs hakkında yapılmış tüm biyoloji ve doğayla ilgili makale kitap vs. yayınları bir araya toplamak ve bu kapsamda bir kütüphane kurmak.

KuşKor çalışanı ve aynı zamanda bir Evrim Çalışkanı olan Damla Beton, Kıbrıs Doğa Kütüphanesi’nin bir bölümünü de biyoloji ve doğayla ilgilenen herkesin ilgisini çekebilecek kitaplardan oluşturmak istiyor. Tabii “doğa” deyince, “biyoloji” deyince evrimsiz olmaz.

Damla, bize son zamanlarda gittikçe artan evrimi konulu kitaplardan hangilerinin bir “Doğa Kütüphanesi”nde bulunmasının faydalı olacağını sormuş.

Peki sizce; bir kütüphanede mutlaka bulunması gereken “evrim” konulu kitaplar nelerdir? Neden bu kitapları tavsiye ettiğinizi de belirtirseniz, çok seviniriz.

Elbette projenin yukarıda belirtilen genel kapsamı çerçevesinde tavsiye edeceğiniz; her hangi kitap, makale vs. varsa onları da tavsiye etmekten çekinmeyin.

Yazan: Murat Gülsaçan

Not: Bu yazı, Murat Gülsaçan’ın kişisel blogu Acaib-i Alem ile eş zamanlı olarak Evrim Çalışkanları Blogunda yayınlanıyor.

Share/Save/Bookmark

Yeni Bölümler: “Baykuş Papağanını Korumak” ve “Peygamber Devesi Karidesi”

1) Baykuş Papağanını Korumak

Nesli tükenme tehlikesiyle ciddi şekilde karşı karşıya olan baykuş papağanı, diğer ismiyle kakapo, haberlere çıktığında bu durum genellikle iyiye işaret değildir. 1995 yılında, uçamayan bu büyük kuşlardan sadece 51 tanesi anayurtları olan Yeni Zelanda’daki sığınak adalarda dolanıyorlardı. Onların tükenmesine engel olmak için biyologlar papağanları avcıların olmadığı adalara taşıdılar. Fakat tehlikesiz bu ortamda bile onların üremesini sağlamak mümkün olmuyordu. Bunun sebebini sonunda anlıyoruz ve bu sayede bu hayvanların soyunun tükenmesine müdahale edebileceğiz gibi görünüyor. Nasıl olduğunu merak ediyorsanız ayrıntılar bu yazıda!

2) Peygamber Devesi Karidesi

Diğer bütün organizmalar gibi peygamber devesi karidesi de geçmişin evrimsel yükünü sırtında taşır. Bu evrimsel yükün karidesi nasıl ölümcül bir blöf oyununa ittiğini görün. Bu yazıda, bir soyun atalarından aldığı kalıtsal özelliklerin bu soyun gelecekteki evrimini nasıl kısıtlayabileceğini öğreneceksiniz. Özellikle, dış iskeletin eklembacaklılarda evrimin yönünü nasıl değiştirdiğini ve bir grup organizmanın (yazımızdaki örnekte peygamber devesi karidesi) dış iskeleti tarafından oluşturulan sınırlar içinde nasıl “yeterince iyi” çözümler geliştirdiğini göreceğiz.

Keyifli okumalar!

Evrim Çalışkanları

Küçük bir hatırlatma: Yeni yayınlanan bölümlerden haberdar olmak için Evrimi Anlamak ana sayfasındaki “bizden haber alın” kutusuna e-posta adresinizi yazarak haber listemize üye olabilir veya Facebook sayfamızdan yenilikleri ve etkinlik haberlerini takip edebilirsiniz. Ayrıca yeni bölümlerin listesine bu sayfadan da ulaşabilirsiniz. Önerileriniz, sorularınız veya bize katkı koyabileceğiniz konular için bu blogdaki “hakkımızda” sayfasındaki e-posta adresinden bizlerle bağlantıya geçebilir veya bu yazıya yorum yazarak düşüncelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Share/Save/Bookmark

4. Kitap Yarışmasının Talihlileri

Kitap ödüllü 4. yarışmamızın sonuçları belli oldu!

Sorduğumuz soruya doğru cevap verip Yazılama Yayınevi’nden “Bilim İnsanlarımız Darwin’i Selamlarken” kitabını kazanan talihli okurlarımız şöyle:

Zuhal Sağdıç, Cüneyt Mızrak, Mahmut Ercan Yıldırım

Kendilerini kutluyoruz.

Kazananların yarisma [at] evrimcaliskanlari.org adresine, isim, soyad, telefon numarası ve kitabın postayla gönderileceği adresi en kısa zamanda bildirmeleri gerekiyor.

Sorduğumuz sorunun cevabı şöyle olacaktı:

Yayılım hipotezini sınamak için başvurulan moleküler yöntem sonucu oluşturulan akrabalık ağacı (soyoluş), aynı adada yaşayan bireylerin birbirlerine, farklı adalarda yaşayan bireylerden daha yakın olduğunu gösteriyor. Yani DNA verileri adalar arası böcek yayılımının morflardaki 2:1 oranını oluşturmak için yetersiz kalacak kadar az olduğuna işaret ediyor. Bu durumda yayılım hipotezini öne süren bilim insanları bu hipotezden vazgeçmek durumunda kalmışlardır.

Kitap ödüllü yazılarımız devam edecek! Kaçırmamak için RSS üzerinden bizi takip edebilir, Evrimi Anlamak anasayfasındaki “bizi takip edin” kutusuna e-posta adresinizi girerek haber listemize üye olabilir veya Facebook sayfamıza abone olabilirsiniz.

Share/Save/Bookmark